Biri

Bu da Böyle Bir Sevda Öyküsü İşte…

Delikanlı bir değişim programı ile bir süreliğine Amerika’ya gelmişti. Çok yakışıklı ve akıllı olmasına rağmen çok da çekingen olduğu için bir türlü iyi dostluklar kuramıyor ve kendini çok yalnız hissediyordu.

Bir gün, çok zengin bir aile bu değişim programı ile yakın çevredeki okullara gelen çeşitli ülkelerden on kadar genci evlerinde misafir etti. Aile sadece zengin değildi, politikayla da yakından ilgiliydi.

Ev dediğimiz yer de adeta bir saraydı. Misafirlere tahsis edilecek en az beş altı oda vardı. Bahçe göz alabildiğine uzanıyordu ve çok bakımlıydı. Delikanlı bu ihtişam karşısında afalladı.

Ev sahipliğini evin genç kızı yapıyordu, misafirlerle aynı yaştaydı. Delikanlı kızı görür görmez vuruldu. İşin garibi kız da ilk karşılaştıkları andan itibaren ona özel bir ilgi gösterdi. Gerek kıza olan hayranlığı, gerekse kızın ona cesaret veren tavrı sonucu delikanlı üzerindeki tutukluğu bir yere kadar attı ve bütün grup içinde ikisi belirgin biçimde yakınlaştılar.

Delikanlı kızın yüz hatlarına şaşırdı. O güne kadar hiç bir yüz kendisini şaşırtmamıştı. ‘Nasıl olur da bir yüz tam olması gerektiği gibi olabilir?’.

Üstelik öyle çok ortak konuları, üzerinde konuşabilecekleri o kadar fazla şey vardı ki.

Ne yazık ki kız daha en başta kendini bütün misafirlere tanıtırken gardını almıştı: ‘Ben nişanlıyım, önümüzdeki yaz evleneceğim. Nişanlım da sizlerle tanışmak istemişti ama maalesef bu haftasonu şehir dışına çıkması gerekti’.

Kız onyedi bilemedin onsekiz yaşında olmalıydı ve delikanlı o çevrede, o yaşta olup da evlenme arifesinde olan hiç kimseyi tanımamıştı. Nişanlının resimleri evin bir kaç yerinde duruyordu, yani varlığından şüphe edilemezdi. Her iki ailenin de zengin ve politikacı oluşu, ailelerin karar verdiği bir beraberliği de akla getiriyordu.Delikanlının aklı, kızla konuştukça buna daha fazla yattı, çünkü kendisiyle bu kadar uyum gösteren birinin başka birine aşık olabilmesi ona imkansız geliyordu.

Rüya gibi bir haftasonu geçirdiler. Delikanlı misafir olduğu bir evde, nişanlı olduğunu en başta söyleyen kızın elini dahi tutamadı. Son gece ailenin büyüklerinin kendisine biraz mesafeli davrandıklarını fark etti ama bunu da doğal karşıladı. Zaten bir beklentisi olamazdı, ne kadar uyumlu olurlarsa olsunlar, kızı ne kadar hayallerindeki kız olarak kabul ederse etsin ve kız da ne kadar ona yakınlık gösterirse göstersin, arada bir nişanlı vardı ve asla aşılamayacak olan bir zenginlik ve aristokrasi farkı.

Son gece, geceyarısını epey geçene kadar bahçede oturup diğer tüm arkadaşları yattıktan sonra da konuşmalarına devam ettiler. Yatmak üzere ayrılırken delikanlı ilk kez elini kızın elinin üstüne koydu ve onu tanımış olduğu için kendini ne kadar mutlu hissettiğini söyledi, kız da onu tanımış olduğu için ne kadar mutlu olduğunu söyledi ve bir süre elini çekmedi, sonra da çok yavaşça çekti.

Ertesi gün gençler birbirlerine ve ev sahiplerine veda ederek kendi yaşadıkları çevre kasabalara dağıldılar. Delikanlı da içi kan ağlayarak sevgilisi olsaydı dünyaların onun olacağı ama bunun asla mümkün olamayacağını bildiği genç kızla vedalaştı.

Ertesi haftasonu kızın sesini duymak istedi. Sadece sesini duymak. Başka hiç bir beklentisi yoktu. Gene de saatlerce tereddüt etti, sonra dayanamadı ve numarasını çevirdi:

- Alo, ben Manfred.

- Kim? – bir sessizlik oldu – anlayamadım?

Onun sesiydi.

- Leslie ile mi görüşüyorum? Ben Manfred. ‘Nasılsın’ diye sormak istedim, bir de geçen haftaki ev sahipliğiniz için sana ve aileye teşekkür etmek istedim.

- Özür dilerim, hatırlayamadım.

Delikanlının başından kaynar sular döküldü. Gene de ortada bir mantıksızlık vardı. Daha bir hafta önce beraberdiler. Öyle uzun uzun değil, kısaca dahi görüşmüş olsalar kendisini nasıl unutabilirdi? Kendi kulağına da garip gelen şu açıklamayı yapmak zorunda kaldı:

- Hani geçen haftasonu sizin evinizde misafirdik. Seninle de bazı konularda sohbet etmiştik.

Kız soğuk bir sesle:

- ‘Ha tamam, Manfred, hatırladım’ diye cevap verdi.

Delikanlı bir şeyler geveleyip ahizeyi kapattı ve bir süre telefon başında öylece kalakaldı. Öyle bir haftasonunu gerçekten hatırladığı şekilde yaşayıp yaşamadığı konusunda kendini sorguladı. Kızı çok beğendiği için yakınlıklarını kendine sonradan çok abartmış olabilir miydi? Öyle bile olsa, kızın kendini hatırlamakta neden bu kadar zorlandığını bir türlü anlayamadı ve hatırlanmaya değmeyecek bir insan olduğu için kendine acıdı.

Çok yıllar sonra, hayatı daha iyi tanıdığını düşündüğü zamanlarda, bir gece, rüya görüp uyandığında nedensiz yere aklına Leslie geldi. Uykusunun arasında onun kendisini neden hatırlamadığını artık bildiğini düşündü.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

  • 'Ne Anladım Ben Bu Hayattan' en son
    05.03.2012
    tarihinde güncellenmiştir.
  • Gün gün yazılar

    Nisan 2020
    Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
    « Kas    
     12345
    6789101112
    13141516171819
    20212223242526
    27282930