<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Biri &#187; Bölük Pörçük</title>
	<atom:link href="http://kemaltumerkan.com/?cat=9&#038;feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemaltumerkan.com</link>
	<description>Kemal Tümerkan</description>
	<lastBuildDate>Fri, 15 Aug 2025 19:47:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
		<item>
		<title>Fark Oluşturma Yöntemleri</title>
		<link>https://kemaltumerkan.com/?p=1727</link>
		<comments>https://kemaltumerkan.com/?p=1727#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Nov 2014 15:02:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kemal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bölük Pörçük]]></category>
		<category><![CDATA[Tümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kemaltumerkan.com/?p=1727</guid>
		<description><![CDATA[İş hayatında ya da gündelik hayatta ‘yaratıcılık’ ile ilgili tespitlerimi bir konuşmada anlatmıştım. Aslında çelişkili bir ifade ‘yaratıcılığı anlatmak’, ancak burada kastedilen tabii ki olan bir şeyin üzerine olanlardan faydalanarak farklı bir şey oluşturmak, bu nedenle gözlemlerin bazı insanlara ilham &#8230;</p><div class="read_more"><a href="https://kemaltumerkan.com/?p=1727"> devamını oku </a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İş hayatında ya da gündelik hayatta ‘yaratıcılık’ ile ilgili tespitlerimi bir konuşmada anlatmıştım. Aslında çelişkili bir ifade ‘yaratıcılığı anlatmak’, ancak burada kastedilen tabii ki olan bir şeyin üzerine olanlardan faydalanarak farklı bir şey oluşturmak, bu nedenle gözlemlerin bazı insanlara ilham verme olasılığı var.</p>
<p>Öznel görüş ve tespitlerim olarak okuyun lütfen:</p>
<p>Şöyle bir iddia ile başlayayım; ‘Yaratıcılık’ olarak tanımlayacağımız bir eylem, oluşturan tarafından derhal anlaşılan bir eylemdir. Başkaları nezdinde çok büyük olasılıkla hayret, hayranlık, takdir, ilgi uyandırır ama dışa açılmadan da ‘aklına gelen’ tarafından derhal bilinir. Bilgi yoksa, karşısındakiler tarafından nesnel bir kabulleniş olmayabilir.</p>
<p>Öte yandan bilgi yaratıcılıkla ilgili önemli bir ikileme neden olur; bilgi yoksa farkındalık olmayacağı için farklı bir şey söylediğimizi zannederken, daha önce söylenenleri tekrarlamış olabiliriz. Örneğin daha önce duymadığı için ‘Sessizliğin sesi’ tamlamasını büyük bir buluş gibi bir şiirinde kullanan şair, bu nedenle aslında ne kadar sıradan bir benzetme yaptığının farkında değildir.</p>
<p>İkilemin öbür ucunda ise, bilginin insanı sınırlaması vardır, bilgi hem önyargı oluşturarak sınırlar, hem de ‘tekrar’ endişesi vererek sınırlar. Bu nedenle bilgi &#8211; önyargı ilişkisini kırabildikçe yaratıcı olabiliriz.</p>
<p>Neden yaratıcı olmak, fark oluşturmak isteriz? Bir toplumdan pay alabilmek için, o toplumun ayakta kalabilmesi, ayakta kalan toplum içinde de bizim değerli bulunmamız gerekir. Gücümüzle bu payı arttırmak bazılarının harcıdır, bazılarımız ise bunu olumlu yönde fark oluşturarak yapabilir.</p>
<p>Gelelim yaratıcılığı nelerin tetiklediğine. Kendi gözlemlerime göre bir liste yaptım ama aralarında keskin ayırım olduğunu düşünmüyorum, ancak nüansların hatırına yakın ama aynı bulmadıklarımı ayrı başlıklar altına aldım.</p>
<p>1) Benzerlerin birikmesi</p>
<p>Unilever’in ‘Kirlenmek güzeldir’ kampanyasını buna bir örnek olarak düşünüyorum. Bu slogan kullanılana kadar o kadar fazla ‘Benim deterjanım daha iyi temizler’ kullanıldı ki, farklı bir sloganın farklı olduğunun anlaşılması için yeterli zemin hazırlanmış oldu. Zaten hiçbir zaman yeterince ‘benzer’ olmadan ‘yeterince farklı’ da olamaz <img src='https://kemaltumerkan.com/wp/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Benzerler öylesine birikir ki, bir noktada farklıyı değerli kılarlar.</p>
<p>2) Örnek alma, ilinti kurma, başka uygulamalardan öğrenme, benzetme</p>
<p>Kuşlar örnek alınarak uçakların kanatlarının düşünülmesi gibi&#8230; Mc Donalds ve benzeri fast food zincirlerinden yerel gıda zincirlerine; örneğin lahmacun zincirlerine geçiş. Futbolden başlayarak hentbol maçları tasarlamak. Eski romanlardan yola çıkarak TV dizileri tasarlanması. Sanırım en fazla örnek bu başlık altında bulunabilir.</p>
<p>3) Çağrışım</p>
<p>Datça Aktur’da gençlerin gece yarısından sonra içki içmeye gittikleri barın adı ‘Promil’. Bence çağrışımla bulunmuş, çağrışımla da mesajını gayet güzel veriyor.</p>
<p>4) Bir Sorunu Çözme isteği</p>
<p>Bir soruyu ya da sorunu çözebilmek için aklımızı zorlarız. Sevdiğim sorulardan biri 133 kişinin katıldığı elemeli bir tenis turnuvasında kaç maç yapılır sorusudur. Bu soruya uzun hesap yapmadan cevap verebilmek için farklı düşünmek ve bir şampiyon için 132 kaybeden olmalı düşüncesi ile cevabı 132 olarak verebilmek gerekir.</p>
<p>5) Hayallerimiz</p>
<p>Belki daha ziyade sanatçıların ve büyük devlet adamlarının ‘yaratıcılık’ dürtüsü hayalleridir. Picasso çizeceği ‘farklı’ resimleri öyle ya da böyle önce hayal etmiştir. Espirili bir örnek de Beethoven’e hayran, hayali Beethoven gibi olmak olan bir Türk’ten. Saatli Maarif takviminde okumuştum; soyadını Toven olarak değiştirmiş ve imzasını B.Toven olarak atarmış!</p>
<p>6) Tersini düşünmek</p>
<p>Çok değerli bir örnek Einstein’dan. Işığın hızı ile yapılan bazı deneyler zamanın göreceliğini gösterdiği için bütün fizikçiler deneylerdeki hatayı bulmaya odaklanırlarken, Einstein ‘Neden zaman göreceli olmasın ki?’ demişti. Bu tek cümle fizikte bugüne kadar edilen en ‘yaratıcı’ cümlelerden biriydi!</p>
<p>7) Beklenmedik bir hamle (Rastgele ya da irrasyonel)</p>
<p>Satrançta taş fedası aklıma ilk gelen örnek. Futbolde rakibin hiç beklemediği bir oyuncu ya da sistem değişikliği örneğin. Ancak aklıma gelen en güzel örnek Tom Sawyer. Halası duvarı boyamasını isteyince oflaya puflaya işe koyulmuşken, yaptığı işi sevdiğine inandırarak o duvarı arkadaşlarına, üstelik üste bilya, oyuncak vs alarak yaptırmak&#8230;</p>
<p>8) Eksiği tamamlama</p>
<p>Kendimden bir örnek: Zamanda ve uzayda bir nokta olduğumuz çok işlenmiştir. Ben bunda bir eksik görüp ‘Algılayamadığımız boyutlarda yok olduğumuzu’ eklemiştim.</p>
<p>9) Rastlantısal</p>
<p>Doğrudan veya yan ürün olarak karşımıza çıkabilir. Penisilin’in keşfi rastlantının doğrudan hediyesidir. 3M firmasının çok bilinen örneği ise, kuvvetli bir yapıştırıcı bulmak isterken ortaya çıkan zayıf yapıştırıcının ‘post it’ için kullanılmasıdır.</p>
<p>10) Bilginin ve gözlemlerin birikip zorlaması</p>
<p>Yerçekimi kanunun ifadesi ya da dünyanın güneş etrafında döndüğünün bulunması. Darwin’in evrim kuramı, yıllar boyu yaptığı binlerce gözlemin sonucudur.</p>
<p>11) Mevcutlardan karma yapmak</p>
<p>Pleasantville filmi geldi aklıma. Renkli filmlerle siyah beyaz filmlerin karmasını kullanarak hayatın ikilemlerini anlatmaya çalışmışlar. Daha basit bir örnek ise sütlü kahve olabilir <img src='https://kemaltumerkan.com/wp/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>12) Soru sormak</p>
<p>En başta ‘Niçin?’ sorusu. Sonra ‘Neden tersi olmasın?’, ‘Hangi masa?’, ‘Nasıl?’, ‘Ne olsa memnun olurum’ vs vs vs.</p>
<p>13) Duygular ve sezgiler</p>
<p>Sanat!</p>
<p>14) İhtiyaç</p>
<p>Gizli veya belirgin bir ihtiyaç varsa, hem bu ihtiyacı vurgulamak hatta arttırmak, hem de karşılayacak ürünleri bulmak için örnek bulmakta sanırım hiç kimse zorlanmaz. Sadece kredi kartı ya da iPhone desem yeterli sanki&#8230;.</p>
<p>15) Paylaşmak</p>
<p>Başka insanlarla fikir alışverişi yeni fikirleri getirir.</p>
<p>16) Deneme yanılma</p>
<p>Bazen de bir hedef için başarı şansı düşük gözükse de bazı şeyleri denersiniz olmaz, başka bir yol denersiniz, sonra başka bir yol ve hem görüşünüz açılır, hem de yeni yollar önünüzde açılır. Edison’un ampulü bulmadan bin kadar farklı düzenek denediği söylenir.</p>
<p>17) Doğum gibi&#8230;</p>
<p>En güzeli budur ama herkese her zaman nasip olmaz. Tabii ki bir birikimle olur ama o birikim o zamana kadar bilinçaltından yürümüştür. Einstein ‘Madde ve enerji aynı şeylerdir’ diye düşündüğünde bence bu doğumu yaşamıştır.Birçok önemli kuram ya da eseri bu madde altında görebiliriz.</p>
<p>18) Yaratıcılığın kendisi&#8230;</p>
<p>Nerede duracağı belli olmaz, hatta durmaz! Yaratıcı bir düşünce ya da eylem, yeni yaratıcı düşünce ve eylemleri tetikler. Cep telefonlarının akıllı telefonların keşfine, Newton fiziğinin görelilik kanunlarının bulunmasına, tekerleği bulan ilk çağ insanının, yarış arabalarının imal edilişine zemin hazırlaması gibi&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kemaltumerkan.com/?feed=rss2&#038;p=1727</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adil Olmak</title>
		<link>https://kemaltumerkan.com/?p=1495</link>
		<comments>https://kemaltumerkan.com/?p=1495#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Aug 2012 22:15:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kemal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bölük Pörçük]]></category>
		<category><![CDATA[Tümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kemaltumerkan.com/?p=1495</guid>
		<description><![CDATA[Babam anlatmıştı: Kabataş Lisesinde geçen yüzyılın başlarında çok sert bir tarih öğretmeni varmış. Bir gün, zor bir sınavın ardından herkesi tek tek ayağa kaldırarak pek de parlak olmayan sınav notlarını okurken, bir arkadaşlarını &#8211; notunu okumak yerine &#8211; adamakıllı azarladığını &#8230;</p><div class="read_more"><a href="https://kemaltumerkan.com/?p=1495"> devamını oku </a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Babam anlatmıştı:</p>
<p>Kabataş Lisesinde geçen yüzyılın başlarında çok sert bir tarih öğretmeni varmış. Bir gün, zor bir sınavın ardından herkesi tek tek ayağa kaldırarak pek de parlak olmayan sınav notlarını okurken, bir arkadaşlarını &#8211; notunu okumak yerine &#8211; adamakıllı azarladığını görüp onun adına endişelenmişler.</p>
<p>Hoca, öğrencinin, islamiyetin ilk yıllarındaki savaşlara ait soruları cevaplarken önemli dini şahsiyetlerden saygı belirten ünvanları ile söz etmemesine çok içerlemiş. Bu nedenle de öfkeyle bağırıp çağırarak çocuğu azarlıyormuş.</p>
<p>Diğer öğrenciler bu azarın arkasının &#8216;Otur: Sıfır&#8217; olarak geleceğinden emin olarak vurucu darbeyi beklerken öğretmen yüzünü buruşturup:</p>
<p>&#8220;On&#8221; demiş, &#8220;&#8230;ama yüzüne gözüne dursun !&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kemaltumerkan.com/?feed=rss2&#038;p=1495</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Masallardaki Dileklerimiz ve Bugün</title>
		<link>https://kemaltumerkan.com/?p=1343</link>
		<comments>https://kemaltumerkan.com/?p=1343#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Apr 2012 11:08:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kemal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bölük Pörçük]]></category>
		<category><![CDATA[Tümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kemaltumerkan.com/?p=1343</guid>
		<description><![CDATA[Masallarda iyi ve kötü ayırımı nasıl da belirgindir. İnsanoğlu korkularını ve dileklerini yansıtır efsanelere ve de masallara. Masalların içindeki en baskın dileklerimiz, haksızlığa uğramamak ve başkalarınca değerli bulunmak ise, daha gizli ikincil dileğimiz iyinin ve kötünün kim olduğunu kolayca ayırabilmektir. Ancak &#8230;</p><div class="read_more"><a href="https://kemaltumerkan.com/?p=1343"> devamını oku </a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Masallarda iyi ve kötü ayırımı nasıl da belirgindir. İnsanoğlu korkularını ve dileklerini yansıtır efsanelere ve de masallara.</p>
<p>Masalların içindeki en baskın dileklerimiz, haksızlığa uğramamak ve başkalarınca değerli bulunmak ise, daha gizli ikincil dileğimiz iyinin ve kötünün kim olduğunu kolayca ayırabilmektir. Ancak o zaman insan kendini belirsizlik ortamında kaybetmez, tehlikelere karşı da gerekli tedbirleri alabilir.</p>
<p>Bugünün dünyasında çatışan çıkarların, iç içe geçmiş aidiyetlerin, komploların, bilgi bombardımanının, değişen koşulların oluşturduğu o kadar fazla belirsizlik var ki, masallardaki bu en gizli dileğimize sığınıyoruz gibi geliyor bana. Fazla araştıramadan ve düşünemeden iyiyi ve kötüyü seçip, seçtiğimiz kötüye karşı tavrımızı alıyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kemaltumerkan.com/?feed=rss2&#038;p=1343</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Benim &#8216;Tekrarlayan Günüm&#8217;</title>
		<link>https://kemaltumerkan.com/?p=1236</link>
		<comments>https://kemaltumerkan.com/?p=1236#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Dec 2011 11:51:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kemal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bölük Pörçük]]></category>
		<category><![CDATA[Tümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kemaltumerkan.com/?p=1236</guid>
		<description><![CDATA[Çok sevdiğim &#8216;Groundhog Day&#8217; filmi, hep aynı günü yaşayan bir insanı ve sadece kendisinin o günü değiştirebildiğini anlatır. Eşim Işıl da,kendi bir gününü esprili bir şekilde naklettiği yazısında aslında hepimizin çoğu zaman aynı günü yaşadığımızı ama bunun da hoş bir &#8230;</p><div class="read_more"><a href="https://kemaltumerkan.com/?p=1236"> devamını oku </a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çok sevdiğim &#8216;Groundhog Day&#8217; filmi, hep aynı günü yaşayan bir insanı ve sadece kendisinin o günü değiştirebildiğini anlatır. Eşim Işıl da,kendi bir gününü esprili bir şekilde naklettiği yazısında aslında hepimizin çoğu zaman aynı günü yaşadığımızı ama bunun da hoş bir şey olduğunu yazmıştı. Yazısını okuduğunuzda aynı günü defalarca yaşayabildiği ve her seferinde bundan haz alabildiği için şükrettiğini hissedebilirsiniz.</p>
<p>Bu haftadan sonra onun &#8216;aynı günü&#8217; eskisinden küçük farklılıklar içerecek. İş hayatında yavaş yavaş da olsa bir değişiklik başlıyor. Onun yeni &#8216;aynı&#8217; günlerini de aynı duyguyla karşılayacağını biliyor ve hayata bakışının hep böyle kalması dileğimle yıllarca önce bana yazdığı ve çok sevdiğim yazısını aşağıya kopyalıyorum:</p>
<p>&#8216;My Groundhog Day&#8217; / Benim Tekrarlayan Günüm</p>
<div id="_mcePaste">Aslında bu film fantezi degil, bizim normal günlük hayatımızın neredeyse tıpkısı, mesela benim standart bir hafta içi günüme bakarsak:</div>
<div id="_mcePaste">Sabah 6:40′da zil calarak veya zili 6:39′da kapatarak kalkış,</div>
<div id="_mcePaste">Banyo faslı</div>
<div id="_mcePaste">Çayın altını yak, Aslı&#8217;nın ilacını folyodan çıkar,</div>
<div id="_mcePaste">Folyoyu kutuya tık, ucu prospektüse takılarak kutu dışına taşar,</div>
<div id="_mcePaste">Büyük çay bardagina su koy, ilaç elinde Aslı&#8217;nın odasına git</div>
<div id="_mcePaste">6:50 de Aslı’yı uyandırmaya çalış, yorgana sarılarak homurdanır</div>
<div id="_mcePaste">İlacı ve suyu pencerenin kenarına koy, &#8216;iki dakika sonra gelicem&#8217; de</div>
<div id="_mcePaste">Barış’a seslen, homurdanarak uyumaya devam eder</div>
<div id="_mcePaste">Giyin</div>
<div id="_mcePaste">Tekrar Barış&#8217;a acıklı gecikme edebiyatı yap, artık kalkar</div>
<div id="_mcePaste">Tekrar Aslı’ya git, ilacı içir</div>
<div id="_mcePaste">Mutfağa git, kahvaltıyı çıkar</div>
<div id="_mcePaste">Aslı&#8217;nın cantasını söylenerek al, fermuarı kapamadığı için kitaplar yere dökülür,</div>
<div id="_mcePaste">Çantayı topla, kapının yanına koy, yemeği suyu içine yerleştir</div>
<div id="_mcePaste">Kalkmayan varsa en acıklı kaldırma edebiyatindan yap</div>
<div id="_mcePaste">Ekmek gazeteyi al, kupon uygun sayfada ise kes</div>
<div id="_mcePaste">Bu arada çay demlenmiştir</div>
<div id="_mcePaste">Çay kahvaltı gazete, ohh</div>
<div id="_mcePaste">Kahvaltı sırasında arada bir hadi kızım de, homurtular işit</div>
<div id="_mcePaste">Aslı’ya hadi kızım saçını tara de, azar işit</div>
<div id="_mcePaste">Aslı&#8217;yı servise gönder, bu arada kediyi tut kacmasın</div>
<div id="_mcePaste">İkinci çayini iç</div>
<div id="_mcePaste">Yine geciktik diye fırla</div>
<div id="_mcePaste">Kosarak arabaya bin, kalk, bahçe kapısına git, Barış’ı bekle</div>
<div id="_mcePaste">5 dakika sonra Barış ayağını sürüyerek sallanarak gelir</div>
<div id="_mcePaste">Fırla git</div>
<div id="_mcePaste">İkinci köşede Eyüboğlu Fen Lisesi Servisi</div>
<div id="_mcePaste">Üçüncü köşede Üsküdar Fen Lisesi Servisi</div>
<div id="_mcePaste">Bazen servis beklemekte olan Duygu, Aslı’nın arkadaşı, selam verir, büyük değişiklik</div>
<div id="_mcePaste">Kızıltoprak’ta caddeye çıkarken bir iki araba selektör yapar, onlar sağa köprüye ben sola Üsküdar yoluna gitmek istiyorum, yollarını kestim, neyse ki bu arabalar sanırım her gün farklı, beni tanımıyordur</div>
<div id="_mcePaste">Aaaa, araba saatim kendi kendine haftalardan sonra çalışmaya başlamış, büyük değişiklik ve mutluluk, bir de radyom başlasa, deniyorum, hayır hala çalmıyor!</div>
<div id="_mcePaste">-Karacaahmet (Son Durak)</div>
<div id="_mcePaste">-Zeynep Kamil (İlk Durak),</div>
<div id="_mcePaste">-Okula Barış’ı bırakıyorum,</div>
<div id="_mcePaste">-ÜAL’nin arka yolu, Ermeni kilisesi, o köşe senin, bu köşe benim ve Fıstık ağacı:</div>
<div id="_mcePaste">Işıklara aldırmayarak bize yol vermeyen ana caddedeki araçlara içinden söylen, bir iki korna çal ve bir dahaki ışıkta cansiperane geçmeyi başar</div>
<div id="_mcePaste">Kadınlar kahvesindeki kadınlara içimden selam, kırk yılda bir durup bir çay içersem, uuf, ne mutlu bana!</div>
<div id="_mcePaste">Bağlarbaşı yokuşuna giderken soldaki bir köşkün yaşlı şoförüne (sonradan adı Hello Man oldu) bir selam,</div>
<div id="_mcePaste">Bağlarbaşından denize iniş; sonunda kıyıdayım, deniz ne güzel,</div>
<div id="_mcePaste">Eğer durup denizi koklasam, bu gerçekten büyük ayrıcalık, ama maalesef imkansıza yakın. Alis Harikalar Dünyası’ndaki gibi “Geç kalıyorum, geç kalıyorum”,</div>
<div id="_mcePaste">Beylerbeyi çıkışından yukarı sap, ağaclar çok güzel, her seferinde yeniden hayran kal</div>
<div id="_mcePaste">Köşede nöbetteki askerlere içinden bir selam, bazen hafif bir gerçek selam,</div>
<div id="_mcePaste">Otobüs durağında bekleyen iki Japon çocuk ve gözlüklü sivri bir genç kadın, kadın ööyle duruyor, tepkisiz, Japonlar da oldukça ifadesiz,</div>
<div id="_mcePaste">kenar kenar git veya ikinci sıradaysan tam doğru yerde sağ şeride gec, köprüde en sağda olmalıyım ki denizi daha iyi görebileyim,</div>
<div id="_mcePaste">Köprüye geçerken köşede iki polis, hararetle geç geç yapıyor, şöyle bir hızlanıyorum, saatlerdir adım adım gidiyordum, gaz pedalım paslanmış,</div>
<div id="_mcePaste">Polislerin biri genellikle gözlüklü uzun saçlı bir kız, iki polis de kız ise hem bakmadan “geç geç” yapıyor, hem aralarında konusuyorlar, herhalde yakışıklı arkadaslarının dedikodusunu yapıyorlardır</div>
<div id="_mcePaste">ve Avrupa’ya hoşgeldiniz levhası</div>
<div id="_mcePaste">Park yeri arayış, bu günün en heyecanlı anlarından biri, iyi bir yer bulunca cok seviniş</div>
<div id="_mcePaste">Şirkete gel, görevlilerle selamlaş,(Tüh, yine geç kalmışım)</div>
<div id="_mcePaste">Çay ve su al</div>
<div id="_mcePaste">Gülay çoktan gelmiş ve çayını iciyor</div>
<div id="_mcePaste">Bilgisayarı aç, emailleri, oku, yanıtla, v.s.</div>
<div id="_mcePaste">Gülay sıcak su alıyor, bitki çayını içecek, saat tam 10:30 olmalı, bakıyorum, evet 10:30</div>
<div id="_mcePaste">Ve saire, sakın bunu sıkılıp yazıyorum sanma, çoğunu çok seviyorum, ama aynı Ground Hog Day gibi değil mi?”</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kemaltumerkan.com/?feed=rss2&#038;p=1236</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8216;Doğru&#8217;nun Salınımı</title>
		<link>https://kemaltumerkan.com/?p=1229</link>
		<comments>https://kemaltumerkan.com/?p=1229#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Dec 2011 10:41:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kemal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bölük Pörçük]]></category>
		<category><![CDATA[Tümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kemaltumerkan.com/?p=1229</guid>
		<description><![CDATA[Kavramlar işimize yaraması için oluşmuşlardır ve en fazla işimize yarayan kavram da muhtemelen &#8216;doğru&#8217; kavramıdır, çünkü &#8216;doğru&#8217; kavramı ayrıca da işimize yarayan seçimleri işaret eder. Yani hem &#8216;kavram&#8217; olduğu için işimize yarar, hem işimize yarayan seçimleri yapmamıza yardımcı olduğu için. &#8230;</p><div class="read_more"><a href="https://kemaltumerkan.com/?p=1229"> devamını oku </a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kavramlar işimize yaraması için oluşmuşlardır ve en fazla işimize yarayan kavram da muhtemelen &#8216;doğru&#8217; kavramıdır, çünkü &#8216;doğru&#8217; kavramı ayrıca da işimize yarayan seçimleri işaret eder. Yani hem &#8216;kavram&#8217; olduğu için işimize yarar, hem işimize yarayan seçimleri yapmamıza yardımcı olduğu için.</p>
<p>Ancak &#8216;işimize yarama&#8217; muğlak bir ifadedir. Özellikle de sonsuza uzanan bir zaman dilimde işimize yaramayı düşündüğümüzde. Bugün işimize yarayan bir seçimimiz, bütün geleceğe bakıldığında işimize yaramayabilir. Çok basit bir örnek olarak, bol şeker yiyerek enerji alırız ama bu bizi ileride şeker hastası yapabilir.</p>
<p>Daha da önemlisi, &#8216;kendi işimize yarayan&#8217; seçimler, başkalarıyla çekişmeyi de beraberinde getirdiğinden mahvımıza dahi neden olabilir. Issız adaya düşen iki kişi, gemiden kurtardıkları yiyeceği paylaşmak yerine, tek başına sahiplenmek isterlerse çıkan kavgada en azından birinin yaralanması ya da ölmesi işten bile değildir.</p>
<p>&#8216;Doğru&#8217; bu nedenle kesin bir denge durumuna gelip orada durmaz. En azından bugüne kadar böyle bir noktaya ulaşıp durmamıştır. Bugünkü kişisel kazancımız, geleceğe yayılan kişisel kazancımız, kavga yerine paylaşmaktan gelecek kazancımız, dayanışma ile pastayı büyütmekten gelecek kazancımız aralarında salınım yapar dururlar.</p>
<p>Bir topluluk içindeki bireyler söz konusu olduğunda bile karmaşık olan bu etkileşim, farklı topluluklar arasındaki ilişkileri de içerdiğinde iyice arap saçına döner.</p>
<p>Çekirdekteki &#8216;Derhal ve diğer tüm insanları dikkate almaksızın&#8217; işimize yaraması dürtüsü çoğumuz için, içimizde bir yerlerde uyur. Yeterince çoğunluk bu çekirdek dürtünün çevresini dayanışmayı ve geleceği öne alan bir yapı ile kaplayınca, diğerlerinin içinde bu dürtü biraz daha alevlenir. Bu dürtüyü hayata geçirme olasılık ve olanakları artmıştır çünkü. Onlar bu yönde harekete geçince, çoğunluk içinden de fireler başlar ve içlerinden bazıları çekirdeğin etrafına kapladıkları yeni yapıyı sıyırırlar. Onların bu hareketi, bu kaplamayı yapmamış olan azınlığın içinden bazılarını da uyarır ve onlar da bu kaplamayı biraz biraz yapma gereği duyarlar. Böyle karşılıklı etkileşim ve geçişlerle &#8216;doğru&#8217; salınım yapar durur.</p>
<p>Doğru (en azından) bir de &#8216;tümden gelim&#8217; ve &#8216;tüme varım&#8217; arasında salınım yapar ama bu başka bir yazının konusu&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kemaltumerkan.com/?feed=rss2&#038;p=1229</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu da Böyle Bir Sevda Öyküsü İşte&#8230;</title>
		<link>https://kemaltumerkan.com/?p=1200</link>
		<comments>https://kemaltumerkan.com/?p=1200#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Dec 2011 21:45:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kemal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bölük Pörçük]]></category>
		<category><![CDATA[Tümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kemaltumerkan.com/?p=1200</guid>
		<description><![CDATA[Delikanlı bir değişim programı ile bir süreliğine Amerika&#8217;ya gelmişti. Çok yakışıklı ve akıllı olmasına rağmen çok da çekingen olduğu için bir türlü iyi dostluklar kuramıyor ve kendini çok yalnız hissediyordu. Bir gün, çok zengin bir aile bu değişim programı ile &#8230;</p><div class="read_more"><a href="https://kemaltumerkan.com/?p=1200"> devamını oku </a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p id="internal-source-marker_0.8238640145864338" dir="ltr">Delikanlı bir değişim programı ile bir süreliğine Amerika&#8217;ya gelmişti. Çok yakışıklı ve akıllı olmasına rağmen çok da çekingen olduğu için bir türlü iyi dostluklar kuramıyor ve kendini çok yalnız hissediyordu.</p>
<p dir="ltr">Bir gün, çok zengin bir aile bu değişim programı ile yakın çevredeki okullara gelen çeşitli ülkelerden on kadar genci evlerinde misafir etti. Aile sadece zengin değildi, politikayla da yakından ilgiliydi.</p>
<p dir="ltr">Ev dediğimiz yer de adeta bir saraydı. Misafirlere tahsis edilecek en az beş altı oda vardı. Bahçe göz alabildiğine uzanıyordu ve çok bakımlıydı. Delikanlı bu ihtişam karşısında afalladı.</p>
<p dir="ltr">Ev sahipliğini evin genç kızı yapıyordu, misafirlerle aynı yaştaydı. Delikanlı kızı görür görmez vuruldu. İşin garibi kız da ilk karşılaştıkları andan itibaren ona özel bir ilgi gösterdi. Gerek kıza olan hayranlığı, gerekse kızın ona cesaret veren tavrı sonucu delikanlı üzerindeki tutukluğu bir yere kadar attı ve bütün grup içinde ikisi belirgin biçimde yakınlaştılar.</p>
<p dir="ltr">Delikanlı kızın yüz hatlarına şaşırdı. O güne kadar hiç bir yüz kendisini şaşırtmamıştı. &#8216;Nasıl olur da bir yüz tam olması gerektiği gibi olabilir?&#8217;.</p>
<p dir="ltr">Üstelik öyle çok ortak konuları, üzerinde konuşabilecekleri o kadar fazla şey vardı ki.</p>
<p dir="ltr">Ne yazık ki kız daha en başta kendini bütün misafirlere tanıtırken gardını almıştı: ‘Ben nişanlıyım, önümüzdeki yaz evleneceğim. Nişanlım da sizlerle tanışmak istemişti ama maalesef bu haftasonu şehir dışına çıkması gerekti’.</p>
<p dir="ltr">Kız onyedi bilemedin onsekiz yaşında olmalıydı ve delikanlı o çevrede, o yaşta olup da evlenme arifesinde olan hiç kimseyi tanımamıştı. Nişanlının resimleri evin bir kaç yerinde duruyordu, yani varlığından şüphe edilemezdi. Her iki ailenin de zengin ve politikacı oluşu, ailelerin karar verdiği bir beraberliği de akla getiriyordu.Delikanlının aklı, kızla konuştukça buna daha fazla yattı, çünkü kendisiyle bu kadar uyum gösteren birinin başka birine aşık olabilmesi ona imkansız geliyordu.</p>
<p dir="ltr">Rüya gibi bir haftasonu geçirdiler. Delikanlı misafir olduğu bir evde, nişanlı olduğunu en başta söyleyen kızın elini dahi tutamadı. Son gece ailenin büyüklerinin kendisine biraz mesafeli davrandıklarını fark etti ama bunu da doğal karşıladı. Zaten bir beklentisi olamazdı, ne kadar uyumlu olurlarsa olsunlar, kızı ne kadar hayallerindeki kız olarak kabul ederse etsin ve kız da ne kadar ona yakınlık gösterirse göstersin, arada bir nişanlı vardı ve asla aşılamayacak olan bir zenginlik ve aristokrasi farkı.</p>
<p dir="ltr">Son gece, geceyarısını epey geçene kadar bahçede oturup diğer tüm arkadaşları yattıktan sonra da konuşmalarına devam ettiler. Yatmak üzere ayrılırken delikanlı ilk kez elini kızın elinin üstüne koydu ve onu tanımış olduğu için kendini ne kadar mutlu hissettiğini söyledi, kız da onu tanımış olduğu için ne kadar mutlu olduğunu söyledi ve bir süre elini çekmedi, sonra da çok yavaşça çekti.</p>
<p dir="ltr">Ertesi gün gençler birbirlerine ve ev sahiplerine veda ederek kendi yaşadıkları çevre kasabalara dağıldılar. Delikanlı da içi kan ağlayarak sevgilisi olsaydı dünyaların onun olacağı ama bunun asla mümkün olamayacağını bildiği genç kızla vedalaştı.</p>
<p dir="ltr">Ertesi haftasonu kızın sesini duymak istedi. Sadece sesini duymak. Başka hiç bir beklentisi yoktu. Gene de saatlerce tereddüt etti, sonra dayanamadı ve numarasını çevirdi:</p>
<p dir="ltr">- Alo, ben Manfred.</p>
<p dir="ltr">- Kim? &#8211; bir sessizlik oldu &#8211; anlayamadım?</p>
<p dir="ltr">Onun sesiydi.</p>
<p dir="ltr">- Leslie ile mi görüşüyorum? Ben Manfred. ‘Nasılsın’ diye sormak istedim, bir de geçen haftaki ev sahipliğiniz için sana ve aileye teşekkür etmek istedim.</p>
<p dir="ltr">- Özür dilerim, hatırlayamadım.</p>
<p dir="ltr">Delikanlının başından kaynar sular döküldü. Gene de ortada bir mantıksızlık vardı. Daha bir hafta önce beraberdiler. Öyle uzun uzun değil, kısaca dahi görüşmüş olsalar kendisini nasıl unutabilirdi? Kendi kulağına da garip gelen şu açıklamayı yapmak zorunda kaldı:</p>
<p dir="ltr">- Hani geçen haftasonu sizin evinizde misafirdik. Seninle de bazı konularda sohbet etmiştik.</p>
<p dir="ltr">Kız soğuk bir sesle:</p>
<p dir="ltr">- ‘Ha tamam, Manfred, hatırladım’ diye cevap verdi.</p>
<p dir="ltr">Delikanlı bir şeyler geveleyip ahizeyi kapattı ve bir süre telefon başında öylece kalakaldı. Öyle bir haftasonunu gerçekten hatırladığı şekilde yaşayıp yaşamadığı konusunda kendini sorguladı. Kızı çok beğendiği için yakınlıklarını kendine sonradan çok abartmış olabilir miydi? Öyle bile olsa, kızın kendini hatırlamakta neden bu kadar zorlandığını bir türlü anlayamadı ve hatırlanmaya değmeyecek bir insan olduğu için kendine acıdı.</p>
<p dir="ltr">Çok yıllar sonra, hayatı daha iyi tanıdığını düşündüğü zamanlarda, bir gece, rüya görüp uyandığında nedensiz yere aklına Leslie geldi. Uykusunun arasında onun kendisini neden hatırlamadığını artık bildiğini düşündü.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kemaltumerkan.com/?feed=rss2&#038;p=1200</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bağdat Caddesindeki Müzisyen</title>
		<link>https://kemaltumerkan.com/?p=1191</link>
		<comments>https://kemaltumerkan.com/?p=1191#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Nov 2011 20:51:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kemal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bölük Pörçük]]></category>
		<category><![CDATA[Tümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kemaltumerkan.com/?p=1191</guid>
		<description><![CDATA[New York metrosunda keman çalan ünlü kemancı Joshua Bell&#8217;in öyküsünü çoğunuz duymuşsunuzdur. Bir kaç gün sonraki konserine bilet yok ama metroda kimliğini açıklamadan çaldığı zaman da kimse durup dinlemiyor. Sadece çocuklar ilgileniyor. Toplayabildiği para da 32 dolar. Eşim Işıl Tümerkan &#8230;</p><div class="read_more"><a href="https://kemaltumerkan.com/?p=1191"> devamını oku </a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>New York metrosunda keman çalan ünlü kemancı Joshua Bell&#8217;in öyküsünü çoğunuz duymuşsunuzdur. Bir kaç gün sonraki konserine bilet yok ama metroda kimliğini açıklamadan çaldığı zaman da kimse durup dinlemiyor. Sadece çocuklar ilgileniyor. Toplayabildiği para da 32 dolar.</p>
<p>Eşim Işıl Tümerkan bu öykünün çağrıştırdığı bir ortak anımızı kaleme almıştı:</p>
<div>Geçen ilk bahar Şaşkınbakkal&#8217;da ikinci katta bir kafede camın  kenarında oturuyorduk. Hem kahve içiyor hem Bağdat Caddesi&#8217;nde hızla  akan yaşamı izliyorduk. Bir adam saksafon çalıyordu, bildik güzel  parçalar. Artık yalnız ona bakıyorduk.  İnsanların çoğu sanki görmeden  duymadan geçip gidiyordu. Çabucak para atıp geçenlerin arasında erkekler  de vardı ama çoğu kadınlardı.</p>
<p>Durup adamın gözlerine bakarak gerçekten  dinleyenler ise yalnızca bazı çocuklardı. Onların sokaktaki şarkıcıyı  dinlemekten keyif alacak vakti vardı ve onlar para için sokakta çalan  bir şarkıcıyı beğendiklerini göstermekten, onun için vakit ayırmaktan  utanmayı bilmiyorlardı. Bu çocuklar durup dinleyince anne/babaları da  durup dinliyordu.  Çocukları bu müziği dinlemek isteyen anne  babalar çocuklarının ilgisinden gururlu gözüküyordu, belli ki  çocuklarının hatırına diye durup dinlemekten de  mutluydular. Anne/babalar artık yeter diye düşünüp götürene kadar  çocuklar büyük bir keyifle dinlemeye devam ediyorlardı.</p>
<p>Dinleyenlerin  hepsi para veriyordu, ya kendileri, ya çocuklarının elinden.  Çocuklarıyla en gururlu gözükenler kağıt para veriyordu. 10 yaşlarında  bir oğlan epey dinledikten sonra annesi çekiştirip karşıya geçmek için yola devam  ettiklerinde birkaç adım atıp yaya geçidinin ortasında durdu. Annesinden para alacak zannettik  ama o kendi çantasından araştırıp para buldu, koşarak geri dönüp parayı  verdi ve yeşil ışık değişmeden yetişmek için yine koşarak annesinin yanına döndü.</p></div>
<div><span style="color: #ff0000;"> </span></div>
<div></div>
<div>O gün o saksafoncu ve dinleyicileri için yorumlar dışında pek bir  şey konuşmadık. En aklımda yer eden kafe keyfim de galiba bu oldu</div>
<p>Bu arada sanırım bizim adam Joshua Bell&#8217;den daha iyi kazanıyordu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kemaltumerkan.com/?feed=rss2&#038;p=1191</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Solcu Olmak Neden Artık Daha Zor?</title>
		<link>https://kemaltumerkan.com/?p=1152</link>
		<comments>https://kemaltumerkan.com/?p=1152#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Oct 2011 11:45:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kemal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bölük Pörçük]]></category>
		<category><![CDATA[Tümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kemaltumerkan.com/?p=1152</guid>
		<description><![CDATA[Bazen naif yaklaşımların insanın önünde yeni ufuklar açabileceğine inanırım. Kavramların kendimce &#8216;psikanalizini&#8217; yapmayı da bu nedenle seviyorum. Önce arkadaşlarıma sık sorduğum bir bilmece ile başlayayım: Bir kısa öykü anlatacağım ve bu öyküdeki mantık hatasını bulmanızı istiyorum: İlk İngiliz savaş pilotlarından &#8230;</p><div class="read_more"><a href="https://kemaltumerkan.com/?p=1152"> devamını oku </a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bazen naif yaklaşımların insanın önünde yeni ufuklar açabileceğine inanırım. Kavramların kendimce &#8216;psikanalizini&#8217; yapmayı da bu nedenle seviyorum.</p>
<p>Önce arkadaşlarıma sık sorduğum bir bilmece ile başlayayım: Bir kısa öykü anlatacağım ve bu öyküdeki mantık hatasını bulmanızı istiyorum: İlk İngiliz savaş pilotlarından John Smith, birinci dünya savaşında önemli kahramanlıklar yapmış ve bu nedenle bu ülkenin en değerli madalyalarından birini almıştı. John Smith savaş biter bitmez çiftliğine çekildi, hayatının geri kalanını çiftçilik yaparak geçirdi ve 1938 yılında öldü. Askerlikten ayrılalı yirmi yıl olmasına rağmen cenaze törenine yüksek rütbeli subaylar ve önemli politikacılar da katıldı ve Savunma Bakanı törende kısa bir konuşma yaptı: &#8220;Birinci Dünya savaşında ülkemize çok önemli hizmetler yapmış olan John Smith&#8217;i şükran duygularımızla son yolculuğuna uğurluyoruz&#8221;.</p>
<p>Şimdi, cevap üzerinde biraz düşünün. Bu satırı yazarak cevaba hemen bakmamanızı sağlamaya çalıştım.</p>
<p>Mantık hatası şurada: Henüz ikinci dünya savaşı başlamamışken ve &#8216;İkinci Dünya Savaşı&#8217; olarak adlandırılmamışken, 1914 &#8211; 1918 Dünya savaşından &#8216;Birinci Dünya Savaşı&#8217; olarak bahsedilmez.</p>
<p>Bu soruyu niçin hatırladım? Kavramlar öyle bir anda oluşmaz ve oluştuktan sonra da durağan kalmaz. &#8216;Sağ&#8217; kavramına naif bir bakış atarsak en uç noktada  &#8216;Herkes gücü (Fiziksel gücü, becerisi, yeteneği, aklı, kurnazlığı vs) oranında diğer insanları kullanabilir&#8217; anlayışına dayandığını hissedebiliriz. Tahterevallinin tam öbür ucuna koyabileceğimiz anlayış ise şudur: &#8216;Hiç bir insan diğer bir insanı kullanmasın&#8217;. Bu da sol anlayışın en uç noktasıdır. (İki uç nokta da olanaksızdır)</p>
<p>&#8216;Sağ&#8217; doğaldır, &#8216;sol&#8217; ortak akılla doğalı değiştirme çabasıdır. Yani bence &#8216;sağ&#8217;a göre konumlanmayan &#8216;sol&#8217; olmaz. (Çağrışım burada oldu, ikinci dünya savaşı olmadan birinci dünya savaşı denmez <img src='https://kemaltumerkan.com/wp/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> )</p>
<p>Bugün &#8216;sol&#8217;un içinde bulunduğu konumlanma zorluğu, &#8216;sağ&#8217;ın konumunun zaman içinde değişmesinden kaynaklanıyor. Gitgide insanların insanları kullanma biçimi değişiyor:</p>
<p><em><strong>Artık insanlar, diğer insanlarca &#8211; gitgide daha fazla &#8211; onların istediğini ister hale getirilip kullanılıyorlar !</strong></em></p>
<p>Bu da ciddi boyutta bir kavram kargaşası yaratıyor. &#8216;İstediğimi yapıyorsam özgürüm, istediğimi nasıl ister hale getirildiğim umurumda değil&#8217; anlayışına karşı bir duruş geliştirmek zorlaşıyor, hatta bazıları için anlamsızlaşıyor.</p>
<p>Çözüm bulmak isteyen için zorluğun nereden geldiğinin bilincine varmak ilk adım diye düşünüyorum ben.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kemaltumerkan.com/?feed=rss2&#038;p=1152</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İç İçe Başlayıp&#8230;</title>
		<link>https://kemaltumerkan.com/?p=1145</link>
		<comments>https://kemaltumerkan.com/?p=1145#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Oct 2011 10:04:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kemal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bölük Pörçük]]></category>
		<category><![CDATA[Tümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kemaltumerkan.com/?p=1145</guid>
		<description><![CDATA[İletişimden başlayan söz&#8230; Kaydetmeyle başlayan yazı&#8230; Mabetlerden başlayan estetik mimari&#8230; İbadetle başlayan aidiyet&#8230; Gereksinimle başlayan para&#8230; Kar etmekle başlayan iş hayatı&#8230; Seks dürtüsüyle başlayan çekici estetik&#8230; Değerli olmak arzusuyla başlayan şöhret&#8230; Zekayla başlayan akıl&#8230; &#8230; Nedenleriyle iç içe başladılar ama &#8230;</p><div class="read_more"><a href="https://kemaltumerkan.com/?p=1145"> devamını oku </a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İletişimden başlayan söz&#8230;</p>
<p>Kaydetmeyle başlayan yazı&#8230;</p>
<p>Mabetlerden başlayan estetik mimari&#8230;</p>
<p>İbadetle başlayan aidiyet&#8230;</p>
<p>Gereksinimle başlayan para&#8230;</p>
<p>Kar etmekle başlayan iş hayatı&#8230;</p>
<p>Seks dürtüsüyle başlayan çekici estetik&#8230;</p>
<p>Değerli olmak arzusuyla başlayan şöhret&#8230;</p>
<p>Zekayla başlayan akıl&#8230;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Nedenleriyle iç içe başladılar ama kendilerine ait yeni platformlar da oluşturdular.</p>
<p>İç içe olunan platformlar halen yerli yerinde duruyor.</p>
<p>Ancak eskilerinden ziyade türev platformlar bugünün dünyasının belirgin yapı taşları.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kemaltumerkan.com/?feed=rss2&#038;p=1145</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Trendeki Çilli Kız</title>
		<link>https://kemaltumerkan.com/?p=1109</link>
		<comments>https://kemaltumerkan.com/?p=1109#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Oct 2011 10:08:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kemal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bölük Pörçük]]></category>
		<category><![CDATA[Tümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kemaltumerkan.com/?p=1109</guid>
		<description><![CDATA[Herkesten farklı düşünmeyi seven genç bir arkadaşın bir blogdaki yazısını okuduğumda aklıma kırk yıl kadar önce yazmış olduğum bir kısa öykü geldi. Yıllar önce, başka bir ülkede tanıştığım bir arkadaş, bir süre sonra: &#8220;Beni şaşırtan insanlar arasındaki farklılıklar değil, benzerlikler&#8221; &#8230;</p><div class="read_more"><a href="https://kemaltumerkan.com/?p=1109"> devamını oku </a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Herkesten farklı düşünmeyi seven genç bir arkadaşın bir blogdaki yazısını okuduğumda aklıma kırk yıl kadar önce yazmış olduğum bir kısa öykü geldi.</p>
<p>Yıllar önce, başka bir ülkede tanıştığım bir arkadaş, bir süre sonra: &#8220;Beni şaşırtan insanlar arasındaki farklılıklar değil, benzerlikler&#8221; demişti, o cümleyi de hatırladım.</p>
<p>O öykü şöyle bir şeydi:</p>
<p>TRENDEKİ ÇİLLİ KIZ</p>
<p>Delikanlı genç kızı gördüğü anda &#8216;Ne kadar güzel&#8217; diye geçirdi içinden. Kızın karşısına geçip oturmasından mutluluk duydu.</p>
<p>Mayıs başlarında bir cuma akşamıydı ve trenle Gebze&#8217;ye evine gidiyordu. Hava kararmak üzereydi. Yorgun ama gene de hoşnuttu halinden, haftasonu için yatılı okuldan eve dönmek güzel şeydi. Hele karşına bu denli cici bir kız oturursa&#8230;</p>
<p>&#8220;Aynı biblo gibi&#8221; diye düşündü.</p>
<p>Kızıl saçlıydı genç kız, çilliydi. Açık renk gözleri ışıl ışıldı. Vücudu artık çocukluğu arkasında bırakmış olduğunu söylüyordu. On sekiz yaşın o ilginç dünyasında delikanlı hayallere daldı, gitti.</p>
<p>&#8216;Çilli bir kız böylesine güzel olsun. Hayret doğrusu&#8230; Ah bir olanak geçse de elime konuşsak.&#8221;</p>
<p>Yutkundu, saati sormayı düşündü, vaz geçti.</p>
<p>&#8216;Niye bakmıyor, niye karşılaşmıyor gözlerimiz?&#8217;</p>
<p>Biletçi trene biletsiz binmiş iki çocuğu azarlıyordu: &#8220;İlk istasyonda defolup gidin başımı belaya sokmadan&#8221;</p>
<p>Kız çantasını açtı, para çıkardı: &#8220;Ben vereyim paralarını&#8221;</p>
<p>Delikanlı belli belirsiz gülümsedi: &#8216;Bak sen !&#8217;</p>
<p>Tren sarsıla sarsıla yoluna devam ediyordu. Kızın elini tuttuğunu düşledi ve öptüğünü. Önce yanağını, sonra hafifçe dudağını. Kızın ona sevgiyle sarıldığını düşledi.</p>
<p>Bir köprüden geçiyorlardı. Aşağıdaki yolda bir arabacı atını kırbaçlıyordu. Dikkati kızdan uzaklaştı bir an, &#8216;İnsafsız&#8217; diye geçirdi içinden.</p>
<p>Erenköy&#8217;e yaklaşıyorlardı, kız şöyle bir toparlandı.</p>
<p>&#8216;İnmese&#8230;&#8217; Delikanlı dişlerini sıktı farkında olmaksızın: &#8216;İnmese !&#8217;</p>
<p>Kız ayağa kalktı, kapıya yürüdü.</p>
<p>Delikanlı arkasından gitmek için büyük bir istek duydu: &#8216;Bir daha rastlaşır mıyız acaba?&#8217;</p>
<p>Tren durdu, kapılar açıldı, kız indi.</p>
<p>Delikanlı baktı arkasından&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kemaltumerkan.com/?feed=rss2&#038;p=1109</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
