<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Biri &#187; kemal</title>
	<atom:link href="http://kemaltumerkan.com/?author=1&#038;feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kemaltumerkan.com</link>
	<description>Kemal Tümerkan</description>
	<lastBuildDate>Fri, 15 Aug 2025 19:47:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
		<item>
		<title>Amasra, Zonguldak, Ereğli</title>
		<link>https://kemaltumerkan.com/?p=2108</link>
		<comments>https://kemaltumerkan.com/?p=2108#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 17:23:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kemal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezilerden Öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[Tümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kemaltumerkan.com/?p=2108</guid>
		<description><![CDATA[Buradaki gezi önerilerim genellikle daha uzak diyarlardaki küçük yerlere dair ama bu kez özellikle İstanbul’daki dostlarımız için üç günlük kısa bir batı Karadeniz gezisi önereceğim. Eşimle beraber bu gezimizden tahminlerimizin çok üstünde memnun kaldık. Gezimizin üç ayağı vardı: Amasra, Zonguldak, Karadeniz &#8230;</p><div class="read_more"><a href="https://kemaltumerkan.com/?p=2108"> devamını oku </a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Buradaki gezi önerilerim genellikle daha uzak diyarlardaki küçük yerlere dair ama bu kez özellikle İstanbul’daki dostlarımız için üç günlük kısa bir batı Karadeniz gezisi önereceğim. Eşimle beraber bu gezimizden tahminlerimizin çok üstünde memnun kaldık.<br />
Gezimizin üç ayağı vardı: Amasra, Zonguldak, Karadeniz Ereğli<br />
İstanbul’dan yola çıkan bir gezgini esas alarak anlatacağım. Hep dediğim gibi, birinin size kendi<br />
rotasını anlatması, size neleri aynı neleri farklı yapmak istediğiniz konusunda referans olur.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_01051.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2146" title="Cehennem Ağzı Mağarası - Ereğli " src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_01051-e1751470737520-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a><br />
AMASRA:<br />
Amasra’ya İstanbul’dan mola vermezseniz yaklaşık beş saatte gitmek mümkün. TEM (O7)<br />
üzerinden Bolu’ya gidip, biraz ilerisinden Amasra &#8211; Bartın yönüne ayrılıyorsunuz. Biz durmadık<br />
ama Bolu civarında ‘Highway outlet’ dikkatimizi çekti. Yola erken çıkanlar belki orada mola<br />
verebilirler.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_9956.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2109" title="Amasra, Mustafa Amca'nın Yeri" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_9956-e1751465804794-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a><br />
Amasra gerçekten çok güzel bir kıyı kasabası. Biz yola geç çıktık ve akşamüstü vardık. Otelimiz<br />
Sardinia idi. Yeri son derece merkezi ve tarihi Çekiciler çarşısının yanıbaşında. Odalar küçük, fakat<br />
temiz. Küçük balkonlarından ilçenin hareketliliğini görmek eğlenceli. Evlerin arasından deniz de<br />
görülüyor ama geniş bir deniz manzarası yok. Arabamızı da resepsiyondaki görevli alıp bir<br />
otoparka götürdü.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/PHOTO-2025-06-28-11-52-57.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2114" title="Amasra Kemere Köprüsünden" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/PHOTO-2025-06-28-11-52-57-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a><br />
Doğal olarak gürültüye hassas insanlar için öneremem. Bazı geceler çok gürültülü oluyormuş.<br />
Kıyıda yürüdüğümüzde bu otelin kardeş oteli gibi bahsettikleri Northdoor otele geldik. Denize<br />
girmek isteyenler için de, deniz manzarası seyretmek isteyenler için de bu otel ideal. Denizle<br />
arasında yol var. Önemli bir avantajı, yolun kenarında kendisine ait bir iskelesi olması. Bu otelde<br />
kalan bu iskelede güneşlenip denize girebilir. Kısa bir gezide dahi denize girmeyi düşünen varsa bu<br />
otel ideal. Otelde kalınmasa da terasında bir kahve içilir.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/PHOTO-2025-06-28-11-54-55-2.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2115" title="Amasra Kale girişi" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/PHOTO-2025-06-28-11-54-55-2-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a><br />
Kıyı şeridinde halk plajları, kafeler ve dondurmacılar var.<br />
Dondurmacı demişken, Amasra’da kime iyi bir dondurma veya balıkçılar haricinde lokanta veya<br />
pideci sorduysak olumsuz konuştu ve burada sadece balık lokantaları iyidir dediler.<br />
Biz de yemeği, bir dostumuzun önerisiyle Mete Bey’in ev sahipliğinde ‘Mustafa Amca’nın yerinde<br />
yedik ve çok memnun kaldık. Özellikle kenarda yer ayırtıp güneş batımına yakın masanıza<br />
oturursanız, denizin neredeyse üstünde çok güzel bir manzaraya karşı taze balık ve Amasra’ya has<br />
değişik tasarımlı salatalarından yiyebilirsiniz. Seviyorsanız üstüne de katı manda yoğurdu üzerine<br />
bal ve ceviz öneriyorlar.<br />
Bu lokantanın yakınlarında birkaç balık lokantası daha var. Hiçbirine haksızlık etmek istemem.<br />
Hepsi için iyi şeyler duydum, siz onlardan birini deneyebilirsiniz.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/PHOTO-2025-06-28-11-54-541.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2117" title="Amasra manzaralarından" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/PHOTO-2025-06-28-11-54-541-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a><br />
Amasra denince akla öncelikle güzel manzaralar, Romalılardan kalma kale duvarları ve Kemere<br />
köprüsü geliyor. Doğu Roma’nın mirasına sonradan Cenevizliler ve Osmanlılar da katkıda<br />
bulunmuş; gördüklerimiz hepsinden kalanlar. Özellikle Kemere köprüsünde denizin içeri girdiği<br />
manzarayı, Puglia’da çok beğendiğimiz Polignano Del Mare ve Asturias’taki Cangis De Onis’teki<br />
eski Roma köprüsüyle benzer güzellikte bulduk.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/PHOTO-2025-06-28-11-54-55.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2118" title="Amasra manzaralarından" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/PHOTO-2025-06-28-11-54-55-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a><br />
Manzara için de kalenin içine girerek yukarı doğru yürüdük. Önce Ağlayan Ağaç adı verilen<br />
mevkide ‘Tavşan Adası’nın martılarını seyredip dinledik, sonra biraz daha gayretle Boztepe’ye,<br />
Fener’in yanına çıkıp manzarayı seyrettik.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_99453.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2122" title="Otel balkonundan" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_99453-e1751467201132-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a><br />
Dalları terlediği için ‘Ağlayan ağaç’ denilen ağacın maalesef yıkılma tehlikesi geçirdiği için kesilmiş<br />
olduğunu, onun yerine esnafın bir küçücük ağaç sergilemekte olduğunu ekleyeyim. Ancak<br />
manzara için dizlerinden şikayeti olmayanların buralara çıkmasını öneririm.<br />
Çekiciler çarşısı, tahmin ettiğimden daha küçük bir çarşıydı. İçinde tahta oymacılar, süs eşyaları vs<br />
var. Tabii ki gezilmeli ama bir ucundan öbür ucuna kısa zamanda varmak mümkün.<br />
Amasra’ya geç saatte varıp, ertesi sabah da otelimizin balkonunda biraz oturup yola çıktığımız için<br />
bizim yaptıklarımız bunlar oldu. Kale içinde başka yollar ve manzaralar keşfedilebilir, muhtelif<br />
plajlarından denize girilebilir, Amasra’dayken veya dönüş yolunda Bartın Yolu üzerindeki 2000 yıllık<br />
‘Kuşkayası yol anıtı’ kabartması görülebilir, teknelerle Tavşan adası çevresinde gezilebilir.<br />
Yeterince farkında olmadığımız ve sonradan görmeliydik dediğimiz bir yer de Bartın &#8211; Amasra<br />
arasında kıyıdan yükselen lav sütunları oldu. Dünyada çok az yerde böyle oluşumlar olduğunu<br />
okudum. Lav sütunlarının önünden denize girmek de mümkünmüş, aklınızda bulunsun. Yani en<br />
azından iki gün ayırmak daha doğru olabilir Amasra ve çevresi için.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_9961.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2123" title="Denizin üstünde" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_9961-e1751467336275-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a><br />
ZONGULDAK YOLU, FİLYOS BELDESİ VE TİOS ANTİK KENTİ</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_9977.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2124" title="Filyos antik kenti girişinde " src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_9977-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a><br />
Amasra’dan Zonguldak’a giderken Bartın yakınından da geçiliyor ama biz bu gezide Bartın’a<br />
uğramayı düşünmedik. Tabii ki Bartın da böyle bir gezi programına dahil edilebilir.<br />
Zonguldak yolunda giderken, bir süre sonra Filyos plajı ve Tios antik şehrine sapılıyor.<br />
Tios antik kentini görmek, en azından Filyos&#8217;un uzun kumsalını kuş bakışı seyretmek için değer.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_9989.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2125" title="Filyos antik kentinden kumsala bakış" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_9989-e1751467725505-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Denizin içindeki antik liman kalıntıları da yukarıdan karaltı halinde seçiliyor. Onun dışında antik kentte görmeye<br />
değer fazla bir şey yoktu. Zaten gezmeye izin verilen küçük bir alan var. Depolama küpleri,<br />
değirmen taşı gibi nesneler sergileniyor.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_9985.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2126" title="Yeşillikler içinde su kemeri " src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_9985-e1751467911253-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a><br />
Ancak deniz ve yeşilliklerle 360 derece öyle geniş ve güzel bir manzara var ki, insan kendini mutlu<br />
hissediyor. Uzaklarda ağaçların arasında ayakta kalmış küçük bir parçası kalmış su kemerini ve<br />
kazısı devam eden amfi tiyatroyu görmek de güzeldi.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_9994.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2127" title="Amfi tiyatrodan deniz" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_9994-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a><br />
Tios antik kentini gördükten sonra plaja doğru inip sahil balıkçılarında yemek yenebilir ama biz<br />
geç kahvaltı ettiğimiz için devam ettik. Antik kentte çalışan görevliler, sahil yolunda 5 kilometre<br />
kadar sonra Türkali köyünde salaş bir balıkçı olan Nedimin Yeri’ni veya kumsalda eski bir lokanta<br />
olduğunu söyledikleri ‘Çapari’yi önerdiler. Yöre halklarından duyduklarıma değer verdiğim için not<br />
etmiş olayım.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_00031.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2129" title="Gölgök mağarası" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_00031-e1751468343482-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a><br />
Bir sonraki durağımız Zonguldak’a girmeden az önce Gökgöl mağarasıydı. Tios Antik kentinden<br />
Zonguldak’a sahilden gitmemizi önerdiler ama ben denemiş biri olarak önermiyorum. Sahil yoluna<br />
gitmek yerine geri dönün ve ana yola çıkarak Zonguldak’a devam edin bence. Sahil yolunda güzel<br />
manzaralar görürüz diye o yolu seçtik ama ilk beş on kilometreden sonra hem deniz gözükmüyor,<br />
hem de zaman zaman toz toprak içindeki dar yollardan geçiliyor ve kamyonların peşine takılınıyor.<br />
Bir daha gitsem kesinlikle o yolu seçmem. Böyle dedim ama göremediğimiz arkası lav sütunlu<br />
plajlara buradan gidiliyorsa fikrimi değiştirmem gerekir. Biz geçerken buna dair bir işaret görmedik.<br />
O sırada bilgimiz de olmadığından dosdoğru geçip gittik. Zaten dikkatimi fazlasıyla sadece yola<br />
vermem gerekiyordu.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0017.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2130" title="Gölgök mağarasındaki gölgelerimiz" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0017-e1751468472652-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a><br />
Gökgöl mağarasının girişindeki Berat kafeden çok memnun kaldık. Yediğimiz gözleme lezzetliydi<br />
ve çalışanlar güleryüzlüydü.<br />
Mağara da beklentimizi aştı. Açıkçası daha önce hiçbir büyük mağara gezmemiştim, o nedenle<br />
beklentimi aştığı yorumum anlamsız kalabilir. Sonradan Türkiye’nin beşinci büyük mağarası<br />
olduğunu okudum. Mağara içinde bir kilometreye yakın yürüdük. Renk renk aydınlatmalar, çeşitli<br />
sarkıt ve dikitler, yanımızdan akan su, genişleyen yerlerde minik seyir terasları ile adeta bir fantezi<br />
dünyası içinde yürüdük. Klostrofobisi olmayanların bu mağarayı görüp en sonuna kadar da<br />
yürümelerini öneririm.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0023.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2131" title="Mağaradan çıkış " src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0023-e1751468650370-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a><br />
Çıkıştaki müzenin hediyelik dükkanından müzeye destek için birkaç basit hediyelik aldık ama<br />
dikkatimizi o dükkanda satılan kestane balı çekti. İki yıldır kestane ağaçlarında pek çiçek olmadığı<br />
için kestane balı bulunmuyormuş, o nedenle yakın bir köyden gelen iki yıllık balları satıyorlardı.<br />
Bağışıklık için azar azar yenmesi önerilen &#8211; fazlası sağlığa zararlıymış &#8211; bu balın kilosu 2000 liraydı,<br />
çok pahalı geldi, almadım. Ancak kestane balı kolay bulunan bir bal değil, giderseniz aklınızda<br />
bulunsun.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0030.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2132" title="Bab-zer Otel, tren yolu ve önündeki plaj ve minik yarımada" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0030-e1751468776957-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a><br />
Buradan otelimize gittik. Bab-ı Zer otel, her odasına benzer ‘ağdalı’ isimler verilmiş, oldukça güzel<br />
bir butik otel. Önünden tren yolu geçiyor, bu tren yolu halen de aktif. Odadan aşağı bakıp geçen<br />
vagonların damlarını görebiliyorsunuz. Macera filmi çekenlerin, odalardan trenlerin üstüne atlama<br />
sahneleri için ideal <img src='https://kemaltumerkan.com/wp/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> .</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0038.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2133" title="Otelden dün batımı" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0038-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a><br />
Odalarda; avizelerin kafalara çarpacak kadar alçakta olması, klozetin çok alçak olması gibi bazı<br />
gariplikler olsa da, otelden genellikle memnun kaldık. Dik bir yamaçta yer alıyor ve otomobilimizi<br />
park ettikten sonra gidiş geliş için epey bir merdiven var. Ancak bu nedenle de manzarası güzel.<br />
Bir hayli aşağısında bir halk plajı var. Bu plaja bir kuleden asansörle iniliyor. Özetle manzara hem<br />
hareket içeriyor, hem de plajda yer alan bir minik yarımada ile beraber güzel; hele güneş batımını<br />
izlemek için ideal.<br />
Çok yorulduğumuz için yemeği de otelde yedik. Zonguldak’ta da, Amasra’da olduğu gibi insanlar<br />
lokanta ya da yemek tavsiyesi vermekte zorlanıyorlar. Oteldeki yemeğimiz bir özelliği olmamakla<br />
beraber makul kalitede bir yemekti. Zonguldaklılar bir turizm hamlesi yapacaklarsa, yeme içme<br />
kalitesini ve tanıtımını da ihmal etmemeleri gerekli… Zonguldak için bize verilen tek lokanta<br />
tavsiyesi ‘Bizim Çorbacı’ esnaf lokantasıydı. Yeme içme ile ilgili olarak bu konuyu gündeme getirdiğimizde bir dostumuz itiraz etti ve şunları söyledi: &#8220;Zonguldak&#8217;ta soslu kebap ve zılbıt, Devrek&#8217;te cevizli Gömeç ve beyaz baklava, Çaycuma&#8217;da manda yoğurdu ve malay, Ereğli&#8217;de pide ve çilek, Filyos&#8217;ta balık ve salata yenir.&#8221;<br />
Bu otelde, Zonguldak Geoparkı’nın müdürlüğünü yapmış Gülsüm hanımla tanıştık. İçinde maden<br />
müzesi, Gökgöl mağarası, başkaca mağaralar, çeşitli jeolojik oluşumlar, yaşlı porsuk ağaçları,<br />
akarsular, Harmankaya şelaleleri ve diğer küçük şelaleler vs gibi çeşitli gezmeye değer yerlerin<br />
olduğu geniş bir alanmış anladığım kadarı ile bu geniş ve özel park. Gülsüm Hanım&#8217;ın tanımlamasıyla, Zonguldak İl İdare sınırları ile deniz yönündeki 2 kilometrelik alan jeopark sınırlarını oluşturuyor. Anladığım kadarı ile bazı gönüllüler, bu parkı odak noktası yaparak Zonguldak’ı turizm açısından<br />
tanıtmaya çalışıyorlar. Emeklerine duyduğum saygı nedeniyle, konuya henüz hakim olmasam da iki<br />
websitesini burada paylaşıyorum: Zonguldakgeopark.com ve visitzonguldak.com.<br />
‘Visit Zonguldak’ sitesindeki bavul işaretinin üzerine tıklarsanız ilgi alanınıza göre size Zonguldak<br />
ve jeotermal arazi çevresinde gezi planı yapıyormuş. Bu yöreye seyahat edecek herkese bu iki<br />
web sitesine öncelikle bakmasını tavsiye ediyorum.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0048.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2134" title="Maden müzesi" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0048-e1751469023197-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a><br />
Gece, eğer yorulmamış olsaydık, bir taksi ile otelden de gözüken Fener tepesine gidecektik. Bu<br />
bölgede kafeler, lokantalar ve canlı müzik yapan yerler varmış. Gündüz gidilirse manzaranın güzel<br />
olduğunu ve oradaki 75 yıl kadar önce kömür ve atık taşıma için inşa edilmiş olan Varagel<br />
tünelinden sahile doğru inmenin güzel bir deneyim olduğunu söylediler.<br />
Ertesi gün maden müzesine uğradık. Burada ayrıca gruplar halinde maden ocağı deneyimi<br />
yaşayabileceğiniz bir ocağa inilebiliyor. Biz zamanımız olmadığı için bu deneyimi bir sonraki<br />
seyahatimize bıraktık.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0066.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2135" title="Zonguldak çevresindeki köylerdeki yeşil" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0066-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a><br />
KARADENİZ EREĞLİ<br />
Maden müzesini gezdikten sonra Karadeniz Ereğli’ye doğru yola çıktık. Yol kıyıya paralel gidiyor.<br />
Yol üstünde bahsedeceğim iki yer var: Biri Ilık Su. Burada görebildiğim kadarı ile yol ve deniz<br />
arasında üzerinde yerleşim yerleri de olan oldukça geniş bir ova var. Burada termal su çıktığını ve<br />
şifalı olarak bilindiği için yöre halkının bu suya girdiğini söylediler. Ancak fotoğraflardan bir hayli<br />
küçük bir doğal havuz olduğu izlenimi aldım. Denize kadar gidilirse Ilık Su plajının güzel olduğunu<br />
duydum. Biz zamanımız olmadığı için yoldan ayrılmadık.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0074.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2136" title="Dut ağaçları..." src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0074-e1751469332339-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a><br />
Yol Kozlu’dan geçiyor. Burada yaşayan dostlarımızın Kozlu esnaf lokanta tavsiyesini de ekleyeyim:<br />
Kemeraltı lokantası. Bu bölgede küçük kuzu kestaneleri yetişiyor ve bu nedenle kestane balı da üretiliyor.<br />
Diğer yol üstü bahsedeceğim yer ise İstanbul’dan yakın dostlarımızın köyü oldu. Doğa içinde,<br />
kendimizi ayrıcalıklı hissederek misafir olduğumuz bu küçük köy böyle bir seyahat yazısının<br />
konusu değil. Ancak ana yoldan denizin aksi yöne ayrılan yollar üzerinde köyler olduğunu ve eğer<br />
haziran ayında giderseniz yollardaki dut ağaçlarından harika dutlar yiyebileceğinizi söylemeden<br />
geçemedim.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0079.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2137" title="Hasan Kuru Ereğli pidesi" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0079-e1751469436273-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a><br />
Ereğli’ye girdiğimiz zaman bu ilçenin geniş yolları &#8211; Zonguldaklılar alınmasın &#8211; adeta Ereğli şehir,<br />
Zonguldak ise onun ilçesi izlenimi verdi. Gerçekten Ereğli’yi, şehre ilk girişimizden itibaren<br />
tahminlerimizin ötesinde beğendik ve Gökgöl mağarası girişindeki Berat Kafe’de tanıştığımız<br />
ressam Gülden hanımın neden öncelikle bu ilçede zaman geçirmemizi önerdiğini anladık.<br />
Ereğli denince, aklımızda iki yiyecek vardı: Ereğli pidesi ve Ereğli’nin Osmanlı çileği. Bu çilek çok<br />
kokulu, açık renkli ve küçük. Artık pek rastlanmıyor. Yol üstünde satılabiliyor olabileceğini<br />
söylemişlerdi ama göremedik. Ereğli’nin cuma günleri kurulan halk pazarına gidip orada sorduk.<br />
Maalesef sadece mayıs sonu, haziran başı bulunabiliyormuş. O tarihlerde yolu o bölgeye<br />
düşenlere duyurmuş olayım.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0081.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2138" title="Ereğli Otel Elif balkonundan" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0081-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a><br />
Ereğli pidesine gelince… Oraları bilen dostlarımız Ereğli girişinde İstanbul pideyi önermişlerdi. Biz<br />
görmeden geçmişiz. Dolayısı ile ilçe merkezinde, sosyal medyada çok methedilen ve sanırım en<br />
eski pideci olan Hasan Kuru’ya gittik. Ön taraftan çok dar ve karanlık bir lokanta gibi gözüküyor<br />
ama arkada ferah yerleri var. Hasan Kuru artık 80 yaşındaymış ve çalışmıyormuş. Ancak aynı<br />
formülle aynı kaliteye devam ettiklerini söylediler. Pidenin hamurunu beğendik, turist olduğumuz<br />
için jest yapıp malzemesini çok bol koymaları, düşünülenin aksine lezzetine olumsuz etki etmişti.<br />
Pideden devam edersek, İstanbul pideye ilaveten Ereğli’den Alaplı’ya devam edildiğinde sahilde<br />
Ereğli pide varmış, bir dostumuz da orayı önerdi.<br />
Gelelim kalacak yere: Biz sahilde Elif Otelde kaldık. Hem deniz manzaralı, hem hareketli hatta<br />
çevresi ‘cıvıl cıvıl’ olduğu için en doğru seçimi yaptığımızı düşünüyoruz. Otel de yenilenmiş olduğu<br />
için oldukça rahattı, hatta seyahatte kaldığımız en iyi oteldi diyebilirim. Yakınında denize açılan bir<br />
dere, önünde &#8211; manzarayı kapamayan &#8211; bir lokanta olduğu için sosyal medyada bir iki kişinin<br />
yazdığı gibi belki koku problemi olabilir ama biz bu sefer tanık olmadık. Otelle ilgili en büyük sorun<br />
otoparkı olmamasıydı. Yol boyunca Belediye’ye az bir para ödeyerek park edilebiliyor ama güzel<br />
bir havada ve kalabalık bir akşamsa yer bulmak imkansız. Bu nedenle orada kalacaklar için önemli<br />
bir ipucu veriyorum: Yakında eski otobüs terminalinin olduğu yerde büyük bir otopark var ve otele<br />
5 dakika yürüme mesafesinde. Günlük ücreti de 60 lira.<br />
Ereğli sahili tek kelimeyle cıvıl cıvıl; kalabalık ama tıkış tıkış da değil. Açıkçası birçok Ege kasabası<br />
sahilinden daha ferah ve daha keyifli. Gece yürürken sahildeki Kahverengi isimli kafede oturduk ve<br />
yediklerimizden memnun kaldık. Sahilde; Elif Otel’in hemen yanında Alemdar müze gemisi var.<br />
Kurtuluş savaşında Rusya’dan cephane taşıyarak katkı sağlamış olan bu gemi 1982’de sökülmüş<br />
ama son yıllarda müze olarak kullanılmak üzere aynısı yapılmış. Müze bakımdaydı, gezemedik ama<br />
gidecek olanların aklında olsun.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0093.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2140" title="Elif Otelin balkonundan" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0093-e1751469843818-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a><br />
Özellikle bahsetmek istediğim bir yer ise ‘Kadın Gücü Kooperatifi’nin satış dükkanı. Burada<br />
tazesinin peşinde olduğumuz Osmanlı çileklerinin reçeline rastladığımıza çok sevindik. Aldığımız<br />
Osmanlı çileği ve ağaç çileği (bunlar daha da küçük çilekler) reçellerini çok beğendik. Benim bu<br />
notlarımı okuyan çok kişi olmaz, o nedenle rahatlıkla diyorum ki, çilek reçeli seviyorsanız Ereğli<br />
Kadın Gücü kooperatifinden ısmarlayabilirsiniz. Çok bilinmesini istemem <img src='https://kemaltumerkan.com/wp/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_00861.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2141" title="Alemdar müze gemisi" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_00861-e1751469955340-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a><br />
Ereğli ile ilgili söyleyebileceğim belki de tek olumsuz şey, Ereğli Demir Çelik fabrikasının şehrin<br />
göbeğinde &#8211; kıyı yolunun ucunda &#8211; olması ve maalesef hava kirliliği üretmesi. Çoğu zaman hava<br />
kirliliği uluslararası standartlara uygun oluyorsa da, bazen sınır değerlerini aşıyormuş.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0089.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2142" title="Ereğli sahilinde gece" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0089-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a><br />
Ertesi gün kıyı boyu manolya ağaçlarının yanından geçerek Cehennem Ağzı mağaralarına gittik.<br />
Ben hiçbir yerde bu kadar çok manolya ağacı görmedim.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0102.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2143" title="Cehennem ağzı mağaralarından ortadaki " src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0102-e1751470210447-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a><br />
Cehennem Ağzı mağaraları ile izlenimlerini yazmasını da Işıl’dan rica ettim, son paragraf ona ait.<br />
Cehennem Ağzı mağaraları adı Yunan mitolojisindeki bir hikayeden kaynaklanmakta. Bu<br />
hikayeye göre Herkül (Heracles) cehennemin bekçi köpeği Kerberos’u ölüler ülkesi Hades’den<br />
alma görevini yerine getirebilmek için Cehennem Ağzı mağaralarından içeri girer. Bu arada Ereğli<br />
adının da Heracles’den geldiği söylenmektedir. Cehennem Ağzı mağaralarını oluşturan üç<br />
mağaradan biri Hristiyanlığın ilk dönemlerinden kalan bir ibadet alanı, biri de insan eliyle yapılmış<br />
bir su sarnıcı. Gökgöl mağarasından sonra oldukça basit görülen bu mekanda çok hoş başka bir<br />
anımız oldu. Pazartesi hariç her gün açık olan mekanın girişinde hediyelik eşya tezgahları ve<br />
oldukça değişik tahta ve deri işleri yapan sanatçılar var. Onlarla tanıştık, taze demlenmiş çaylarını<br />
içtik, hikayelerini dinledik ve çok güzel iki saat geçirdik. Zonguldak insanının ne kadar dost canlısı<br />
olduğunu gördük. Porsuk ağacı vazomuz ve özgün mini hoparlörümüz de evimizi süslüyor.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0110.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2145" title="Mağara" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2025/06/IMG_0110-e1751470609467-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a><br />
Not: Ereğli’den sonra İstanbul’a ya Düzce üzerinden ya Karasu üzerinden trafiğe göre yaklaşık üç<br />
buçuk &#8211; dört saatte dönülüyor. Yol Akçakoca’dan geçiyor ve eğer zamanınız uygunsa sahildeki<br />
balık lokantalarından birinde Karadeniz’in dalgalarına karşı yemek yiyebilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kemaltumerkan.com/?feed=rss2&#038;p=2108</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ren ve Mosel Nehri Kıyıları</title>
		<link>https://kemaltumerkan.com/?p=2052</link>
		<comments>https://kemaltumerkan.com/?p=2052#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Jun 2024 13:14:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kemal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezilerden Öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[Tümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kemaltumerkan.com/?p=2052</guid>
		<description><![CDATA[Dostlarımın bildiği gibi, büyük şehirler dışındaki yerlere hoşumuza giden seyahatler yaptığımızda, öncesinde kendi yaşadığım belirsizliği hatırlayarak deneyimlerimi aktarıyorum. Bu sefer Almanya’da Ren ve Mosel kıyılarını gördük. Özellikle Ren kıyısı bazı tur şirketlerinin nehir gemileri ile gezdirdiği yerler. Mosel ise Ren’e &#8230;</p><div class="read_more"><a href="https://kemaltumerkan.com/?p=2052"> devamını oku </a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dostlarımın bildiği gibi, büyük şehirler dışındaki yerlere hoşumuza giden seyahatler yaptığımızda, öncesinde kendi yaşadığım belirsizliği hatırlayarak deneyimlerimi aktarıyorum.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image3-2.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2088" title="Mosel (Cochem) " src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image3-2-e1717534694960-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Bu sefer Almanya’da Ren ve Mosel kıyılarını gördük. Özellikle Ren kıyısı bazı tur şirketlerinin nehir gemileri ile gezdirdiği yerler. Mosel ise Ren’e güneyden katılan önemli bir kolu. Bildiğim kadarı ile nehir gemi gezileri sadece Ren’i takip ediyor.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image02.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2067" title="Mosel kıyılarındaki yerleşim yerleri" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image02-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>Biz hem Mosel’i görmek istediğimiz için, hem de kendi hızımızla (yavaşlığımızla <img src='https://kemaltumerkan.com/wp/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> ) gezmek istediğimiz için trenle seyahati tercih ettik. Gerek Ren, gerek Mosel kıyılarında sık ve düzenli tren seferleri var. Özellikle Mosel kıyılarında tren seyahati çok güzel manzaralar da sunuyor. Tek zorluğumuz ucuz bileti seçmeye gayret etmek oldu. Aslında Almanya’da kişi başı 49 euroluk çok elverişli aylık bir tren uygulaması var ama hem bazı trenlerde geçmiyor, hem satın alımı karmaşık. Özetle biz beceremedik ama aklınızda olsun. Buna karşılık tren ofislerinden alabileceğiniz gezdiğimiz bütün bölgeyi kapsayan bir tren kartı ya da tren / gemi seferlerini kapsayan tek bir kart yok.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image0-21.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2065" title="Trenden Ren" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image0-21-e1717514500519-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Gezimiz Ren ve Mosel’e desem de, öncelikli hedefimiz Mosel kıyılarıydı. Yedi sekiz yıl önce kaybettiğimiz çok sevdiğimiz ve iyi dostumuz olan Alman komşumuz orada doğmuş, bir süre de oralarda yaşamıştı. Bize hep oraların güzelliğini anlatır, ziyaret edilebilecek kasabaların adını verirdi.</p>
<p>Sonuç olarak Ren ve Mosel gezimizi iki şehiri baz alarak yaptık. Ren kıyısında Wiesbaden ve Mosel kıyısında Cochem. Dolayısı ile ben bu bu iki şehir ve çevresinde neler yaptığımızı anlatacağım.</p>
<p>Hep söylediğim gibi: Birinin gittiği yolu anlatması, o yolu kendi seyahat anlayışımıza göre değiştirme hatta bu yolu reddetme imkanı verir.</p>
<p>Öte yandan ben bu seyahati yapmadan kendimi birçok başka seyahatimize göre daha belirsizlik içinde hissettiğim için aynı belirsizliği size hissettirmemeye çalışacağım. Yani bazen gereksiz denebilecek detaylar da vereceğim.</p>
<p>Wiesbaden’e tren S8 ve S9 Frankfurt havalanı Terminal 1’den kalkıyor. THY’yi bilmiyorum ama Pegasus Terminal2‘ye iniyor ve terminaller arası sürekli &#8211; ücretsiz &#8211; sefer yapan bir otobüsle Terminal 1’e geçmek gerekiyor.</p>
<p>WIESBADEN</p>
<p>Tren Frankfurt havaalanından yaklaşık yarım saat kadar sonra Wiesbaden garına (Hauptbahnhof) varıyor. Önce Ren’in karşı kıyısına geçip Mainz şehrine uğruyor ve tekrar Ren’den geçerek Wiesbaden’e varıyor. Bahnhofstrasse (Gar caddesi) garın karşısında uzanan cadde. Taksiler garın trenlere yakın kapısında değil, uçtaki kapısında duruyorlar. Biz Bahnhofstrasse’nin üzerindeki Luisenhof otelinde kaldık. Basit bir otel ama yeri çok iyi. Her şeyden önce eski şehire (Altstadt) ve yayalara ayrılmış Kirshgasse’ye yakın. Fiyatı da makul olduğu için lüks ya da konfor aramayanlara önerebilirim.</p>
<p>Wiesbaden meğer milyonerler şehri olarak bilinirmiş, çok daha önce gelmem gerekirmiş yani <img src='https://kemaltumerkan.com/wp/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Altstadt (eski şehir ya da şehrin tarihi en önceye dayanan bölümü diyelim) ve Kirch gasse’de gezinmek yapılabilecek en doğru şeylerden. Güzel binalar, güzel kafeler var. Buna bir gün ayırmaktan ziyade kaldığınız her gün bir iki saat ayırmak daha doğru.</p>
<p>Günün geri kalanı için burada yaptığımız ve duyduğumuz bazı aktiviteleri üç günlük bir program haline getirerek seçenek olarak sunayım:</p>
<ol>
<li>Markt Strasse’den kalkan mini trenle kentin diğer yerlerini gezmek. Bu mini trenden iki yerde inip bir sonraki turunda tekrar binebiliyorsunuz. Şehri gezerken her yerde park oluşuna; yeşilliklere ve ağaçlara hayran kalmamak elde değil. Hele mayıs ayında duyduğumuz kara tavuk ötüşlerinin güzelliği paha biçilmez. (Bu kadar güzel öten bir kuşa ‘kara tavuk’ adı da hiç yakışmıyor), İngilizcesi ‘Blackbird’)</li>
</ol>
<p>Mini trenin iki durağından biri tepelerden birindeki Rus ortodoks kilisesi. Bebeğini doğururken ölen bir Rus prensesinin kendisini kendi topraklarında yatıyor hissetmesi için kocası yaptırmış. Mini tren burada 10 dakika duruyor, çıkıp kilisenin de içinde göz atmak için yeterli. Kendinizi bir an Rusya’da hissediyorsunuz.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image5.jpeg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2061" title="Rus kilisesi" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image5-e1717513716850.jpeg" alt="" width="480" height="640" /></a></p>
<p>Diğer durak ise bir funiküler istasyonu: Nerobergbahn. 1888 yılında yapılmış bu funikülerin ilginç bir teknolojisi var. Aşağı inen vagon, diğer vagonu yukarı çekiyor. Ancak bunu yapacak ağırlığa sahip olmak için vagonlardan biri yukarıdaki istasyonda alttaki haznesine su alıyor ve bu su aşağıdaki istasyonda boşaltılıyor. Bu boşaltılan su, yukarıdaki istasyona pompalanıyor, yani su ziyanı yok.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/IMG_42131.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2098" title="Nerobergbahn maketi (müze)" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/IMG_42131-e1717584329751-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Bu funikülerle yukarı çıktığınızda şehrin yukarıdan güzel bir manzarasını, ağaçlar, çimenler, bir kafe, bir gazebo ve kara tavuklar göreceksiniz. İsterseniz funikülerle inin, isterseniz aşağı yürüyün. Aşağı inişin 1.6 km olduğunu gördük ama funikülerin çıktığı yükseklik 100 metreden az. Yani iniş yolunun aynı zamanda bir gezinti yolu olduğunu düşünebiliriz.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/IMG_42061.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2100" title="Gazebo" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/IMG_42061-e1717584582129-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Başta da dediğim gibi bu gezi size yettiyse, günün geri kalanı için hedef Altstadt olmalı.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image6-2.jpeg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2078" title="Wiesbaden Altstadt En Eski İdari Bina" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image6-2.jpeg" alt="" width="640" height="480" /></a></p>
<p>2) İkinci gün 4 veya 14 nolu otobüslerle Ren nehri kıyısına inmek ve buradaki Biebrich sarayını ve bahçesini görmek iyi bir seçenek.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image6.jpeg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2070" title="Biebrich Sarayı" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image6.jpeg" alt="" width="640" height="480" /></a></p>
<p>Sarayın içine girilmiyor ama harika bir bahçesi var. Yanlış da anlaşılmasın, peyzaj değil ağaçlar insanı etkileyen. Sonuna doğru bir de gölet var ama biz oraya kadar yürümedik. Bu bahçede zaman geçirebilirsiniz.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image5-2.jpeg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2081" title="Biebrich sarayının bahçesi " src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image5-2.jpeg" alt="" width="640" height="480" /></a></p>
<p>Kıyıda birkaç kafe var. Ayrıca Ren nehrinden geçen teknelere ve kıyıdaki ördek ve kuğulara bakarak da avare ama güzel zaman geçiyor. Burası ayrıca haritalarda Ren boyunca uzanan trekking yolu olarak işaretlenmiş.</p>
<p>Buradan geri dönüldüğünde garda inerek bu sefer nehrin öbür tarafındaki Wiesbaden simetriği Mainz kentine gitmek bir seçenek. Günlük otobüs bileti alarak bunu yapabilirsiniz.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image0-3.jpeg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2068" title="Mainz" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image0-3-e1717515106668.jpeg" alt="" width="480" height="640" /></a></p>
<p>Biz Luisenplatz’daki meydan otobüs ofisinden günlük otobüs bileti aldık. Mainz’a giden 6 numaralı otobüs de, Mainz içi otobüs ulaşımı da bu bilete dahil. Mainz’da da Altstadt’ı gezdik. Bu otobüsle Ren’in karşı kıyısına geçtikten sonra höfchen durağına ulaşıp St Martin kilisesinin olduğu meydanı ve Augustiner caddesini bulmak gerekiyor, Wiesbaden’e göre bence daha dar bir alan. Bir şey kaçırmadıysak tek bir uzun sokağı baştan başa yürümek yetiyor. Burada Gutenberg müzesi görülebilir. Benim fikrim Wiesbaden daha güzel bir şehir ama Mainz’da kısa zaman geçirdiğimiz için haksızlık da ediyor olmayayım.</p>
<p>3) Üçüncü gün için Ren kıyılarının belki en meşhur kasabası Rudesheim’a gitmek bir seçenek. Tren yaklaşık yarım saatte gidiyor. Burası özellikle nehir gemileri ile yapılan gezilerin, özellikle de Noel zamanı en popüler uğrağı. Çok güzel kafeler ve lokantalar var.</p>
<p>Biz burada mini trenle etrafı gezdik, yakındaki tepelere çıktık. Sonra da Siegfried mekanik müzik aletleri müzesini gezdik &#8211; ki özellikle ikincisini tavsiye ederim.  Yüzyıl kadar önce teknolojinin insansız mekanik donanımla piyano çalmak hatta orkestra oluşturmak için yaptıkları şaşırtıcı.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image4.jpeg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2080" title="Rudesheim mini tren turu" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image4-e1717532949307.jpeg" alt="" width="480" height="640" /></a></p>
<p>Ayrıca teleferikle tepeleri gezmek de mümkün ama hava uygun değildi.</p>
<p>Wiesbaden ilave genel notlar:</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/IMG_4319.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2095" title="Kurhaus" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/IMG_4319-e1717583773970-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Altstadt’a komşu Wilhelm caddesinin üzerindeki Kurhaus casino (kumarhane) ve şehir tiyatro/operası da görülmeye değer binalar. Kurhaus çok meşhur bir casino imiş. Binası da, göz attığımız kadarı ile içerisi de güzel.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image2-4.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2083" title="Casino bahçesi " src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image2-4-e1717533548300-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Kolonları ile dikkat çeken Şehir tiyatro/opera binasında ise (Hessisches Staatstheater) güzel opera ve konserler var. Ancak sanırım epey önceden bilet almak gerekiyor. Ayrıca şehirde parklarda açık hava konseri ilanları gördük ki, bu kadar güzel parklarda konser yapmamak yazık zaten.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image3.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2060" title="Kurhaus" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image3-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>Yemek yediğimiz yerlerden Webers Vikinger’i çok beğendik. Bu mevsimde (Mayıs) taze kuşkonmazla yapılan yemekler her lokantada oluyor, not etmiş olayım. Uhrturm’da da tavsiye edilmişti ama denemedik. Eiscafe Rialto ise dondurma çeşitleri ve kupları için, Les Deux Messieurs ise tartları ve kahvaltısıyla memnun kaldığımız yerler oldu. Bunlar hep Bahnhof Strasse’nin sonunda, Altstadt’a giriş bölgesinde, sanırım Schlossplatz olarak adlandırılan ve yakınında belediye binası dahil birçok tarihi bina olan meydanın çevresinde. Hotel Luisenhof’tan ise beş dakikalık yürüyüş mesafesinde.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/IMG_3854.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2094" title="Wiesbaden Altstadt " src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/IMG_3854-e1717583600296-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Tabii ki Wiesbaden’de görülecek yerler bunlarla sınırlı değil. Sonnenberg kalesi, botanik bahçesi, birçok park ve müze de var. Özellikle de termal su bölgesi olduğu için termal banyoları da unutmamak lazım. Bunları da keşfedecek olanlara bırakıyorum.</p>
<p>MOSEL KIYILARI</p>
<p>Başta söylediğim gibi, bizim asıl gitmek istediğimiz yer Mosel nehri kıyılarıydı. Bu bölgeyle bizi tanıştıran ve bir gün gitmemizi arzu eden Alman dostumuzu da anmış olduk bu gezi ile.</p>
<p>Ren nehri, Wiesbaden ve Mainz arasından geçiyor, Koblenz’de önemli bir kolu olan Mosel Lüksemburg istikametinde ayrılıyor. Ren sonra Köln’e doğru devam ediyor. (Nehrin akış yönü olarak değil, haritaya bakış olarak yazdım)</p>
<p>Wiesbaden’den trenle Koblenz’e yaklaşık bir buçuk saatte, Koblenz’den de Mosel üzerinde kalacağımız şehre; Cochem’e yaklaşık 40 &#8211; 45 dakikada geldik. Cochem’de Karl Müller otelinde yer ayırtmıştık ve oraya trenden indikten sonra 10 dakikada yürüdük. Daha sonraları gar ve otelin yakınındaki otobüs meydanı arasında epey sık seferler olduğunu gördük, bavullarla yürümeye değmezmiş.</p>
<p>Mosel promenadında yer alan otelimizi çok beğendiğimizi söylemeliyim. Bir kere son derece merkezi bir yerde. Ayrıca gerek kafe ve de lokanta olarak kullanılan terası, gerekse sardunyaların arkasından Mosel nehrine bakan balkonu ile kendimizi mutlu hissettik. Daha pahalı olsa da, balkonlu oda bence doğru seçimmiş.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/IMG_4110.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2096" title="Otelin balkonundan" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/IMG_4110-e1717584055374-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Mosel boyunca Cochem ve diğer bütün kasabalarda birçok kafe terasta ya da geniş balkonlarda servis veriyorlar. Hem dışarıdan hoş görünüyor, hem de oturup bir şeyler içtiğiniz zaman güzel bir nehir manzarasına karşı oturmuş oluyorsunuz.</p>
<p>COCHEM</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image1-2.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2075" title="Cochem" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image1-2-e1717531918516-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Cochem’in fazla büyük ve fazla turistik olduğundan korkuyordum ve acaba daha küçük bir köyde mi kalsak diye düşünüyordum ama araba kiralamadığımız için cesaret edemedim. Bugün özellikle Mayıs ayı için çok doğru kararı verdiğimizi düşünüyorum. Cochem de diğer kasabaların çoğundan büyük de olsa, bizim standartlarımızda gayet küçük bir şehir. Turistik de olsa rahatsız edici bir turist tuzağı sezmedik. Biz Mayıs’ta gezdik, belki bu nedenledir. Yazın farklı olabilir.</p>
<p>Nehrin iki tarafında da yerleşim var ve iki yaka güzel bir köprüyle bağlanmış.</p>
<p>Cochem‘de yapılacak şeylerin bence başında, şehre gelir gelmez tepede görülen ve bu kıyılardaki en büyük şato olan Reichsburg şatosuna çıkmak geliyor. Şatonun aşağıdan görünüşü de çok güzel ve masalsı. Şatoya yürüyerek çıkmak da mümkün ama biz otobüsle çıktık. Bütün otobüsler otobüs garı diyebileceğim ve merkezdeki köprünün hemen yanındaki meydandan kalkıyor. Her otobüs hattının hem gideceği yerler hem kalkış saatleri duraklarda yazıyor.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image2-2.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2076" title="Cochem şato" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image2-2-e1717532135223-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Şato eski bir şato ama yıkıldığı için yeniden yapılmış. İçini gezmek mümkün ama biz son rehberli turda Almanca rehbere denk geldiğimiz için gezmedik. Onun yerine kafesinde oturduk &#8211; ki çok güzel bir manzaraya sahip bir kafeydi. Oraya çıkan herkese öneririm. Şunu da söylemem lazım, biz ülkemizde genellikle böyle yerlerde manzara ya da mekan için fazla para ödemeye alışığız ama birçok Avrupa ülkesinde böyle değil, benzer hizmet ve ürünler için fiyatlar benzer.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image2-3.jpeg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2077" title="Şatodan Mosel ve şarap bağları " src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image2-3.jpeg" alt="" width="640" height="480" /></a></p>
<p>Şatodan aşağıya yürüyerek indik. İniş yolunda çok sayıda şarap tadım evi, mahzeni ve satış yeri gördük. Şaşırtıcı boyutta da ‘Zimmer Frei’ (Boş oda) ilanı vardı. Yani bu şehirde muhtemelen çoğu zaman önceden yer ayırtmadan da gelip beğendiğiniz bir pansiyonda kalmak mümkün. Ancak bizim için bavullarla bu pek kolay olmayacaktı. Ayrıca dediğim gibi biz hem manzarası, hem de konumu nedeniyle otelimizden memnun kaldık.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image0-5.jpeg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2079" title="Otel Karl Müller'in teras kafesi " src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image0-5.jpeg" alt="" width="640" height="480" /></a></p>
<p>Cochem’de sokaklarda dolaşmak, dondurma yemek, kafelerde oturmak &#8211; hele hava güneşli ise &#8211; bizim karakterimizdeki insanlar için neredeyse yeterli bir seyahat sebebi idi. Köprüden karşıya geçtik. Köprünün üzerinde durup nehri izlemek bile güzel bir aktiviteydi. Kırlangıçları ve aşağımızdan akan nehri izledik. Bunu da yazdım ki, böyle bir şeyden zevk almayacak biri buralara gelmeyi de düşünmesin <img src='https://kemaltumerkan.com/wp/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Turizm ofisinden önerilen üç şeyi yapmadık ama bahsedeyim: Teleferikle tepelerden birine çıkmak, mini trenle gezmek ve hardal imalathanesini gezmek.</p>
<p>Cochem’de memnun kaldığımız bir lokantadan da bahsedeyim: Kaleye çıkan yollardan birinde (Oberbachstrasse) eski bir şarap mahzenini lokanta haline çevirmişler. Pizzası güzeldi. Pizzeria Castello.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image0-6.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2089" title="Pizzeria Castello" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image0-6-e1717535020494-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Şarapseverler için de söylemeden olmaz: Mosel kıyılarında şarap bağlarından geçilmiyor. Genellikle eğimli yerlerde farklı ailelere ait çok sayıda bağ görmek mümkün. Özellikle beyaz Riesling şarapları meşhur.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/IMG_3987.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2104" title="Şarapevleri" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/IMG_3987-e1717585430748-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>COCHEM’DEN GEMİ TURLARI</p>
<p>Cochem’i merkez olarak olarak alıp Mosel kıyısındaki başka çevre köylerine gittik. Bunları aşağıda anlatacağım.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image2.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2071" title="Mosel kıyıları: Beilstein" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image2-e1717516898312-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Seyahat öncesinde aklımızda bazı yerleşim isimleri vardı ve buralara gemi ile ulaşabileceğimizi varsayıyorduk. Ancak hem umduğumuz şekilde kısa aralıklarla tarifeli gemi seferleri yoktu, ayrıca biz gelmeden nehir taştığı için Mosel’de su seviyesi hala yüksekti ve bazı seferler yapılamıyordu.</p>
<p>Ayrıca şunu not etmem gerekiyor ki, Mosel üzerinde elektrik elde etmek için seviye farkı ve gemi geçiş havuzları olduğu için uzak mesafelere ulaşmak çok zaman alıyor.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image3-3.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2092" title="Seviye havuzları " src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image3-3-e1717535971465-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Örneğin bazı günler Cochem’den Koblenz’e gemi seferi var ama trenin 45 dakikada aldığı yol gemi ile 4 saat kadar sürüyor. Gezmek için güzel ama bütün kıyı yerleşimlerine gemi seferleri ile gezi yapmak pratik değil.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image0-4.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2074" title="Mosel üzerinde gemide" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image0-4-e1717531698345-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Gene de Mayıs ayı itibarı ile Cochem’den gemi ile nerelere gidilebileceğini özetleyeyim, yazın daha fazla sefer olabilir.</p>
<ol>
<li>Nehirde gemi turu (Mosel rundtfahrt):  Bir buçuk saat kadar sürüyor, anladığım kadarı ile Mosel’de gezdirip hiçbir yere uğramadan dönüyor.</li>
</ol>
<ol>
<li>Beilstein: En sık sefer Cochem’in çok yakınındaki bu güzel köye. Biz de bu seferlerden biri ile Beilstein’a gittik, aşağıda bahsedeceğim.</li>
</ol>
<ol>
<li>Traben &#8211; Trarbach: Suyun yükselmesi nedeniyle bu seferler iki hafta kadar iptal edilmişti. Bu nedenle biz buraya trenle gitmek zorunda kaldık. Gidiş gelişin bütün günü aldığını da ekleyeyim. Ancak gidiş gelişte birçok küçük güzel köye uğradığı için bu geziyi yapmayı isterdim. Bence yapılması gereken bir gemi gezisi.</li>
</ol>
<ol>
<li>Koblenz: Koblenz’e de &#8211; en az 4 saat gidiş 4 saat dönüş &#8211; gitmek mümkün. Gidiş gelişin bir yönünü trenle yapmak daha doğru olabilir. Koblenz’in de güzel bir şehir olduğunu duydum ama biz uğrayacak zaman bulamadık. Özellikle Mosel &#8211; Ren ayırımını görmek isterdim. Büyük bir şehir olduğu için kısa bir ziyarette şehri tanıyamayacağımızı düşündük.</li>
</ol>
<ol>
<li>Bir de Cuma ve de Cumartesi geceleri canlı müzik ve danslı, şarkılı gemi turu yapıldığını not edeyim.</li>
</ol>
<p>MOSEL KIYILARINDA UĞRADIĞIMIZ YERLER:</p>
<p>Beilstein:</p>
<p>Buraya ‘Mosel’in incisi’ deniyor. Çok şirin küçük bir köy. Ancak benzerleri Avrupa’nın çeşitli yerlerinde var. Belki burayı farklı yapan nehir kenarında olması ve yeşillikler içinde tepedeki Metternich kalesi. Biraz zor gelse de, ortam da çok güzel olduğu için yavaş yavaş kaleye tırmandık. Ancak kalenin içindeki merdivenlerden en yüksek burcuna çıkamadık. Kondisyonu yeterli herkese de buraya çıkıp hem ortamın, hem manzaranın hem gene kara tavuk seslerinin keyfini çıkarmalarını öneririm.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image0-7.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2090" title="Beilstein şatodan nehre bakış " src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image0-7-e1717535369950-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Bu köyde bir de kilise ve kilisede “Black Madonna” (Siyah Meryem) var. Bu heykeli gördük, okuduğumuz kadarı ile İspanyollar 16. Yüzyılda şehri işgal ettiklerinde getirmişler.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image1-4.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2091" title="Beilstein şato bahçesinden" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image1-4-e1717535697667-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Cochem’den buraya gelirken bir seviye havuzundan geçiliyor. Gemi, Volga’nın devamı olan Rusya su yollarındaki gibi bir ‘asansör havuza’ alınıyor, havuza su giriyor ve tekne yükselerek nehrin devamındaki daha yüksek seviyeye geçiyor. Bu da ilginç bir tecrübe ama zaman kaybettiriyor.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/IMG_4077.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2102" title="'Black Madonna'" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/IMG_4077-e1717585008982-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Trier:</p>
<p>Beilstein’dan döner dönmez, Cochem’den Trier’e giden trene bindik. Trier Lüksemburg sınırına yakın büyük bir merkez. Romalılar tarafından MÖ birinci yüzyılda kurulmuş ve Almanya’nın en eski şehri kabul ediliyor. İçindeki bazı yapılar Unesco kültür mirası arasında.</p>
<p>Unutmadan Trier’den 30 km kadar devam edilirse Lüksemburg’a geçilebileceğini de yazayım. Bir dostumuzun söylediğine göre Lüksemburg’da şehir içi ulaşım ücretsizmiş, bu da ilave bir motivasyon olabillir <img src='https://kemaltumerkan.com/wp/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Cochem &#8211; Trier arasındaki mesafe 100 kilometreden biraz az, tren de sadece birkaç yerde durarak 50 dakikada gidiyor. Ancak Trier gezisini Beilstein ve kale tırmanışı ile aynı güne sıkıştırmamız hata oldu. Aslında yarım günde böyle şehirlerin hakkını vermek mümkün değil.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/IMG_4101.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2103" title="Trier Altstadt" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/IMG_4101-e1717585262889-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Trenden aşağı inen caddeden &#8211; Bu da Bahnhofstrasse olmalı &#8211; 10 dakika yürüyerek ‘Porta Nigra’ya ulaşılıyor. Burası Roma dönemine ait en büyük şehir giriş kapısı. Karardığı için böyle adlandırılan &#8211; ve muhtemelen bir gün itiraz edilip adı değişecek olan <img src='https://kemaltumerkan.com/wp/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  &#8211; bu etkileyici yapının arkasında Altstadt uzanıyor. Arabaların giremediği bu bölge çok geniş bir alanı kapsıyor. Sokaklarında yürüyerek bile gün geçer.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image2-7.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2087" title="Porta Nigra" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image2-7-e1717534526790-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Biz burada ‘hop on hop off’ tabir edilen turist otobüslerine binerek şehrin havasını algılamaya çalıştık. İlk izlenim olarak Wiesbaden’in daha güzel bir şehir olduğunu söyleyebilirim ama kesin konuşmamalıyım, çünkü Trier’de az zaman geçirdik. Burada kalacak biri için Porta Nigra ve Altstadt dışında Karl Marks’ın doğduğu evin, köprü, bazilika, anfitiyatro ve hamamlar dahil bazı önemli Roma kalıntılarının ve iki de önemli kilisenin (St Peter ve Meryem Ana) görülebileceğini söyleyeyim. Tarihe, özellikle Roma tarihine meraklı biri için çok ilginç bir şehir. Öncesinde biraz tarih çalışılarak, en azından Wikipedi’ye göz atılarak gelinmesi kaydıyla.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image6-3.jpeg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2082" title="Trier katedral" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image6-3.jpeg" alt="" width="640" height="480" /></a></p>
<p>Traben &#8211; Trarbach:</p>
<p>Ren kıyısındaki bu kasabayı görmeyi özellikle istiyordum. Bize buraların methini yapan Alman dostumuz burada doğmuştu. Bu nedenle buraya uzun bir zaman ayırdık. Aslında ilk bakışta Cochem’in küçük bir modeli gibi. Çok zarif çok güzel bir kasaba. Cochem gibi nehrin iki tarafına inşa edilmiş ve bu iki taraf arasında Cochem’de olduğu gibi güzel bir köprü var.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image2-6.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2086" title="Traben-Trarbach köprü" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image2-6-e1717534307730-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Biz burada sadece iki yakanın sokaklarında gezindik, bir de bir kafenin terasına oturup kahve içtik, dinlendik. Kafedeki garson, oturduğumuz terasın &#8211; ki nehre yüz metre kadar uzaktaydı ve zemin katın üstüydü &#8211; bir hafta önceki nehir taşması sırasında sular altında kaldığını söyledi. Buraya gelecek olanların özellikle bu mevsimdeki şiddetli yağış ve su baskınlarını kollaması lazım.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image1-3.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2085" title="Traben-Trarbach kıyıları " src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/image1-3-e1717534102189-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Cochem’den buraya gemi ile de gelmek ve dönmek mümkün ancak bu yolculuğu bir ulaşım vasıtasından ziyade nehir gezisi olarak düşünmek gerekiyor. Böyle bir gemi yolculuğu ile gidiş dönüş bütün günü alsa da yukarıda da söylediğim gibi birçok köye uğradığı için yapılmaya değer. Biz zaten su yükselmesi nedeniyle seferler iptal olduğu için trenle geldik. Tren için Cochem’den 10 dakikada ulaşılan Bullay’da aktarma yapmak ve oradan da tek ray üzerinde giden küçük bir trene binmek gerekiyor. Toplam yol aşağı yukarı 40 dakika sürüyor.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/IMG_4127.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2101" title="Traben-Trarbach köprü" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/IMG_4127-e1717584854192-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Bu seyahati yapmadan Mosel kıyılarında görmeyi hedeflediğim yerlerden sadece Bernkastel- Kues dışarıda kaldı. Bunun da sebebi, trenin oradan geçmeyişi ve otobüsle gitmenin de biraz alengirli ve zaman alıyor oluşu idi. Programımızı daha fazla sıkıştırmak istemedik, Mosel kıyılarındaki son günümüzü daha rahat geçirmek istedik.</p>
<p>Gene de benzer bir seyahati yapacak olanlara şunu önermek isterim. Traben &#8211; Trarbach ve Bernkastel-Kues arasında sabah saat 11’de bir gemi seferi var. Onunla gidip gelmek güzel olur diye düşündüm. Bir de aradaki karayolu mesafesi 23 km olduğu için muhtemelen Traben &#8211; Trarbach’dan Bernkastel’e otobüs vardır. İlla otobüsle gidilecekse en doğrusu turizm bilgi bürosundan en kısa yolu öğrenmek. Ancak Bernkastel-Kues de buralara gelmişken görülmesi gereken bir yer.</p>
<p>SON BİR ÖNERİ:</p>
<p>Yapmayı planladığım ama yapamadığımız tek şey, Ren Nehri üzerindeki (Orta Ren bölgesinde) Sankt Goar kasabasının yakınındaki otel haline getirilmiş ‘Schloss Rheinfells’de kalmak oldu. Haftasonu yer yoktu, sonrasına ise sıkıştırmak ve Cochem zamanından çalmak istemedik. Buralara seyahat etmeyi düşünenler bu şato oteli inceleyip burada da zaman geçirmeyi düşünsünler derim. O bölgeye gidip burada kalanlar güzel bir deneyim olduğunu söylüyorlar.</p>
<p>TEŞEKKÜR:</p>
<p>Başta dediğim gibi bu seyahat için planlarıma uygun bilgi bulmak zor olduğu için bölgeyi bilen birkaç dostumuzdan bilgi aldım. Onlara hem verdikleri bilgiler için hem de detaylı sorularıma gösterdikleri sabır için teşekkür etmek isterim.</p>
<p>Tabii ki önce bizi bu bölgeyle tanıştıran sevgili Gerhard Immich (anısına sevgiyle); kalacağımız iki oteli de büyük bir isabetle öneren Walter Weiner, o bölgede gezmeyi seven ve sık sık oradan fotoğraflar paylaşan Facebook arkadaşım Alaattin Diker, bebeklerinin doğumuna denk gelen günlerde bile bana detaylı bilgi verme zerafetini gösteren sevgili Serhat ve Billur Özeren.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/IMG_4060.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-2105" title="IMG_4060" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/06/IMG_4060-e1717585590682-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kemaltumerkan.com/?feed=rss2&#038;p=2052</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Asturias (İspanya)</title>
		<link>https://kemaltumerkan.com/?p=2007</link>
		<comments>https://kemaltumerkan.com/?p=2007#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Mar 2024 17:16:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kemal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezilerden Öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[Tümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kemaltumerkan.com/?p=2007</guid>
		<description><![CDATA[İspanya’nın en kuzeyindeki Asturias eyaletini gezmek sanırım bu ülkedeki çok az kişinin aklından geçmiştir. Nereden mi biliyorum: Kendimden. Çok yakın dostlarımız olan bir aile vesile olmasaydı benim de aklımdan geçmezdi. Kendilerine hem gezi için hem bu yazıya katkıları için teşekkür &#8230;</p><div class="read_more"><a href="https://kemaltumerkan.com/?p=2007"> devamını oku </a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.35.591.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2033" title="Playa Del Silencio Kayalıkları" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.35.591-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p style="text-align: left;">İspanya’nın en kuzeyindeki Asturias eyaletini gezmek sanırım bu ülkedeki çok az kişinin aklından geçmiştir. Nereden mi biliyorum: Kendimden.</p>
<p style="text-align: left;">Çok yakın dostlarımız olan bir aile vesile olmasaydı benim de aklımdan geçmezdi. Kendilerine hem gezi için hem bu yazıya katkıları için teşekkür ediyorum.</p>
<p>Peki, gittik de ne gördük? Her şeyden önce pandemi nedeniyle ve biraz da yaşın ilerlemesi nedeniyle epey paslanmıştık; bedenimiz ve aklımız biraz hareket gördü, iyi oldu. Öte yandan gözlerimiz de harika manzaralar, tenha fakat sempatik balıkçı köyleri gördü; o da iyi oldu. Birkaç da güzel yemek yedik; dolayısı ile memnun kaldık bu geziden. Benim gibi artık büyük şehir görme motivasyonu kalmamış ve farklı bir yer görelim diye düşünen arkadaşlarıma öneririm.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-31-at-2.26.06-PM.jpeg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-2044" title="İspanya'daki yeri " src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-31-at-2.26.06-PM-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a></p>
<p>Önce kısa kısa bölgeye ısındırma bilgileri:</p>
<p>- Biz Mart ortasında gittik. Arada yağmur da yağsa havalar genellikle iyiydi. Sanırım bahar aylarında hava sıcaklıkları üç aşağı beş yukarı İstanbul’la aynı.</p>
<p>- Mart ayında ortalık bir hayli tenhaydı, turist hele hemen hiç yoktu. Benim anladığım kadarı ile, yazın yabancı turist kadar, belki de daha fazla İspanya’nın farklı bölgelerinden buraya geliyorlar. Bir bakıma, yabancı turistler Madrid’e, Madridliler Asturias’a… Bu kadar tenha ortamlardan hoşlanmayanlar için Mart’tan ziyade Nisan ve Mayıs daha doğru ziyaret zamanları olabilir, ancak yaza kalınırsa aşırı kalabalık olacağını ve yörenin kalabalıkları ağırlamakta zorlanacağını öngörmek zor değil.</p>
<p>- Asturias’ın kıyı şeridi Bilbao’dan gelinirken doğuda Llanes köyü civarından başlıyor ve batı ucu olan Ribadeo’da Galiçya eyaletine komşu olarak bitiyor.</p>
<p>- İçeride ise yüzlerce dağ ve çok sayıda dağ köyü ve de yürüyüş rotaları var. Bunların en popüleri Picos de Europa.</p>
<p>- Bölgeye has yemekler dışında balıkçı köylerinde deniz mahsulleri yapan lokantalar çok. Ancak komşu eyalet Galiçya’yı görmüş olan dostlarımız Galiçya’nın bu konuda daha bile zengin olduğunu söylediler.</p>
<p>- Deniz çok temiz, çiftlik balıkçılığı yok; hayvancılık, süt, peynir üretimi ve de tarım bir hayli doğal şartlarda yapılıyor.</p>
<p>- Galiçya’daki Santiago de Compostela katedrali’nde biten çok meşhur hac yürüyüş yolunun üzerinde Asturias. Hatta bir yerde bir zamanlar burasının başlangıç noktası olduğunu okudum. Birçok yerde Santiago Camino’nun deniz kabuğu işaretini ve hacıları ağırlayan hosteller göreceksiniz.</p>
<p>- Baş şehri Oviedo. En büyük şehir ise Gijon.</p>
<p>- Kıyıda görülecek daha küçük köyler ve kasabalar: Doğudan Batı’ya doğru: Llanes, Ribadesella, Lastres, Tazones, Salinas, Cudillero, Ribadeo</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-31-at-2.21.26-PM.jpeg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-2045" title="Asturias'ın köy ve kasabaları " src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-31-at-2.21.26-PM-300x126.jpg" alt="" width="300" height="126" /></a></p>
<p>- Yukarıda bahsettiğim kıyı köyleri arasında çok güzel manzaralara sahip falezler, plajlar, deniz fenerlerinin de bulunduğu burunlar var. Ancak bunlardan bazılarına gidişler bir hayli zahmetli.</p>
<p>- Bölgeye has bir lisanları var, ancak anladığım kadarı ile İspanyol hükümeti bunu resmi olarak tanımıyor. Ancak yerli halk ve eyalet yönetimi bu lisanı koruyor ve yaşatıyor.</p>
<p>- Kendilerine has içecek ve yemekleri var. Bunların başında uzak ara ‘sidra’ geliyor: Elma şarabı.  Bizim Kahraman Maraş dondurması nasıl bir gösteri eşliğinde satılıyorsa, burada da elma şarabı bir gösteri eşliğinde ikram ediliyor. Garsonlar yukarıdan diğer ellerindeki aşağıdaki bardağa bakmadan elma şarabını döküyor ve böylece havalanmasını da sağlıyorlar. Yemek için ise Cachopo (Şnitzel içine peynir ve jambon) fabada (sosisli veya midyeli fasulye) yöresel ve her yerde bulabileceğiniz yemekleri. Tatlı olarak da sütlaç (artroz con leche) ve krem karamel her yerde bulunuyor.</p>
<p>- Türkiye’den gelmek için en yakın havaalanı Bilbao. Otobüs ve trenle gezmek mümkün dense de araba kullanmak çok esneklik sağlıyor. Biz Bilbao’dan araba kiraladık. Bilbao havalimanı Asturias kıyı şeridinin ortalarındaki ve iyi bir geceleme noktası olan Ribadesella’ya yaklaşık iki buçuk saat mesafede.</p>
<p>- İngilizce veya başka bir dil bilmek neredeyse hiç işe yaramıyor. Gelmeden birkaç kelime İspanyolca öğrenmek, o da olamıyorsa Google çeviri yükleyerek hazırlıklı olmakta fayda var.</p>
<p>- Kıyı bölgesinden içeride doğal parklar ve dağlar var. Yürüyüş seven gezginler için çok sayıda trekking rotası var. Sadece dağ bayır gezi rotalarında yürümek için dahi gidilebilir; tabii ki yeterince sporcu olmak kaydıyla…</p>
<p>- Lokantalar genellikle saat 16.00’da kapanıyor, 19.00 veya 20.00’de tekrar açılıyor. Dükkanlar da genellikle 14 &#8211; 16 arasında kapalı. Her yer için geçerli olmasa da “Dönerken şuradan alışveriş yaparım” ya da “Etrafı gezip sonra bu lokantaya gelirim” dediğiniz zaman açık oldukları zamanları öğrenerek yolunuza devam etmenizi öneririm.</p>
<p>- Bölgede şehir ve köyleri bağlayan yollar güzel. Bilbao’dan kıyı şeridi boyunca çoğu zaman hız limiti 120 km olan otoyoldan geldik. Autovia A harfi ile tanımlanıyor ve paralı değil. Autopista ise AP harfleri ile tanımlanıyor ve paralı. Carretera ise gidiş geliş ayrı olmayan yollar.  Bu bölgede otoyola para ödemeden araba kullandık. Ancak koylara, burunlara giden yollar dar, çoğu yerde toprak ve nerede olursa olsun park zor.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-31-at-2.31.18-PM.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2050" title="Tahıl ambarları (Horrero) " src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-31-at-2.31.18-PM-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>Bu bölge; görmeden önce gözümün önünde kolay canlanmadığı için, böyle bir seyahati planlayan arkadaşlarım için elimden geldiği kadar basitleştirmeye çalışacağım.</p>
<p>Gezimizde en büyük şehir olan Gijon’u biz dışarıda bıraktık, çünkü amacımız büyük şehirleri gezmek değildi. Ancak bu şehir Asturias kıyı şeridinin ortasında olduğu için referans olarak alacağım.</p>
<p>Seyahatimiz kaç gün sürecekse &#8211; eğer doğal parklarda uzun dağ yürüyüşleri, trekking yapılmayacaksa 6 gün kalmak uygun gözüküyor &#8211; bunun yarısını Gijon’un batısına (Galiçya ya da Portekiz tarafı) diğer yarısını Gijon’un doğusuna (Bask bölgesi ya da Fransa tarafı) ayırmanızı öneririm. Eğer dağ yürüyüşleri yapılacaksa doğu tarafına 4 veya fazla gün de ayırmak doğru olur.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.33.161.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2010" title="Otoyoldan ayrıldığınızda..." src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.33.161-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p><strong>GİJON’UN BATISI (SEYAHATİN İLK BÖLÜMÜ)</strong></p>
<p><strong> </strong>Burada insanın aklına ilk gelen şirin balıkçı köylerinde kalmak ama oraları görmüş biri olarak söyleyebilirim ki, bu köylerde pansiyon veya otel olanakları kısıtlı. Araba kiralanmışsa park yeri bulmak ve bavulları köy içine getirmek de bir hayli zor. Gene de, “Ben bir eski balıkçı köyünde kalmak isterim” diyen tabii ki kalsın. Bu takdirde bu bölgedeki ilk seçimi Cudillero, sonraki seçimi ise Luarca olacaktır.</p>
<p>Geceleme ve park olanaklarının daha fazla olduğu yerler ise eyaletin baş şehri Oviedo ve yakınındaki Aviles. Aviles yakınında epey bir sanayi tesisi var, şehir olarak da pek beğenmedik. Oviedo’dan daha sonra daha detaylı bahsedeceğim, 150 bin nüfuslu güzel bir şehir. Burada kalınabilir. Ancak ben bir dostumuzun önerisiyle kaldığımız Aviles’in sayfiyesi konumundaki Salinas’ta kalınmasını da önerebilirim. Bu kasaba, oldukça yeni bir kasaba; içinde hem güzel yeni binalar, hem çirkin yapılaşmanın olduğu yerler de var. Ancak geceleme olanakları ve çevreye kolay ulaşım açısından kalmak için uygun bir yer. Herkes kendi araştırmasını yapsın ama ben kendi deneyimime göre, gezinin bu ilk ‘batı’ bölümü için öncelikle Salinas’ta, ikinci seçenek olarak da Oviedo’da bir pansiyonda kalınmasını öneririm.</p>
<p>Yaklaşık üç gün ayırdığımız bu bölge için kısa kısa önerilerimi yazayım. Bunların bir kısmını bizzat gördük, bir kısmını gitmeden önce okuyup not almıştım ama zamanımız yetmedi.</p>
<p>SALİNAS:</p>
<p>Salinas, okyanus kıyısında oldukça yeni binalardan oluşan bir plaj şehri. Beyaz dalgaları ve o dalgaları bekleyen sörfçüleri seyredebileceğiniz uzun güzel bir plajı var. Bu plaj kenarındaki Philip Cousteau açık hava müzesi ise elinize bir termosla çayınızı veya içkinizi alıp hem plaj tarafını, hem kayalık diğer taraftaki manzarayı seyredebileceğiniz güzel bir alan. Salinas’ta kalmıyorsanız illa gelip görün diyemem ama Salinas’ta kalıyorsanız burada güzel zaman geçirebilirsiniz.</p>
<p>Salinas’ta bir akşam yerli halkın rağbet ettiği ‘Tres monos’ lokantasında (Üç Maymun) güzel bir balık yedik. Ayrıca plaja yakın Carmen pastanesinin tatlıları da güzel.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.28.30.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2011" title="Salinas Philip Cousteau Açık Hava Müzesinde" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.28.30-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>CUDİLLERO (Balıkçı köyü)</p>
<p>Cudillero derin bir koya yerleşmiş arkası yüksek kayalara yaslanan bir balıkçı köyü. Kıyıdan başlayarak yukarılardan güzel manzaraları seyretmek için muhtelif yönlere basamak basamak çıkmak, bu sırada da balıkçı ailelerinin halen yaşadığı evleri günlük yaşantıları içinde görmek mümkün. Bu yüksek manzara noktalarından gücümüzün yettiği bir balkona kadar çıktık. Burası, balıkçıların dönmesini bekleyen, yolunu gözleyen ailelerin akşamları gelip ufuklara baktığı bir balkonmuş. Onların ne hissettiğini anlamaya çalışarak biz de buradaki banka oturduk ve denizde uzaklara baktık.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.30.24.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2012" title="Cudillero" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.30.24-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Cudillero’da deniz kenarındaki daha turistik lokantalardan ziyade biraz daha arkada kalan El Faro lokantasının iyi olduğunu yerli halktan da duyduk, not ediyorum.</p>
<p>Cudillero’da iki ayrı halkın yaşadığını okudum. İçerilerde Cai’ler, deniz kenarında Cuideiru’lar yaşıyormuş. İçerideki mahallesi El Pito’da (Deniz kenarındaki balıkçı köyünden yarım saat yürüyüşle ulaşılabiliyormuş, tabii ki arabayla gitmek çok daha kolay) Palacios Set Selgas var. Bu saraya Asturian Versailles yakıştırması yapılmış. İçinde çeşitli tablolar var. Gene bu mahallede Jesus Nazareno kilisesi ve 8. Yüzyıldan kalma en eski ‘altar’ bulunuyor. Bizim zamanımız El Pito bölgesini gezmeye yetmedi.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.31.06.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2013" title="Cudillero" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.31.06-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Son olarak da macera sevenler için yakınlardaki nehrin yatağının değiştirilerek denize kavuşmasının farklı bir noktaya yönlendirildiği bir tünelden bahsedeceğim. Bu bir hayli karanlık ve yukarılardan sular akan tünelde yürümenin tehlikeli olabileceği girişindeki levhalarda yazıyor. Tabii ki içinde yürüyenler vardı. Ben de tünelin diğer ucunu merak etmedim değil.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.29.20.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2014" title="Cudillero nehrin bir kolunun tünelden geçişi " src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.29.20-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>PLAYA DEL SILENCIO (Silencio plajı/kumsalı/kayalıkları)</p>
<p>Plaj dediğime bakmayın, ziyaretçileri saymazsak neredeyse el değmemiş bir kumsal ve çevresindeki kayalık bölgelerle bir manzara ziyafeti diyebiliriz. Ancak biz yapmadıysak da kumsala inmek mümkün ve bu zahmete katlananları da güzel manzaralar bekliyor.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.34.08.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2015" title="Playa del Silencio" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.34.08-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Burası Cudillero’dan on beş yirmi dakika kadar batıya doğru giderek ulaşılabilecek bir plaj. GPS gösterecektir ama N-632’de Castaneras çıkışından bir süre sonra toprak bir yola sapılarak gidiliyor. Toprak yol ancak tek bir arabanın geçeceği genişlikte ve karşıdan araba gelirse ne yaparız diye derin derin düşünerek yol aldık. Bunu özellikle belirtiyorum, çünkü hiçbir işaret olmamasına rağmen geri dönüş aynı yoldan değil, yolun sonundan yukarı ayrılan bir başka toprak yol var, oradan dönülüyor. Giderken de dönerken de bölgeye has sarı sağlıklı inekleri çayırlarda görmek mümkün. Herhangi bir park yeri yok, arabayı, uçuruma mümkün olduğu kadar yaklaştırarak, diğer arabaların geçişini engellemeyecek şekilde bırakabildiğiniz yere bırakıyorsunuz.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.34.36.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2016" title="WhatsApp Image 2024-03-29 at 18.34.36" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.34.36-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Biz Mart ayında şanslıydık, plaja inişe en yakın bir yere park edip manzarayı seyredebildik. Ancak yazın ne olur, hayal etmek zor. Sanırım uzağa park edip manzarayı görene kadar bir hayli yürümek gerekebilir.</p>
<p>Biz kumsala inmedik ama inip yürüyenler vardı. Manzara gerçekten ihtişamlıydı, zahmetine fazlasıyla değdi. Deniz çekildiğinde (low tide) kumsalda yürüyerek yandaki daha küçük El Riego koyuna geçmek mümkünmüş. O koyun da güzel olduğunu tahmin ediyorum.</p>
<p>CABO VİDİO</p>
<p>Asturias kıyılarında güzel manzaralı birçok plaj ve birçok burun (kayaların üstünde yükselen sivri yarımada) var. Bunların en güzellerinden biri Cabo Vidio.</p>
<p>Cabo Vidio Cudillero’dan 15 dakika mesafede &#8211; Ovinana kasabasının az ötesinde yer alıyor. Burada bir de Deniz Feneri de var. Özellikle doğu tarafındaki manzara harika. Çit olmadığı için 80 metre kadar yükseklikten aşağı bakarken kenara çok yaklaşılmaması öneriliyor. Burunda manzara doğu tarafına daha güzelse de yürüyüş batı tarafına daha güzel. Bu arada burada çok rüzgar oluyor, sıkı giyinilmeli.</p>
<p>Cabo Vidio’dan batıya doğru yüründüğünde deniz fenerinden sonra üzerinde manzara terasları (Mirador) olan 2 kilometrelik kolay bir yürüyüş yolu var. Gene bu yol üzerinde Penadoria ve Cueva plajları bulunuyor. Plajlara inmek zor ama manzarayı görmek yetiyor. Cueva manzara terasında bir de Aldebaran isimli tekne var, ölen denizciler için oraya konulmuş.</p>
<p>Bu yürüyüş yolunun sonunda bizim göremediğimiz Mirador de El Sablon’un en güzel manzara noktası olduğunu birkaç yerde okudum.</p>
<p>Macera ve hareket seven arkadaşlar için şunu da ekleyeyim: Fenerin hemen altında hemen fark edilemeyen en büyük deniz mağaralarından biri varmış: La Iglesiona Ancak ulaşımı zor, tehlikeli ve rehber tutmak gerekiyormuş.</p>
<p>LUARCA</p>
<p>Buralara gelmişken, Cudillero’dan batıya doğru arabayla yarım saat kadar giderek Luarca da ziyaret edilebilir. Luarca da bir balıkçı köyü, Cudillero’dan daha büyük. İçinden bir dere geçiyor ve dere boyunca yüründüğünde kıyıya ulaşıyorsunuz. Ancak kıyıda fazla görülecek bir yer olmadığını düşündük. Büyük bir meydanı var, orada bir kahve içtik.</p>
<p>Luarca’da en güzel manzara tepelerdeki köyün mezarlığından ve yakınındaki deniz fenerinden. (Cementerio de Loarca) &#8211; Perşembe günleri kapalıymış. Biz göremedik ama Luarca’ya gidenlerin aklında olsun, çok güzel manzaralar varmış.</p>
<p>OVİEDO</p>
<p>Bu bölgede gördüğümüz en güzel şehir Oviedo idi. Oviedo kıyıdan; bizim kaldığımız Salinas’tan yaklaşık yarım saat içeride. Şehrin ortasında çok güzel ve oldukça büyük bir park var: San Francisco parkı. (Campo San Fransisco) Bu parkta ve şehirde çok sayıda güzel heykel var.</p>
<p>Bu park eski şehrin (Casco Antigua) merkezine de yakın. Parktan katedralin olduğu meydana indiğinizde yemek yerlerine de yakınsınız demektir. Bu yol üzerinde Oviedo’nun en bilinen 1926 yılında açılmış olan pastanesi Rialto (San Fransisco 12) var. Rialto’nun yaptığı çikolatalı bademli (minik fiorentin) kurabiyeler gerçekten lezzetli ve Asturias’ta başka birçok yerde de satılıyor. Bu kurabiyelerin ismi ‘Moscovitas’. Dostlara hediye olarak getirmek için de aklınızda olsun. Ben bu pastanede bir de pasta yedim ve çok beğendim. Tatlı sevenler bu pastaneye uğramalı.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.17.571.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2018" title="Oviedo" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.17.571-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Sonradan fark ettim ki, buradaki bir lokanta, büyük bir alanı kapsıyor ve turistler tarafından beğeniliyor. Adı Tierra Astur. Biz burada değil, daha mütevazi bir lokantada yemek yedik. Oldukça memnun kaldığımız ve daha ziyade yerli halkı gördüğümüz bu lokantanın adı El Bosque idi.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.17.39.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2019" title="Oviedo " src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.17.39-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Şehirde ayrıca görülecek yerler olarak, her eski şehirde olduğu gibi katedrali, Museo de Bellas Artes: (Biz gidemedik ama beklentilerin üzerinde eserler içerdiği söylenen güzel sanatlar müzesi) ve Arkeoloji müzesini not edebilirsiniz. Plaza 19 de Octobre’de açılan ‘Mercado El Fontan’ yani pazar da, diğer birçok Avrupa şehrinde olduğu gibi daima hareketin olduğu ve ziyaret edilmeye değer bir yer.</p>
<p>Şehrin biraz dışına çıkıldığına özellikle görülmesi önerilen eski bir kilise; Santa Maria del Naranco (pre Romanesque kilise) var. Burada ve çevresinde güzel manzaralar da var.  Bu kilisenin az ilerisinde San Miguel de Lillo (bu da eski bir tapınak) da görülmeli. Daha yukarılara yürüyerek veya tercihan araba ile çıkılırsa şehrin güzel bir manzarasını görmek mümkün. Biz gitmedik, değer mi bilemedim.</p>
<p>Gecelere akmak isteyenler için <img src='https://kemaltumerkan.com/wp/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Barlar bölgesini ve popüler barları okuduklarımdan şöyle not etmişim: Calle mon: Babia, Deluxe, Urban Coctail Club, Los Mestas</p>
<p>İspanya’da yaşayan bir arkadaşım da notlarında Oviedo’da beğendiği lokantaları şöyle yazmış:  (Sidreria adı Sidra’dan geliyor) Sidreria el gato negro &#8211; Sidreria Illagor el guelu &#8211; Sidreria Tierra Astur &#8211; La corte de Pelayo &#8211; La Chalana</p>
<p>NOT: Bu bölgedeki kıyılardan içerilere; kara tarafına gidildiğinde birkaç doğal milli park var. Bunlardan en fazla gözüme çarpan Parque Natural de Somiedo; içinde çok güzel manzaralı uzun yürüyüş parkurları varmış.</p>
<p><strong>GİJON’UN DOĞUSU (SEYAHATİN İKİNCİ BÖLÜMÜ)</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Bu bölgede biz güzel bir kasaba olan Ribadesella’da kaldık. Böylece hem kıyı köylerine, plaj ve burunlara çabuk gitmek mümkün, hem de bu kasaba içerideki doğal milli parklara kolay ulaşım için uygun bir konaklama yeri.</p>
<p>RİBADESELLA:</p>
<p>Asturias’ın birçok yerinde karşımıza çıkan Sella nehri, bu kasabada önce adeta bir göle dönüşerek dar bir kanaldan okyanusa kavuşuyor. Ribadesella adeta bu nehrin ağzının genişletildiği yapay gölün kenarına kurulmuş.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.12.31.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2020" title="Ribadesella" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.12.31-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Eski şehrin sokaklarında gezinmek ve hem nehrin kenarında, hem okyanus kıyısındaki kumsal boyunca yürüyüş en çok yaptığımız şey oldu.</p>
<p>Önceden bilmediğimiz için yapamadığımız ancak mutlaka önereceğim iki aktivite var: Birincisi, mağara devrinde yaşayan insanların bıraktığı  resimleri görmek. Aslında bu mağara kasabaya beş on dakika yürüyüş mesafesinde. Ancak gittiğimizde gördük ki, hem pazartesi ve salı günleri kapalı; daha da önemlisi mutlaka önceden rezervasyon yaptırarak rehberle gezmek gerekiyor.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.10.48.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2021" title="Ribadesella" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.10.48-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>İkincisi ise arabayla beş kilometre daha da ilerideki dinazorlardan kaldığı iddia edilen izler. Buraya da mutlaka deniz çekildiğinde (Low tide) gitmek gerekiyormuş. Gün içinde hangi saatlerin uygun olduğunu öğrenmek gerekiyor. ‘Low tide’ denince ne kadar sıklıkla olduğunu anlayamamıştım, bir fikir vermek üzere bana gittiğimiz gün turizm ofisinin verdiği saatleri yazayım: “Bu akşam 19’da ve yarın sabah 8’de” Yani benim anladığım çok geniş bir zaman aralığı değil, oldukça dakik orada bulunmak gerekiyor.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.20.36.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2022" title="Ribadesella heykel" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.20.36-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>Ribadesella’da balık yediğimiz ve beğendiğimiz lokantanın adı: Casa Basilio. Bir de 1915’den beri açık olan bir kafenin de adını yazayım: Sebas. Yüksek tavanları ve güleryüzlü sahibi ile orada bir kahve içmenizi öneririm. Onun dışında eski şehirde birçok ‘tapas’ yenecek yer var. Üç ayrı soslu patatesi, içi peynir ve jambonlu kroketi ayak üstü atıştırmak için neredeyse her yerde bulabilirsiniz. Tabii ki açık olan zamanları yakalamanız kaydıyla.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-20.04.12.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2036" title="Ribadesella Kafe Sebas'ta Asturias için ön ayak olan dostlarımızla" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-20.04.12-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>TAZONES:</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-31-at-2.32.38-PM.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2046" title="Tazones evleri" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-31-at-2.32.38-PM-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>Ribadesella’dan batı tarafına 50 dakika kadar uzakta olan bu küçük balıkçı köyünde bütün gezi boyunca en keyif aldığımız yemeği yedik. Bir karı koca tarafından işletilen bu küçük aile lokantasının adı: La Tortuga. Çevrede çok sayıda olmayan ama hepsi iyi oldukları izlenimi veren birkaç lokanta daha vardı. Bu küçük lokantada yediğimiz balık da, deniz ürünleri de, krem karamel de gerçekten güzeldi. Ayrıca ortam da çok hoştu.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-31-at-2.34.55-PM.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2047" title="Sidre Ritüeli " src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-31-at-2.34.55-PM-472x1024.jpg" alt="" width="472" height="1024" /></a></p>
<p>Buraya gelmişken, bu köyde, denize çok yakın bir noktada bir ev sahibi evinin dış duvarlarını midyelerle kaplamış; hoş bir görüntüsü var; bir göz atmadan geçmek olmaz.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.14.51.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2024" title="Tazones midye ev" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.14.51-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>LASTRES:</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-31-at-2.34.36-PM.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2049" title="Lastres sokakları " src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-31-at-2.34.36-PM-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Bu balıkçı köyü de Ribadesella’ya yarım saat mesafede. Cudillero gibi kayalıkların yamaçlarından denize bakıyor, düz ayak değil. Burada da evler arasında yokuş aşağı, yokuş yukarı yürüyüp arada güzel manzaralar yakaladık. Ancak belki uğradığımız saat bir hayli erken olduğu için burasının tenhalığı yadırgadığımız birçok başka kasaba ve köyden bile daha belirgin idi. Yemek zamanı buraya gelecekler için El Malaco isimli lokantayı gözümüzün tuttuğunu yazayım, zaten pek fazla lokanta da görmedik.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.15.47.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2025" title="Lastres" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.15.47-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>LLANES:</p>
<p>Tazones ve Lastres, Ribadesella’nın batı tarafında, yani Gijon’a doğru idi. Bir diğer görülmeye değer yer ise Llanes. Llanes doğu tarafında, yani Bilbao’ya doğru. Maalesef bizim zamanımız Llanes’i görmeye yetmedi ama gezginler tarafından beğenilen bir kıyı kasabası olduğunu not edeyim. Ribadesella’dan yarım saat mesafede.</p>
<p>Ribadesella ve Llanes arasında  ve her iki kasabaya da yakın üç ilginç noktadan bahsetmek istedim. Bunlardan biri Gulpiyeri plajı (Dikkat: Deniz çekildiğinde (low tide) bu havuz misali deniz parçasında su olmuyor, gitmeden önce denizin durumunu bilmek lazım)  Turizm bürosuna sorduğumuzda 2 km öncesinde arabayı park etmek ve son 2 km’nin yürünmesinin gerektiğini söylediler. Zaman ayırmak açısından bilginiz olsun.</p>
<p>Gene Ribadesella ve Llanes arasında, Gulpiyeri plajına nazaran Ribadesella’ya daha yakın Bofones de Pria var. Burada su adeta gayzer gibi fışkırıyor. Islanmamaya dikkat! Ancak bunun için de dalgalı günlere denk gelmek gerekiyor. Ribadesella’nın turim bürosuna sorarak gitmekte fayda var.</p>
<p>Ribadesella’dan kara tarafına gidildiğinde ise bir mağaradan (La Cuevana) araba ile de geçilerek gidilen bir köy var: Cuevas de Agua. Hem mağaranın içi, hem köydeki eski tahıl ambarları ilginç. Eski tahıl ambarlarından turizm dökümanlarında sık sık bahsediliyor, bunlardan muhtelif yerlerde de görmek mümkün.</p>
<p>CANGIS DE ONIS</p>
<p>Artık daha da içerilere girme zamanı. Cangis de Onis, Asturias’a gelinmişken görülmesi gereken bir küçük şehir. Zaten Ribadesella’dan sadece yarım saatlik bir mesafede. Picos De Europa dağlık bölgesinin ve milli parkının da başlangıç noktası olarak görülebilir. Şunu da not edeyim, biz Salinas’ta kalırken gittik ve yol köyler, kasabalar arasından geçtiği ve sık sık hızımızı yavaşlattığımız için oradan gitmek öngördüğümüzden daha uzun sürdü.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.22.04.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2026" title="Cangis de Onis Roma Tarzı Taş Köprü" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.22.04-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Cangas de Onis’e mümkünse güzel bir havada ve özelikle de pazar günü gitmenizi öneririm. Burada pazar günleri 200 yıllık bir geleneğin sonucu olarak pazar kuruluyor ve şehirdeki dükkanlar ve lokantalar açık. Pazarda çevre köylerden gelen sebzeler, meyvalar, şarküteri ve özellikle de son derece geniş bir yelpazeye sahip peynir çeşitleri var.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.21.38.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2027" title="Cangis de Onis" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.21.38-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Bu peynirlerin bir çoğu mağaralarda bekletilip olgunlaştırılıyor. Pastörize sütten yapılmayanlar konusunda evhamım olduğu için en meşhurlarını alamadım. Ancak burada bahsedeyim: Cabrales ve Gamoneu. Anladığım kadarı ile rokfordan bile daha keskin tatları var; yani herkesin hoşuna gitmeyebilir.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.26.59.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2028" title="Cangis de Onis Pazar Girişi" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.26.59-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Bu şehrin en önemli cazibe noktası Roma mimarisi tarzında yapılmış, 1300 yıllarından kalma taş köprü. Altından gürül gürül akan su ile gerçekten hoş bir görüntü oluşturuyor. Yanındaki kafenin bahçesinde oturup basit bir şeyler atıştırdık, oraya giden herkese de köprüye karşı oturup birer kahve içerken suyun sesini dinlemelerini öneririm.</p>
<p>COVADONGA</p>
<p>Sonrasında 30 &#8211; 40 dakikalık bir yol katederek Covadonga manastırını ve mağara içindeki eski tapınağı görmek mümkün. İlla görülmeli mi sorusunun cevabı bana göre şöyle: Hava uygunsa Covadonga göllerini görmek Asturias’ta yapılması gereken şeylerden. Göllerin yolu ise bu manastırdan başlıyor. Bu nedenle Cangis de Onis’ten oldukça yeni inşa edilmiş Covadonga manastırını ve özellikle mağara içindeki çok daha eski tapınağı görmek de iyi olur; mağara içi altından akan dere ile güzel bir ortam; ayrıca çevredeki manzara da güzel. Eğer çok kalabalık değilse park yerleri mevcut.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.20.01.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2029" title="Covadonga" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.20.01-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>COVADONGA GÖLLERİ</p>
<p>Covadonga manastırından daha yukarıdaki iki (bir yaklaşıma göre içinde her zaman su bulunmayan üçüncüyü de ekleyen var) buzul gölüne ulaşmak için çok uzun olmayan ama virajlı ve dar bir yoldan gitmek gerekiyor. Yarım saat diye düşünsek da daha fazla zaman aldı.</p>
<p>İlk gölü gördüğümüzde arabamızı göle yukarıdan bakan minik kafenin bahçesine park ettik. Bu kafe kayak merkezlerindeki kafelere benziyor. Daha sonra gölün kenarına gittik. Göl alan olarak küçüktü ama ortasında 23 metre derinliğe ulaşıyormuş. Hava da güzel olduğu için gölün kenarında oturduk, yakınındaki çimenlerde yürüyüş yaptık, güzelliği hafızamıza kaydetmeye çalıştık. Benim kendimi en mutlu hissettiğim ve ayrılmakta zorlandığım yerlerden biriydi, arabayla zahmetli tırmanışa değdi.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.18.53.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2030" title="Covadonga gölleri " src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.18.53-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>Aslında gecikmemiş olsak, diğer gölü de görebileceğimiz 6 kilometrelik epey kolay bir dairesel yürüyüş yolunda yürüyüp aynı noktaya dönmemiz mümkündü, gördüğüm kadarı ile bu yolu  arabayla da gitmek mümkündü ama biz bunu yapamadık. Bu yolun güzel manzaralar içerdiğini düşünüyorum.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-20.02.23.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2035" title="Covadonga göllerinde" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-20.02.23-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>Önemli bir not olarak, Covadonga manastırından göllere giden yolun her zaman özel arabalara açık olmadığını söyleyeyim. Hava kötüyse veya kalabalık aylarda manastır çevresinde park edip, bu yolu Covadonga yönetiminin otobüs ve minibüsleriyle yapmak gerekiyor. Turizm bürolarından bu konuyu açıklığa kavuşturup gitmekte fayda var.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-31-at-2.33.25-PM.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2048" title="Göllerdeki yürüyüş yolu" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-31-at-2.33.25-PM-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Covadonga göllerine giden yolda bir de  vadileri dağları ard arda görebileceğiniz ve göz alabildiğine uzanan manzarayı seyredebileceğiniz bir seyir terası var. (Yanlış hatırlamıyorsam adı: Mirador Reina) Dönerken burada durmanızı da öneririm.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.18.17.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2031" title="Covadonga Göl Yolunda Seyir Terası " src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.18.17-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>PICOS DE EUROPA</p>
<p>Covadonga gölleri Picos De Europa olarak adlandırılan dağ silsilesinin yer aldığı doğal milli parkının başladığı bölgeye denk geliyor.</p>
<p>Bu milli parkta çeşitli manzaraları görebileceğiniz, çeşitli köylerden geçebileceğiniz çok sayıda yürüyüş yolu var. Trekking sevenler ve bazıları günlerce sürecek bu yürüyüşleri yapabilecek formda olanlar bu yolları kolaylıkla internetten bulabilirler. Ayrıca <a href="mailto:contacto@turismoycultura.asturias.es">contacto@turismoycultura.asturias.es</a> adresinden bu konudaki spesifik sorularınıza derhal cevap veriyorlar, ben de verdikleri bilgilerden faydalandım, vesile ile kendilerine teşekkürlerimi ileteyim. Bu rotalardan en güzelinin Poncebos’ta başlayıp Cain’de biten Ruta del Cares olduğu çok yerde söyleniyor. <a href="https://www.spain.info/en/hiking-trails/cares-trail-hiking-spain/">https://www.spain.info/en/hiking-trails/cares-trail-hiking-spain/</a> sitesinde detaylı bilgi var.</p>
<p>Bu rota beş altı saat sürüyor. Arabanızı Cangas de Onis’ten 50 dakika uzaklıktaki Poncebos’taki park yerine bırakırsanız geri gelmek için de aynı yoldan dönmeniz veya arabanıza dönmek için bazı organizasyonlar yapmanız gerekiyor.</p>
<p>Bence bu rota gerçekten etkileyici ve daha formda olsaydım yapmak isterdim.</p>
<p>Böyle bir parkuru tamamlayamayacak durumda olup da, gene de bölgeyi tanımak isteyenler için Picos de Europa milli parkındaki küçük köylerin arasında benim anladığım kadarı ile en ilginç olan Poncebos kasabası yakınında ve sadece funiküler ile ulaşılabilen Bulnes köyü. Bu köy Cangas de Onis’ten bir buçuk saat kadar mesafede. Ancak funikülere kadar sanırım bir miktar yürümek gerekiyor. Bu yöre meşhur Cabrales peynirinin mağaralarda olgunlaştırıldığı yöre. Bir diğer seçenek ise Cangas de Onis’e daha yakın olan Asiego köyü. Bu köy ise 40 &#8211; 50 dakikalık mesafede. Milli parkın içine girip çevreyi görmek istiyorsanız bu iki köyün adı aklınızda olsun.</p>
<p>SON SÖZ:</p>
<p>Birkaç gün içinde ve Mart ayında eyaletin bir hayli tenha zamanında gözümüzü falezler, kayalıklar, kumsallar, dalgalar, dağlar, tepeler, göller, ormanlar, balıkçı köyleri ile bir hayli doyuran hoş bir seyahat oldu. Böyle seyahatleri sevenlere, eğlence ve konfordan ziyade Avrupa’nın az bilinen bu ucunda güzel bir doğada keşif gezisi yapmak isteyenlere öneririm.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-20.03.11.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2034" title="Cudillero balıkçıların yolunu gözleme balkonu" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-20.03.11-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>Sanırım Asturias için ülkemiz gezginlerinin hazırladığı bu kadar yol gösterici bir rehber yok. Birkaç arkadaşımın bu bölgeye seyahatine vesile olursam izlenimlerini ve benim yapamadığım aktivitelerden yapabildiklerine dair deneyimlerini duymak isterim.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.13.32.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2032" title="Salinas'ta kamelya" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2024/03/WhatsApp-Image-2024-03-29-at-18.13.32-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kemaltumerkan.com/?feed=rss2&#038;p=2007</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Benim Gözümden Datça Yarımadası</title>
		<link>https://kemaltumerkan.com/?p=1939</link>
		<comments>https://kemaltumerkan.com/?p=1939#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Nov 2019 16:23:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kemal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezilerden Öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[Tümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kemaltumerkan.com/?p=1939</guid>
		<description><![CDATA[7 Haziran 2025&#8242;te güncellenmiştir. Datça Yarımadası çok hızlı değişiyor, yıllar önce yazıp zaman zaman düzelttiğim yazımı son bilgilerimle yeniden güncellemek istedim. Bu yazının son derece öznel olduğunu ve Datça’ya sadece benim gözümden baktığını, sadece benim deneyimlerimi ve güvendiğim dostlarımdan duyduklarımı &#8230;</p><div class="read_more"><a href="https://kemaltumerkan.com/?p=1939"> devamını oku </a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_4613.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1944" title="Söğüt" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_4613-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>7 Haziran 2025&#8242;te güncellenmiştir.</p>
<p>Datça Yarımadası çok hızlı değişiyor, yıllar önce yazıp zaman zaman düzelttiğim yazımı son bilgilerimle yeniden güncellemek istedim. Bu yazının son derece öznel olduğunu ve Datça’ya sadece benim gözümden baktığını, sadece benim deneyimlerimi ve güvendiğim dostlarımdan duyduklarımı içerdiğini söyleyerek başlayayım. Son yıllarda o kadar fazla yeni yer açıldı ki, benim bu yazım artık bir hayli eksik kalıyor, bunu göz önünde bulundurmanızı rica ediyorum.</p>
<p>Datça ile uyumlu, Datça’yı seven ve belki de daha önemlisi Datça’nın seveceği dostlar için kaleme alınmıştır.</p>
<p>Nerede hangi köy, kasaba ve de koylar var; buralarda benim ve bazı dostlarımın yemek, seyir ve gezme deneyimlerim neler? Bunları yazmaya çalıştım. Bütün bir yarımadayı kapsadığı için uzun oldu; ancak bölge bölge ayırdığım için sanırım herkes ilgilendiği kısmı okuyabilir.</p>
<p>Ülkemizde kurumsallaşma zayıf olduğu için her an her şeyin özellikle otel-lokanta sahip ve çalışanlarının değişebileceğini göz önünde bulundurun lütfen. Yani hiçbir şeye kefil olmak maalesef mümkün değil.</p>
<p>Tabii ki yazdıklarımın dışında çok güzel yerler de vardır. Ben sadece denediklerimi ve birinci ağızdan duyduklarımı yazdım. Diğer yerleri de denemekten geri kalmayın, kimseye haksızlık yapmış olmayayım. Benim bilmediklerimden beğendiklerinizi yazarsanız da sevinirim.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_6828.png"><img class="aligncenter size-large wp-image-1985" title="Fikir vermesi için harita (Swan Lake Otel'den almıştım)" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_6828-e1575455298865-1024x575.png" alt="" width="510" height="286" /></a></p>
<p>Anlatacaklarım Marmaris’e arabayla yaklaşan ve istikameti Datça tarafı olan ama çevreyi de merak edenleri hedef alıyor diyebiliriz.</p>
<p>Yol üzerindeki birkaç uğrağımızdan söz edeyim önce: Ender et yiyen biri olarak hakkımın birini genellikle otoyol üzerinde Akhisar çıkışı civarındaki Manisa Kebabı&#8217;nda kullanıyorum. Ancak en son Manisa Oksijen 375&#8242;de Bursa Kebap Evi&#8217;nde döner yedik ve beklentimizi aşan bir ortam ve lezzet bulduk. Otoyol&#8217;un bitiminde; Muğla istikametine çıkar çıkmaz karşımıza çıkan Kahve Bahane de bazen kısa bir kahve molası verdiğimiz yerlerden. Yatağan &#8211; Bodrum çıkışını Muğla&#8217;ya doğru geçtikten biraz sonra sağa sapılıp birkaç km sonra ulaşılabilecek Pınarbaşı lokantası da (Daha da fazla sevdiğimiz yol üstündeki Çetibeli Pınarbaşı ile karışmasın) yaşlı çınarı, akarsuyu ve güzel ortamı ile mola verilebilecek yerlerden.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_4692.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1945" title="Mandalya" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_4692-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>MUĞLA &#8211; MARMARİS ARASI</p>
<p>Açık havada yemek yiyerek mola vermek için yoldan biraz sapmak pahasına Muğla’dan sonra Denizli yoluna 10 &#8211; 15 km kadar girip Karabağlar bölgesindeki Süpüroğlu ve Keyf Oturağı lokantaları aklınızda olsun. Güzel havalarda her birinin yeşillikler içindeki ortamları çok güzel. Bu iki lokanta daha ziyade et üzerine ama yakınlarda Keyf Oturağı&#8217;nın sahibinin işlettiğini öğrendiğim &#8216;Gel Dostum&#8217; adında son zamanlarda bir dostumuzun gidip memnun kaldığı iyi bir balık lokantası da var.Bu lokantada yemek kalitesini makul düzeyde bulan ama mezeler için bile fiyatların yazmıyor olmasından şikayet eden bir yakın arkadaşım da oldu. Eğer geceleyip biraz Karabağlar &#8216;da yayla havası alayım derseniz Taşhan oteli uygun bir alternatif.</p>
<p>Muğla’yı geçtikten kısa bir süre sonra yoldan sadece birkaç km içeride kalan Ula baraj gölü çevresinde güzel mesire yerleri ve birkaç da kafe var. Dönüş yolunda kahvaltı molası verilebilir. <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_2688-e1575361711641.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1950" title="Gökova" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_2688-e1575361711641-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>Gökova’ya gelirken Sakar geçidinin başında, 10 dakikalık bir yolla ulaşılan harika bir seyir terası var. Yalnız yol son derece kötüydü, birkaç yıldır gitmedik ama bu yıl bir arkadaşımız yolun düzeldiğini söyledi. Yol kötü dahi olsa, berrak bir havada o manzarayı görmeye gene de değer.</p>
<p>Gökova’ya inerken sağdaki Akyaka’yı hemen herkes biliyor ama zaman uygunsa oraya da sapıp Azmak (dere) boyundaki lokantalardan birinde yemek yemenizi öneririm. Benim bildiğim ikisi Cennet ve Halil’in Yeri.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_2689-e1575362066306.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1951" title="Okaliptüs Yolu" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_2689-e1575362066306-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>İnerken karşı (sol) tarafta kalan Go benzin istasyonu yanında Gaziantep’ten getirilen malzemelerle yapılan Bahadırlıoğlu baklavaları var. Dönüş yolunun üstünde. Bizce kalitesi  gayet iyi.</p>
<p>Marmaris’e saparken ana yola paralel iki tarafı okaliptüslü yol fotoğraf çekmek için ideal. Bir zamanlar Marmaris’e gitmek için kullanılan ancak artık kullanılmayan bu kısa yolun sonunda Akçapınar köyü var. Buradaki kafelerde çay içmek,  tost yemek, Azmak turu yapmak ve balıkçı kooperatifinden taze balık almak ve tekrar ana yola çıkmak mümkün.</p>
<p>Ana yolda devam edildiğinde Marmaris’e gelmeden 15 km önce Çetibeli mevkiinde Jandarma karakolundan biraz sonra Pınarbaşı Çağlayan lokantası, yemeklerinde eski kalite kalmadıysa da pınarı ve çınarı için mola vermeğe değer. Biz hâlâ seviyoruz.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_2701-e1575362326178.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1952" title="Pınarbaşı (Çetibeli)" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_2701-e1575362326178-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>Datça’ya doğru gidiyorsanız Marmaris’e uğramanıza gerek yok. Çetibeli’nin az ilerisinden Okluk ve Yeşil Belde oklarının gösterdiği yola saparsanız, trafiğe girmeden güzel ve yeşil bir yoldan Marmaris &#8211; Datça yolunun başlarına çıkabilirsiniz. Bu yoldan giderken Datça sapağını kaçırırsanız Okluk’a gidersiniz, dikkat. Diyelim Marmaris’e uğradınız, birkaç yüzeysel bilgi  de Marmaris için vereyim:<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_4762.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1946" title="Bördübet" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_4762-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>ÇOK KISACA MARMARİS:</p>
<p>Marmaris’te en sevdiğimiz lokanta, yemeklerinden ziyade terasında oturma keyfi nedeniyle Netzel Marina içindeki Pineapple. Dünya mutfağından yemekleri çok çeşitli, kokteyleri de güzel. Zincir kafeler kulağa antipatik gelse de, iki marinanın buluşma noktasındaki Kahve Dünyası bence uğramaya değer. Bunun dışında sadece bilenlerin ve esnafın gittiği, balıktan ciğere ve çeşitli günlük mezelere, yemek yemek için de uygun salaş Konti meyhanesi farklı bir yer arayanlara önerilebilir. Yeri, Marina başındaki camiin yakınında 37. sokakta. Pastahane olarak da üst düzey kalitesi olmasa da taze pasta ve taze çay bulabileceğiniz, özenli bir yer olarak gördüğüm Karen’i önerebilirim.</p>
<p>Yukarıda bahsettiğim Bahadırlıoğlu baklavalarının şubesi de sahil yolu üzerinde İçmeler’e doğru. Biz baklavaları ile tanıdıysak da merkez şube aslında bir pastane ve çok çeşitli ürün bulmak mümkün. Genel kalitesi bizce iyi. Ayrıca Muğlalı caddesi üzerindeki Dr Gelato’nun dondurmaları fena değil ama  eskisi kadar özenli olmadıkları izlenimini aldık, ayrıca çok beğendiğimiz her daim taze yapılan burma baklavalarını yapmaktan da pahalılık nedeniyle vaz geçmişler, bilmem tekrar yapmaya başlarlar mı? Marmaris &#8211; İçmeler arasındaki Tropical Beach oteli de ortalama kalite, az yürüme, tam pansiyon tercih eden birkaç arkadaşımın tercihi.</p>
<p>Marmaris’ten (sanırım ekim sonuna kadar) Rodos’a feribot kalkıyor. Pasaportu ve vizesi olup da gitmek isteyenler için en fazla bir buçuk saatlik yol. <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_4758.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1947" title="Bördübet" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_4758-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>ÇOK KISACA İÇMELER VE TURUNÇ:</p>
<p>Sahilden devam edildiğinde Marmaris’ten sonra gelen İçmeler aslında Amerikan tarzı bir eğlence yeri olmuş. İçmeler’e Marmaris’ten kıyıdan gidildiği gibi Marmaris – Datça karayolundan da sapmak mümkün. Birçok lokantada canlı müzik veya gösteriler var. Gösterilerin çoğu ‘Yetenek Sizsiniz’ programından çıkmış gibi. Gene de sakin koylardan sıkılan bir akşamını İçmeler’e ayırabilir.</p>
<p>İçmeler’in biraz ilerisinde Turunç ve Kumlu Bük var. Buralara, daha sonra bahsedeceğim Bayır köyünden geçerek de gitmek mümkün. Kumlu Bük için güvendiğim bir arkadaşımın yazdığı notu ekliyorum: Maris Butik Otel çok hoş, lezzetli yemekler ve harika deniziyle çok özel bir koy. Koyda tek &#8216;beach&#8217;. Bu nota güvenerek bu yıl biz de bir gün burada kaldık; sakin bir deniz tatili için ben de önerebilirim. Ancak lokantasındaki servis kötüydü, umarım düzeltirler. Turunç&#8217;ta deniz kenarında yemek yemek için en fazla en eskilerden Fidan restoran önerildi. Ayrıca kalan misafirlerden Can, Antik, Yalı lokantalarından memnun kalanları da duyduk. Denize paralel ilk cadde üzerinde Eczanenin biraz ilerisinde Şeyma Hanım&#8217;ın kızının adını verdiği &#8216;Lina&#8217; pastanesinden aldığımız havuçlu keki ise çok beğendik, onu kişisel bir tecrübeye dayanarak önerebiliyoruz. Kumlu Bük&#8217;te deniz kenarında olmayıp koya yukarıdan bakan Dionysos otelin de çok iyi olduğunu birkaç kişiden duyduk. Muhtemelen pahalı bir oteldir ama orada çalışmış biri bu otelden bahsederken gözleri parlıyordu. <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_52481.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1949" title="Aktur'da ay ışığı" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_52481-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>DATÇA YOLUNA ÇIKTIK</p>
<p>Şimdi Marmaris’i, İçmeler’i ve Turunç&#8217;u unutup dönelim asıl yolumuza. Çetibeli’den biraz sonra ‘Yeşil Belde &#8211; Okluk’ yazan yerden saparak 20 dakika kadar sonra Marmaris-Datça karayoluna çıkıyoruz. Biraz ilerideki benzin istasyonundan sonra neredeyse Datça’ya kadar başka benzin istasyonu yok, dikkat. Benzin istasyonunda bir de köfteci var. Sonrasında ana yol üzerinde  &#8217;Tenekede Tavuk&#8217; yazan lokantalar var, ben pek tavuk yemediğim için hiç uğramadık ama bir arkadaşım &#8220;&#8221;Tavuğu hiç böyle yemediniz&#8221; yazmış, meraklısına duyurulur. Datça yönünde biraz ilerisinde Bozburun ayrımından hemen önce solda bir binada önce Mavi Pide, sonra Nehirde Mola vardı ama her ikisi de başka yerlere taşındı. Burada şimdi &#8216;Bafra Pidesi&#8217; var ve burada pide yerken Samsun&#8217;dan gelen iki aile ile tanıştık ve ikisi de kalite ve lezzetin Bafra&#8217;da yiyeceğimizden farklı olmadığına kefil oldular, biz de çok beğendik. Bu yıl bir dostumuzdan kalitede biraz düşüş olduğunu duyduk, onu da ekleyeyim. Gene de yoldan anlaşılamasa da, burası harika bir dere kenarı olduğu için mola vermeye değer. Şansınız varsa ve su çekilmemişse, balıkçılları, ördekleri, kuyruk sallayanı, yalı çapkınını dere kıyısında otururken görmek mümkün. Mavi Pide&#8217;nin yeni yerine gitmedik ama eski yerinin yakınında olduğunu ve gidenlerin memnun olduğunu not edeyim. Bozburun sapağının hemen karşısındaki Köşem Pide de bazı geçişlerimizde uğradığımız yerlerden biri oldu;  kalitesi makul düzeyde. <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_3952.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1953" title="Amazon ve Bördübet Yolu" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_3952-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>SELİMİYE, BOZBURUN, SÖĞÜT</p>
<p>Bozburun sapağına gelindiğinde, bu taraflara gelen bir gezginin iki alternatif arasında seçim yapması gerekiyor. Ya Selimiye, Bozburun, Söğüt tarafına sapacak, ya Datça, Hayıtbükü, Ovabükü, Palamutbükü’ne devam edecek.</p>
<p>Bundan sonra her iki alternatif hakkında bildiklerimi yazacağım.</p>
<p>Datça yolunda giderken Bozburun’a doğru saparsanız:</p>
<p>6-7 dakika kadar sonra Golden Key – Hisarönü – pahalı ama güzel bir otel. O açıdan Hisarönü körfezinin görünüşünü çok severim.</p>
<p>Yol üstünde sağda Hisarönü Köftecisi var, denemedim ama arkadaşlardan iyi şeyler duydum. Özellikle sıcak havalardan kaçmak için uygun; ağaçlardan güneş ışığına geçiş yok. Sahibi Uğur Bey&#8217;le telefonda konuşmuşluğumuz var, uygar bir insan, bence bir lokanta için iyi bir gösterge. Bu yıl bazı dostlarımız yol üzerindeki Ballı Pide&#8217;yi tavsiye ettiklerini söylediler.</p>
<p>O bölgede oldukça gizli bir yoldan sağa sapılırsa kısa süre sonra denize ulaşılıyor. Yan yana bazı kalınacak yerler var. Biz bir keresinde bunlardan Ilıman&#8217;da kahvaltı yaptık ve memnun kaldık. Karavancılar ve çadırcılar da düşünebilir.</p>
<p>Hisarönü körfezinde ‘Kızkumu’ adı verilen ve derin denizin ortasında uzayıp giden yüzeye çok yakın bir toprak ‘doğal yol’ var. Dizlere kadar suya girilerek üzerinde yürünebiliyor. Hoş tarafı iki tarafının da derin deniz olması. Kızkumu&#8217;nun meşhur bir de efsanesi var; düşmanlardan kaçan bir prensesin eteğindeki kumları dökerek denizde yürüyebilmesi ve kumlar bittiğinde denize karışması üzerine – Muhtemelen başka versiyonları da vardır. Kız Kumunda yazın turist kaynadığını ve park etmenin dahi zor olduğunu da belirtmem gerekir.</p>
<p>Kız Kumu civarında son zamanlarda bir hayli otel ve lokanta ‘belirdi’. Biz bunlardan İncir’i özellikle yeri ve manzarası nedeniyle beğeniyoruz. Lokantasında oldukça lezzetli yemekler yedik (biraz pahalı). Gecelemek isteyenler için de 7 odalı bir pansiyonu var. Havalar soğuduğu zaman gidenlerin de aklında olması için: Kışın da açık, şömineyle ısınan kapalı yeri de mevcut. Yanındaki Letafet pansiyon da Bafra Pidesi&#8217;nin sahibi Murat Bey&#8217;inmiş.</p>
<p>Hisarönü Marina’da (Narin Marina) iyi ve pahalı iki lokanta olduğunu biliyorum, hiç gitmedim.</p>
<p>Hisarönü’nden Selimiye’ye doğru giderken zamanınız bolsa, yoldan biraz ayrılıp Turgut köyünden geçebilirsiniz. Köyün merkezinden sağa saparsanız bir buçuk km sonra güzel bir koy var. (Her ne kadar karşıdaki otel görüntüyü biraz bozuyorsa da) Yıllar önce Ella veya Zakkum adlı lokantalarda bir çay içmeye değer diye yazmıştım. Bu koyu yedi sekiz yıl aradan sonra gördüğümde şaşırdım. Masum yapısından eser kalmamış. Teknelerle dolu ve kıyıdaki lokantalar da teknelerin lüksüne ayak uydurmuş. Geri dönüp tekrar Selimiye yoluna doğru ileri devam ederseniz Turgut köyünden tekrar anayola çıkana kadar kısa bir süre de olsa bence Türkiye’nin en yeşil ve güzel yollarından birinde araba kullanmış olacaksınız. Yol üstündeki yamaçlarda bir de kral mezarı var ama dikkatle bakmak lazım. Yakınına nasıl çıkılabiliyor, biz çözemedik. Turgut köyünden geçerken Afrodit adında bir pideci göreceksiniz, bir dostumuz methetmişti, denemedim ama aklımda bu nedenle kalmış.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/2dceff15-f80b-447d-b9b6-7b94df9c31ec.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1960" title="Selimiye Yolunda Renkli Kaya" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/2dceff15-f80b-447d-b9b6-7b94df9c31ec-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Biraz daha ileride solda Turgut şelalesi var. Serin ve bol ağaçlı, yazın suyu az da olsa ortam güzel. Şelalenin arkasına doğru biraz cambazlık yaparak yürümek de, oluşturduğu mini gölette yüzmek de mümkün. Burada gözleme de yenilebilir. (Turistler akın akın üstü açık araçlarla geldiği için geç veya erken saatleri seçmek lazım)</p>
<p>Selimiye’ye yaklaşık 6-7 km kala, sola sapıp Bayır Köyü’nü görebilirsiniz. Köyde çok yaşlı bir çınar ve çok yaşlı bir servi ağacı var. Servi biraz arka planda kalıyor ama giderseniz mutlaka görün derim. Her iki ağacın da 2000 yaşlarında olduğu söyleniyor; yaşları söylenenin yarısı kadar da olsa görmeye değer anıt ağaçlar. Bayır köyünü aklımızda tutalım, çünkü Söğüt’e buradan da gitmek mümkün. Ancak bu yoldan daha sonra bahsedeceğim.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_2315.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1959" title="Swan Lake'den Selimiye" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_2315-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Bayır’a uğrayıp veya uğramayıp birkaç yıldır son derece popüler olan Selimiye’ye doğru yokuş aşağı inerken tam denize kavuşulan noktada Delik Yol &#8211; Mehmet&#8217;in Yeri Deniz Restaurant var. Burası bir aile işletmesi. Yemekleri gayet güzel. Biz de memnun kaldık, birkaç arkadaşım da çok kuvvetle önerdi. Rezervasyon yaparak iskele üzerinde oturmanız ve güneşi batışını görmeniz önerilir. Sahiplerinin Bahri köyü içinde çok güzel bir de pansiyonları olduğu söylendi ama Bahri köyü nerede bilemedim; keşif gezisi yapmak isterim. Marmaris-Datça yolu ayrımından sonra yaklaşık 30 km yol yapmış olduk. Buradan devam edilirse kısa bir süre sonra Selimiye&#8217;ye geliniyor. Buradaki Sardunya lokantasını en eski olup da kalitesini aynı tuttuğu için takdir ediyorum. Ben denemedim ama iki arkadaşımdan ‘Hidayet’in lokantasının da iyi olduğunu duydum. (Bir adı ‘Deniz Kızı’ olabilir) Falcon’un pideleri fena değildi. Selimiye koyunda yan yana bir çok otel ve lokanta var, çoğu deniz kenarında ve güzel gözüküyorlar; kalan herkes de hangisinde olsa, memnun. Örneğin Selimiye içinde birkaç arkadaşımız Losta otelden çok memnun kalmışlardı. İki Losta oteli var, merkeze yakın olanı Losta 1; sanırım benim arkadaşlarımın kaldığı otel oydu. Bir başka arkadaşım da her yıl Kaptan Pansiyon’da kaldıklarını ve üst kattaki balkonlu odalarından çok memnun olduklarını söyledi. Bir arkadaşım da özellikle işletmecilerini &#8216;sevimli bir çift&#8217; olarak niteleyerek Kekik Otel&#8217;i önerdi. Merkezden uzağa gidilirse Fiska&#8217;dan da memnun olan dostlarımız var. Sakin bir deniz tatili mi, yoksa hareketin içinde mi olmak istendiğine göre otele karar verilmeli. Hiçbir otel merkeze aşırı uzak değil, yanlış da anlaşılmasın. Ayrıca özel durumları nedeniyle iki otelden daha bahsedeyim. Biri Beyaz Güvercin. Selimiye’ye günübirlik gelen biri para ödeyerek burasının plajını kullanabiliyor. Beyaz Güvercin pahalı ama yakın dostlarımdan son zamanlarda çok övgüsünü duydum. Diğeri Swan Lake. Selimiye sapağının biraz yukarısında yer alan bu otelin terasından Selimiye koyunun manzarası harika. Sahibi Muzaffer Bey’in de ilginç hikayeleri var. Kalmayan da o terasta bir kahve içmeli bence.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_2351.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1962" title="Bayır - Söğüt Yolu" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_2351-e1575365163320-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a>Selimiye girişte Ceri Pastahanesi, Datça yarımadasında çok sayıda iyi pastane bulunmadığı için ilgimi çekmişti, pastalarını ve bademli kurabiyesini de çok beğenmiştim. Ancak sahibinin vefat ettiğini üzülerek öğrendim, oğlunun devam ettirdiğini duydum.  Ayrıca Paprika’nın da ilginç tatlı ve kokteylleri var. Pamuk şekerli limonatasının görüntüsü hoş. Bir de yol üstünde losta tatlısı yapan bir pastahane var, yöreye özgü olduğu için çok dikkat çekiyor, bana biraz fazla tatlı geliyor.</p>
<p>Selimiye’den devam ederseniz Bozburun’a gidiliyor. Bozburun denince benim aklıma hem köyü, hem de biraz ilerisindeki kıyı şeridindeki birkaç lüks otel geliyor. Bunlardan Sabrina’s Haus şimdi ülkenin en pahalı butik oteli olmuş. Sabrina’s House yakınındaki Karia Bell oteli de, biraz daha ilerideki Bozburun Yat Klüp de o boyutta değilse de pahalı ama iyi butik oteller. Selimiye’de veya Bozburun merkezde kalıyorsanız rezervasyon yapıp, yemek yeme vesilesi ile bambaşka, bir hayli izole, denizin üstündeki gerçekten güzel bir ortamı görebilirsiniz. Bu otellere yemeğe giderseniz bilmelisiniz ki, karadan ulaşım yok, telefon ediyorsunuz, tekne ile sizi alıyorlar. 5 dakikada gidiliyor. Bozburun&#8217;da Okyanus pastanesinin acıbadem kurabiyeleri güzel. Birkaç küçük aile lokantası da var.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_2345.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1961" title="Söğüt'e Bayır üzerinden yaklaşırken" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_2345-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Bozburun’dan sonra 10 dakikada araba ile Söğüt köyüne geçmek mümkün. Burası da son zamanlarda son derece popüler oldu.  Eskiden basit bir balıkçı köyü görünümündeyken bugün kıyıda da, sırtlarında da bayağı lüks lokantalar var. Önce harika manzaralı, Söğüt’e tepeden bakan iki lokantadan bahsedeyim. Teras, Söğüt’ e yaklaşırken belki de dünyanın en güzel manzaralarından birine sahip. Yemeklerini denemedim, bir kahve içmeye olsun uğrayın. Teras’a çıkmak için yoldan sola ve yukarı 200 metre kadar çıkmak lazım. Tam bu sapma noktasında ve yolun tam üzerinde Manzara lokantası var. Bunun da yemeklerini denemedim ama mezelerinin çok iyi ancak çok pahalı olduğunu duydum. Adı üstünde, bu lokantanın da olağanüstü manzarası var.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_23661.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1964" title="Bayır'daki yaşlı Selvi" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_23661-e1575365845949-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a>Kıyıya gelince; iki ayrı koydan söz etmek lazım. Bozburun’a daha yakın olanında, (Kızıl Yer) adeta zaman durmuş gibi. Balıkçı teknelerinin yanaştığı ve birkaç küçük ve basit kıyı oteli ve de daha içerideki pansiyonların olduğu ve bana 1980’leri hatırlatan bir kıyı köyü. Burada Octopus adlı otelin yemeğini, yerini ve çalışanlarının ilgisini beğendik. Hem denize girip hem de yemek yiyebilirsiniz.</p>
<p>Diğer ve daha merkezi, daha fazla bina ve pansiyonun olduğu daha meskun koyda üç farklı lokantadan söz edeceğim. Denize biraz yukarıdan bakan Deniz Yıldızı isimli lokanta; bir aile işletmesi olduğu, gerçekten lezzetli yemekler yaptıkları ve tüm aile hep güleryüzle misafir ettikleri için bizim için özel. Feridun Bey, eşi ve iki kızı ile beraber işletiyor, kalmak için güzel manzaralı odaları da var. Bir diğer lokanta tam kıyıdaki Esinti lokantası. Söğüt’te oturan dostlarımız bu lokantadan memnunlar. Çok yıllar önce denediğimiz Deniz Kızı (Muhammed’in Yeri) o civarın en eski lokantası, ahtapot yemekleri ile meşhur, sanırım pahalı. Bir de tam kıyıda meşhurların geldiği,’sosyetik’ denebilecek ve pahalı olduğu söylenen Barba Saranda adında bir lokanta var; böyle yerlere meraklı olanlara duyurmuş olayım. Kalmak içinse dostlarımız &#8216;Mr Çelebi&#8217; aile pansiyonundan çok memnun kaldıklarını söylediler. Çok yakın dostlarımız orada çok güzel manzaralı ve derli toplu evlerini zaman zaman kiraya veriyorlar, böyle kiralık evler de çok artıyor.</p>
<p>Söğüt sahile sapmayıp yukarı doğru devam edilirse Taşlıca’ya geliniyor ve oradan da Serçe Koyu’na iniliyor. Taşlıca yolunda manzara harika. Bu yolun kenarında adını unuttuğum bir pansiyon &#8211; kafe görmüştük, manzarası olağanüstü. O yokuşu sadece manzara seyretmek için dahi olsa çıkmaya değer.Taşlıca’dan biraz daha devam ettik ama Serçe Koyu’na kadar inmedik. Orada bir restoran olduğunu biliyorum, denizi de güzelmiş. Daha ziyade teknelerle gelenler oluyor.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_2565-e1575366042724.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1965" title="Söğüt" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_2565-e1575366204381-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Söğüt’ten gene Bozburun üzerinden dönmek yerine Bayır köyü üzerinden dönersek bir başka güzel yol görmüş oluruz. Bu yol üzerinde gene çok eski ve büyük bir çınar ağacının ve bayağı yaşlı bir kavak ağacının yanında Palamut adında bir kır lokantası var. Karşısında çeşme olan yeşil tepeler manzaralı bu lokantanın yemekleri basit fakat oldukça iyi. Serin ve yeşil bir ortamda yemek yemek için aklınızda bulunsun. Bu yol üzerinde Bayır’a gelmeden az önce denize doğru sapılırsa 20 dakika sonra Çiftlik Koyu’na varılıyor. Bu koy da gene teknelerin uğrak yeri. Yan yana birkaç lokanta var. Bu civarda birkaç gün geçiriyorsanız görmeye değer. İki arkadaşım buradaki Deniz ve Rafet Baba lokantalarından memnun kaldıklarını söylediler. Gene onlardan duyduğum koyun köşesinde evlerin bulunduğu taraftaki denizin akvaryum gibi olduğu, buradaki evlerin kiraya verildiği ve de Manzara Pansiyon&#8217;da kalınabileceği. Söğüt &#8211; Bayır arası yaklaşık 20 &#8211; 25 dakika. Bayır köyüne varıp, çınar altında bir çay içtikten (ve serviyi de ve belki eski yağhaneyi gördükten) sonra gene Turgut köyü üzerinden ve saptığımız yerden Marmaris &#8211; Datça yoluna çıkılabilir, ya da İçmeler üzerinden Marmaris’e gidilebilir. İçmeler’e doğru giden yol, kavşakta sağa sapılırsa Turunç ve Kumlu Bük&#8217;e de götürüyor. Zaten Kumlu Bük&#8217;ten devam eden yolu olmasa da sanırım az önce bahsettiğim Çiftlik Koyu, Kumlu Bük&#8217;ten bir sonraki koy. Başka bir deyişle İçmeler, Turunç, Kumlu Bük ve Çiftlik Koyu birbirinin art arda sıralanıyor. <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_1492.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1955" title="Aktur'a yaklaşırken" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_1492-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>DATÇA’YA DOĞRU DEVAM EDİYORUZ</p>
<p>Bozburun’a sapmayıp Marmaris &#8211; Datça yolunda devam ettiğimizde 10 km kadar sonra solda D Maris Otel var. Harika bir koyda yer alan ve bir zamanlar başka ellerdeyken çeşitli promosyonlarla bir iki gün kalabildiğimiz bu otel şimdi bana göre aşırı sosyetik ve çok da pahalı. Biraz daha ileride Bördübet ‘Amazon’ levhasından sağa sapılırsa 6 km sonra Bördübet &#8211; Golden Key oteline varılıyor. Burası bir dere kıyısına kurulu Hawaii ya da Tahiti gibi bir yer. Dışarıdan misafir almıyorlar ancak paraya kıyabilen çok güzel ve sakin bir tatil geçirebilir. Denize girmek için tekne ile dereden geçerek plajlarına götürüyorlar. Bördübet’ten 3 km sonra Amazon kamping ve plaj var, burası da bir gizli cennet. Harika bir derin koy; adeta fiyort. Yazın arı, böcek ve özellikle geç saatlerde sivrisineklere dikkat. İlaç sürmeden dolaşılmaz. <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_5037.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1977" title="Deniz ve yüzen..." src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_5037-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Amazon ve Bördübete sapmadan devam edilirse Balık Aşıran’dan geçiliyor. Burası Yarımada’nın en dar yeri. Antik zamanlarda burada Akdeniz’den balık tutup canlı olarak Ege’ye bırakma yarışmaları yapıldığı için buraya Balık Aşıran deniyormuş. Burada herhangi bir tesis yok, çalılar arasından deniz kenarına kadar inmek mümkün. Balık Aşıran’ın biraz ilerisinde, Gökova (Ege) tarafında Çatı Koyuna inen bir yol var. Herhangi bir işaretle gösterilmeyen bu koyda da bir tesis yok; balıkçı tekneleri ve gezi tekneleri var. Trekking sevenler buradan başlayarak Balık Aşıran tarafına güzel manzaraları görebilecekleri geziler yapabilirler.</p>
<p>10 &#8211; 15 km sonra sağda bir çeşme var, buraya yerlileri &#8216;Çakal&#8217; diyorlar. Buradan sapıp deniz kenarına inmek mümkün ama altı yüksek arabalarla gitmek öneriliyor. Sola sapıldığında bir de mağara varmış, ancak sürüngenlere dikkat dendiği için gitmek aklımdan dahi geçmedi (!)</p>
<p>20 km sonra solda Aktur Tatil Sitesi’nin önünden geçiliyor. Burası özellikle küçük çocuklu aileler için 15 günlük ya da aylık ev kiralamak için uygun düz ayak çok büyük bir site. Aktur’dan biraz daha önce Kurucabük Aktur var, buradaki lokanta sadece yazın açık ama biz kebaplarını da, pidelerini de seviyoruz, hep memnun kaldık. Denizin de tam kenarında. Aktur&#8217;u geçer geçmez sağda yoldan çok da uzak olmayan küçük bir şelale olduğunu duyduk. Biraz daha ileride, toprak bir yoldan sağa Gökova körfezi tarafındaki Alavara&#8217;ya sapılıyor. Gökova tarafında oldukça bakir koylar var. Ancak işaretleme olmadığı için bilen biri ile gidilmeli.</p>
<p>Aktur’dan sonra 10 km kadar biraz yukarıda kalan Emecik Köyü hariç yerleşim yeri görmeden gidiliyor. Tekrar kıyıya inildiğinde Kara İncir sahili var. Burada da birkaç tatil köyü ve son zamanlarda sayıları çok artan küçük oteller var. Hatırlayabildiklerim Doris, Acroter, Perili Köşk, Gölmar ama bunlarla sınırlı değil. Doris’te kalan bir arkadaşımız memnun olduğunu söylemişti ama bir mukayese yapacak bilgim yok.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_1616.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1978" title="Datça koyları" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_1616-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Aktur’dan 10 km sonra sağda ‘Üzüm’ tabelası göreceksiniz. Yol kenarında yeşillikler arasında ayak üstü biraz da gizli kalmış basit bir tezgah. Mevsim uygunsa üzümlerinden mutlaka tadın. Değilse kuru üzüm alabilirsiniz. Temmuzda kardinal üzümü benim favorim. Diğer bahçe ürünleri de güzel. Üzüm tabelasından sonra Şerif’in yeri ve Güllük iki çok eski yol kenarı lokantası. Yemek listeleri pide, tandır, kavurma ağırlıklı.</p>
<p>Bölgenin en eski tatil köylerinden Billurkent’i geçtikten sonra son zamanlarda birçok düğünün yapıldığını duyduğumuz Surf Tatil Köyü, hiç denemediğimiz gene bir hayli eski ve de tandırı ile bilinen Mülayim Lokantası, sağ tarafta kahvaltı ve gözleme türü yemekler için Derin Bahçe ve Gelgör lokantaları ve de nihayet bir benzin istasyonu yanından geçiyoruz. Bunlar arasında benim  denemiş olup da tavsiye edeceğim yok ama hepsi denenebilir.</p>
<p>Biraz daha ileride, Datça 10 km levhasından 1 km kadar sonra eski değirmenlerin karşısında solda Datça Vineyard var. Şarap sevenler Datça’nın şaraplarından tadım yapabilirler. Manzara ve ortam çok güzel. Sahibi ve dostumuz Hasan Bey gerçekten güzel bir girişimde bulunmuş. Yaz mevsiminde yaptıkları pizzayı da çok beğendik. Artık rezervasyon da alıyorlar. Bağ bozumlarına katılmak da mümkün ancak sanırım yer ayırtmak gerekiyor. <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_46261.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1980" title="Dostumuz Ali Bey'in Taş Heykelleri" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_46261-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Biraz daha ileride sağda iki tane Köfteci Sami var. Benim sevdiğim bir tat değil değil, biraz ağır geliyor ama önünde birçok araba göreceksiniz. Sahipleri farklıymış. Datça&#8217;ya daha yakın olanın orijinali olduğunu bir dostumdan duydum ama emin değilim.</p>
<p>Birkaç km sonra sağa saparsanız bir iki km sonra Olive Farm. Çeşitli kozmetik ürünleri ve zeytin bağıntılı ürünleri bulmak mümkün. Pahalı da olsa yeşil zeytinini çok beğenmiştik. Hemen her şeyleri pahalı. Olive Farm&#8217;ın satış dükkanından biraz önce solda olan &#8216;Guest House&#8217;ının bahçesi çok güzel, yaz aylarında pizza yapıyorlar. Olive Pizza olarak geçiyor yanılmıyorsam. Rezervasyon yapıp gitmeye değer ama pizza yapmaya devam ederler mi bilemiyorum.</p>
<p>Reşadiye civarında Knidos Şarapçılık da ortam olarak da, şarapları olarak da güzel bir yer. Rezervasyon yaptırıp şarap eşliğinde peynir &#8211; şarküteri tabağını güzel bir ortamda güzel zaman geçirmek için ısmarlayabilirsiniz.</p>
<p>Biraz daha ileride solda Datça Köy Ürünleri binası var; badem, reçel, mercimek vs almak için uygun.</p>
<p>Sağ tarafta ise önce Kızlan, sonra Reşadiye köyleri var. Yakın dostlarımız Reşadiye&#8217;nin köy kahvesine sık sık kahve içmeye gidiyorlar. Reşadiye Köyünde bir restorasyon şaheseri olan Mehmet Ali Ağa konağı vardı ama maalesef işletme çabaları hep başarısız oldu. Mümkün olursa, &#8211; bu yıl da kapalı sanıyorum &#8211; uğrayıp bahçesinde bir kahve içmek lazım. Kızlan Köyü’nden ise Gökova tarafındaki Gereme koyuna iniliyor. Issız ama güzel bir koy görmek istiyorsanız on dakikada deniz kenarına iniliyor, sonra da bir süre daha deniz kenarından devam etmek gerekiyor. Bir gün termosa çay doldurup tekrar gitmeyi istiyoruz. Ancak Datça&#8217;da birkaç gün kalan birinin zaman ayırmasına bence değmez. Yazın kıyı yolunu da yangın tedbiri olarak kapattıklarını duydum.</p>
<p>Bodrum feribotlarının kalktığı Körmen&#8217;de (Karaköy) yanyana Mayan ve J&#8217;ale adlarında iki kokteyl bar var. Mayan&#8217;ın yemekleri ve sunumu ile Meksika ruhunu yansıttığı söyleniyor ve gençler arasında revaçta. Kızım da beğenenlerden. J&#8217;ale&#8217;ye de bir dostumuz bizi güneş batımına yakın davet etmişti, memnun kaldık. Her ikisi için de fiyat haricinde olumlu şeyler duyduk. Burada bir de sahibinin balıkçı olduğunu duyduğum Gani adında bir balık lokantası var. Burası da taze balık yemek için bazı dostlarımız tarafından tavsiye edildi. Ayrıca Körmen yolu üzerinde yeni açılan bir yerden komşularımız bahsetmişti: Kavakdibi Cafe ve Bistro. Biz de müşterilerin böyle yerlerden el ve ayaklarının çekildiği ekim ayında uğradık, çok güleryüzlü, iyi niyetli çalışanları var. Gün boyu kahvaltı veriyorlar &#8211; ki ben bu yaklaşımlarını ve kahvaltı çeşit ve sunumlarını beğendim. Yemek ve servisi değerlendirmek için kalabalık zamanlarda gelmek lazım. İlginç bir not: Çevre halkı buraya &#8216;Kavakdibi&#8217; diyor ama gölgesi ile mekana değer katan büyük ağaç aslında çınar ağacı&#8230;</p>
<p>Feribota giden Karaköy/Körmen yolu üzerinde bir de şaşırtan bir tesis var: Kairos Valley. Şaşırtıcı tarafı şu; yaklaşık 160 dönüm gibi çok geniş bir araziye kurulmuş; gerçekten Datça&#8217;da pek benzerini görmediğimiz mini bir &#8216;vadi&#8217;. Fıstık çamı ağaçlarını çok severim, onlardan bolca var ve hem o ağaçların hem de çok sayıda ağaç evin görüntüleri etkileyici. Hem bireylere, hem gruplara hizmet verecek. Gruplar derken, başta yoga ve benzeri grupları kastediyorum. İçinde ağaç evler ve otel binası dışında bir sanat merkezi, daha iddialı başladıkları ama sanırım ilk planladıklarına nazaran daha sınırlı hizmet verecek bir klinik/sağlık merkezi ve çok hoş bir teras bahçeye sahip Lotus restoran var.  Tesis çok güzel, niyetler iyi; bir hayli büyük hedeflerin ne kadarı gerçekleşir, zaman içinde ben de merakla izleyeceğim. Geçerken bir uğrayın derim.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_5521.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1981" title="Datça Yarımadasının Koyları" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_5521-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Bodrum feribotlarının kalktığı Körmen’e giderken yolun hemen başında Knidos’a sapan yolu &#8211; sonra bahsetmek üzere &#8211; sapmadan geçtikten sonra Datça merkeze doğru giderken sağda Karadeniz Fırın var; oldukça lezzetli Konya Etli ekmeği yapıyorlar. Solda Devlet Hastanesine doğru dönülürse o civardaki Casa Di Datça butik otelinde kalanlar çok memnundu.  (Aslında İtalyanların &#8216;agriturismo&#8217; tarzında bir tesis hedeflemişler ama o konuda alacakları yol var bana göre) Burada geçen yıl çok memnun kaldığımız bir İtalyan lokantası da vardı ama bu yıl sadece otel müşterilerine hizmet veriyor. Sahibi Bahadır Beyle konuşmamda, tekrar açılabileceği izlenimi aldım.</p>
<p>Tam Körmen ve Knidos&#8217;a sapan yolun karşısında Espadin fırını var. (Artisan bakery olarak geçiyor) Datça pazarından tanıdığımız bir aile tarafından işletilen bu fırındaki her ürünü seviyoruz. Glütensiz ürünleri de var. Aralarında belli bir programa göre bazı günlerde üretilen farklı ekmeklerini ve reçellerini özellikle öneririm.</p>
<p>ESKİ DATÇA</p>
<p>Sola değil, sağa dönerseniz eski Datça.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_4444.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1966" title="Eski Datça'da begonvil" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_4444-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Eski Datça’ya birkaç yıldır uğramamıştık. Can Yücel’le özdeşleşmiş olan eski Datça, eski ve yeni taş evleri, butikleri, galerileri, dükkanları, kafeleri ile Batı’da rastlayacağınız türden bir turistik köy olmuş. Sorun, yazın çok kalabalık, baharlarda ise in cin top oynuyor olması. Bahsedeceğim birkaç yer şöyle:</p>
<p>Ekim ayında haftanın sadece bazı günleri açık olan Nil Kafe’den de bahsedeyim. Çok güzel tatlıları var; gerçekten çok değişik ve güzel yemekleri de var. Sahibi sohbetimiz de olan Özlem hanım ve eşi. Arka bahçesinde oturmanızı tavsiye ederim. Nil Kafe benim Datça&#8217;da en sevdiğim ve Datça&#8217;ya ilk kez gelen dostlarımı mutlaka götürdüğüm lokanta. Az ilerisindeki Tekin dondurma Datça’dakinin şubesi. Dondurmalarını seviyoruz, zaten önünde hep kuyruk olur.</p>
<p>Eski Datça&#8217;da Trio&#8217;nun pizzalarını beğendik, dostlarımıza tavsiye ediyoruz. Bu yıl da gittik, düşüncemiz pekişti. &#8216;Güzeliz&#8217;in mezelerini bu işlerden anlayan bir arkadaşımız tavsiye etti; bu &#8216;mezeci&#8217; lokanta sadece akşamları açık, gündüzleri meze yaptıkları için kapalılar, bu da mezelerinin taze olduğu mesajını veriyor. &#8216;Bon chocolate&#8217; tiramisu ve çikolatalı tatlıları fena değil, terasları da güzel. Nil Kafe&#8217;nin yakınındaki Ede, (Eski Datça Evleri&#8217;nin kısaltması sanırım) bizim gittiğimiz bir lokanta değildi ama dostlarımız oradan topik getirdiler ve iyi bir aile işletmesi olduğunu söylediler. Topik çok yapılan bir meze değil, fena da değildi, bu nedenle bu kafeyi bir gün denemek istiyoruz. Akşamları yemek eşliğinde müzik yapılan bazı yerler var; böyle bir yer arıyorsanız  epey seçenek var. Genellikle de gidenler memnun ama çevreden çok gürültü şikayeti de var.  Datça merkezde çok popüler olan İskandil de burada bir şube açmış. İskandil&#8217;de ne servis ediyorlarsa onu yiyorsunuz ama deniz ürünleri başta her şey taze; fiyatlar da ehven. İçkinizi de yanınızda götürebiliyorsunuz.</p>
<p>Eski Datça&#8217;da açık bulabilirseniz Tonka, Avrupa&#8217;da rastlayabileceğiniz kalitede bir pastane. Eski Datça&#8217;nın kalabalıktan uzak epey sapa bir yerinde. Lezzeti de tasarımları da güzel. Sahibi Feray Hanım zaman zaman Datça&#8217;dan gitmeyi düşünen yetenekli bir pasta ustası. O nedenle gitmeden önce açık olup olmadığını kontrol edin.<br />
<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_0672.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1954" title="Pazar" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_0672-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>DATÇA MERKEZ VE YAKIN ÇEVRESİ</p>
<p>Yol sizi sonunda Datça’ya ulaştırıyor. (Marmaris – Datça: 70 km)</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_4637-1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1982" title="Datça (Amisos Pide'den)" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_4637-1-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Her sene mutlaka gittiğimiz ve her yıl biraz daha bozulsa da en ilginç yemekleri yediğimiz Fevzi’nin yeri beş yıl kadar önce kapandı. Yerine açılan Eski Meyhane de fena değil ancak ilk açıldığı zamanki kadar iyi de değil.</p>
<p>Datça’da lokanta olarak birinci tercihimiz Marina’ya yukarıdan bakan Emek (Kaptanın Yeri) idi. Teras manzarası ve kaliteli yemeği ile hep gitmeyi tercih ettiğimiz yerdi. Zaten aile işletmelerini daima destekliyoruz, burayı da uzun süredir bir aile işletiyordu. Gene el değiştirmiş, Denemedik ama yeri hala güzel.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_73441.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1975" title="Badem Festivali" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_73441-e1575370211246-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a>Merkezde en beğendiğim lokanta olarak Cafe Inn’den söz edeyim. Kumluk plajında Tuncel Efe otelinin hemen yanında. Hem pizzaları, hem tatlıları gayet güzel. Zaten kime sorsanız burayı söyleyecektir.</p>
<p>Ziraat Bankasının karşı sokağı yakınındaki Uysal gözleme ve mantı ve özellikle ev yemeği sevenler için güzel. Kuru bakla çorbası, kabak çiçeği dolması ve yaprak sarmasını özellikle seviyoruz. Burası da bir aile işletmesi ve bütün yemekleri Kadriye Hanım yapıyor, biz de emeğine çok saygı duyuyoruz. Uysal&#8217;a yakın ama ana yol üzerindeki tezgahta lokma döken ustanın lokması bence gerçekten güzel. Tam yerini bilemediğim ama merkeze yakın Kardelen&#8217;in pidelerinin iyi olduğunu söyleyen de birkaç kişi oldu.</p>
<p>İskandil artık çok popüler oldu. Fiks menü olarak günün meze ve balıklarını servis ediyorlar. İçkinizi getirebiliyorsunuz. Salaş bir lokanta sayılır ama rezervasyon şart. Biz arada severek gidiyoruz. Yukarıda da bahsettim; sahibi Zafer Bey Eski Datça&#8217;da da şube açtı, merkezdeki kapanmış olabilir.</p>
<p>Bu üç lokantadan sonra, yıllar içinde diğer deneyimlediklerimizi ve beğendiklerimizi de sayayım. Tekrar uyarayım ki, bahsettiklerim sadece bizim deneyim ve alışkanlıklarımızla sınırlı.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_0763.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1969" title="Datça Liman (Emek'ten bakış)" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_0763-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Marina üstünde, eski Emek’in yanında Küçük Ev. Bir kere gitmiş ve beğenmiştik. Bazı dostlarımız da memnun olduklarını dile getirdiler.</p>
<p>Gene eski Emek yanında Lezzet Kafe, limanın güzel manzarasına bakarken ayak üstü bir şeyler atıştırmak için ideal. Çay ya da kahve içmek için uğranılabilir. Hamburger, tost gibi basit yemekler yapıyorlar. En önemlisi yanındaki pahalı lokantalar ile aynı güzel manzarayı görüyorsunuz. Mutlaka uğrayın ve bir kahve ya da meyva suyu ya da bira eşliğinde marinayı yukarıdan seyredin derim.</p>
<p>Yıllar boyunca Emek’in komşusu olan Culinarium, limanın biraz yukarısında pek dikkat çekmeyen bir yere taşındı. Sınırlı bir menüsü var ama bir hayli özel hatta gurme denebilecek yemekler yapıyorlardı; şimdi nasıldır bilemiyorum. Ancak bazı dostlarımız her yıl mutlaka birkaç defa gidiyorlar.</p>
<p>Gene Marina bölgesinde bu yıl Alfheim (İskandinav mitolojisinde Elfler&#8217;in diyarı imiş) isimli bir lokanta açıldı. Ayak üstü bir şeyler yemek için biz lezzet anlayış ve arayışlarını beğendik. Son duyduğumda merkezdekinden ziyade Eski Datça&#8217;daki  şubelerinin daha iyi olduğu idi. Bir sebebi var mı bilemiyorum.</p>
<p>Aynı bölgede Ekim pastahanesinde, bu konuda eğitim almış Sema Hanım’ın güzel tatlılarını yemek mümkün. Birkaç yıl önceye kadar Datça’da iyi pastane bulmak zordu, Ekim ve daha önce bahsettiğim Tonka bence önemli bir boşluğu doldurdu.</p>
<p>Marina bölgesinde ayak üstü balık ya da balık &#8211; ekmek; özellikle sardalya yenebilecek lokantalar da var, biz bunlardan Badem&#8217;de ve teknelerin yanındaki Mavi Ay’da yemiştik ve önerebiliyoruz.</p>
<p>Marina’nın en ucunda Çınar dondurma; bu yöre için makul kalitede dondurma, tatlı, kahve için uzun süre neredeyse rakipsizdi. Biz özellikle kahvesini beğeniyoruz. Ancak biraz ilerisinde sola döndükten sonra karşınıza çıkacak Tekin dondurma şu sıralarda en az onun kadar beğeniliyor ve önünde yazın uzun kuyruklar oluşuyor.</p>
<p>Ana caddede ev yemekleri yapan Zekeriya Sofrası bizim pek gitmediğimiz ama sürekli kalabalık olan bir lokanta. Gene ana cadde üzerinde, fırınından sıcak sıcak badem kurabiyesi satan dükkanın önünde de hep kuyruk var; biz Aralık ayında sıraya girmeden yedik; güzeldi.</p>
<p>Kumluk plajında Cafe Inn’in ilerisinde deniz kenarında güzel lokantalar var. Biraz daha pahalı, kalabalık, iç içe ve de fazla göz önünde oldukları için bizim pek gitmediğimiz lokantalar. Aklımda kalanlar, Dutdibi, Hüsnü’nün Yeri, Maradona, Kekik, Tuna. Aralarında kalan Serap’ın Yeri serin ve eski usul bir çay bahçesi. Gözlemesi, çi böreği, çayı güzel, nispeten uygun fiyatlı. Sık sık uğradığımız bir yer. <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/c674d983-71fc-46bd-8a4b-8c33fddb559f.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1970" title="Datça Kumluk" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/c674d983-71fc-46bd-8a4b-8c33fddb559f-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Kumluğun bitimindeki yazın küçük tezgahlarda incik boncuğun satıldığı meydanda Fora Otel yakınında &#8216;Coffee Grinder&#8217; bir Avrupa şehrinde rastlayacağınız türden şık bir kahve mekanı. Kahve sevenler deneyebilir, bana göre değil. Burada El Fico İtalyan tarzı dondurmayı İstanbul Feneryolu&#8217;da severek yiyorduk, aynı marka ve kaliteyi burada bulmak hoş bir sürpriz oldu. Çınar ve Tekin denendikten sonra sıraya girebilir.</p>
<p>Kahve sevenler için bir &#8216;kahve gurmesi&#8217; <img src='https://kemaltumerkan.com/wp/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  arkadaşım da Drip Drop&#8217;u methetti. Atatürk caddesi üzerinde. Sahibi Okay Bey de ilginç ve hoşsohbet bir insanmış; ben denemedim ama kahve sevenler uğramalı.</p>
<p>Önceleri merkezde olan ama şu sıralarda Migros&#8217;un karşısından Burgaz&#8217;a inen yolun başına taşınan Meliha Hanım&#8217;ın su böreğinin kalitesi iyi.</p>
<p>Bir diğer lokanta yoğunluğu, PTT’den içeri giren ve hemen başında bedava otopark olan &#8211; Bu kadar değerli bir arsa ne kadar süre otopark kalır, bilinmez &#8211; yolun çevresinde.</p>
<p>Bu yolun (Vatan Caddesi) üzerinde, yukarıda bahsettiğim İskandil’in biraz yukarısında gene bir aile işletmesi, bir zamanlar adı Çine köftecisi olup da adını sanırım &#8221;Datça Burger&#8217; olarak değiştirmiş olan köfteci de iyi. Onun yanında D-PO Pizza var, pizzaları iyi sayılabilir, çok sevenler var.</p>
<p>PTT&#8217;nin yanındaki bu yolun biraz ilerisinden sağa ve sola ana yola paralel giden ve sadece yayalara mahsus yolun üzerinde de (Rauf Balıkçı Sokak) birçok lokanta ve kafe var. Sağa saparsanız beş on metre sonra caddeye doğru inen ve gene sadece yayalara mahsus dar bir sokakta Sevinç’in yeri var, temiz ve oldukça lezzetli ev yemekleri için aklınızda bulunsun. Çok beğenen var ama bizim için biraz daha geri planda.  Karşısında da Rumeli Köftecisi var. Köftesini ve dedelerinden öğrendiği şekilde yaptığı tatlıları, özellikle Kemalpaşa tatlısını beğendik. Ciğeri de iyi yaptığını duydum ama ben sevmediğim ve yemediğim için yorum yapamam. Sahibi Çağatay Bey de genç, konuşkan başarılı bir girişimci. Annesi de kendisine yardımcı oluyor. Köfte yerken kendinizi zeytinyağı alıyor bulabilirsiniz (!)</p>
<p>Marinaya giderken Ziraat Bankasının yanından yukarı çıkan mecburi istikamet yolun başlarında Meyhane Datça var. Oğlum geldiğinde bizi davet etmişti, küçük, güzel bir bahçe içinde; yemeklerini de beğendik. Bahçenin çevresinde birkaç &#8216;kameriye&#8217; masası var, tekrar gitsek gene Kameriye 2&#8221;yi ayırırım. Meyhane Datça başka alternatifler sunsa da et ve sakatat ağırlıklı; yanında ise deniz ürünleri ağırlıklı Ege Meyhanesi var, gitmedik ama güvendiğimiz birkaç dostumuzdan iyi şeyler duyduk.</p>
<p>Az önce bahsettiğim taşıt girmeyen Rauf Balıkçı Sokak üzerinde bizim için özel bir kafe var: Yeni Kafe. Yeni Kafe&#8217;ye girdiğinizde İrem Hanım, Burak Bey ve iki şirin ufaklıkla tanışacaksınız. Hem kendileri kaliteli insanlar, hem ürünleri. Kişlerini, İspanyol omletlerini, özel çeşitli çorbalarını ve brovnilerini öncelikle öneririm. Ancak kafelerini devretmeye çalışıyorlardı, gittiğinizde orada olmayabilirler.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_7442.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1971" title="Datça Liman" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_7442-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Genellikle otel de soruluyor ama o konuda bilgim sınırlı. Bir şubat ayında Badem Festivali için geldiğimizde merkezde ana cadde üzerinde Tuncel Efe Konağı’nda kalmıştık. Odalar küçüktü ama biz memnun kaldık. bir sonraki yıl da Sapphire otelde kaldık, ön tarafa bakan odalarının manzarası çok güzel. Terasında çok güzel bir manzara eşliğindeki yemekleri de güzel. Bir arkadaşımız Uslu Otel&#8217;de kaldı, otelden ve ilgiden çok memnundu ama denize fazla iniş çıkış gerektirdiğinden ve rüzgardan şikayetçi olmuştu.  Gene bir arkadaş grubumuz My Marina Select&#8217;de kaldılar ve tavsiye ettiklerini söylediler. Biz de onları ziyaret ettiğimizde beğenmiştik. Bir de bir arkadaşımın pansiyon tavsiyesini ileteyim: İyi bir aile işletmesi olduğunu söylediği Yavuz Apart. Yavuz Apart ayrıca başka bir iki pansiyonu tavsiye ediyormuş, arkadaşım bunlardan birinde son derece memnun olarak kalmış. Bir arkadaşımdan bir başka tavsiye ise Bademli Konak; deniz kenarında olmayan. temiz küçük bir otel olarak not etmiş. Ben de önünden geçerken beğendim. Merkeze çok yakın Fuda Otelde kalan farklı farklı arkadaşlarımız da memnun kalmışlardı, önünden denize de girebiliyorlardı. Bir arkadaşım da Taşlık plajının biraz arkasında Louise&#8217;in Konağı&#8217;nda kalmış; odaların küçüklüğü dışında çok memnun kaldığını söyledi. Casa Di Datça&#8217;dan söz etmiştim. Bir de, yakın zamanda açılan, Burgaz tarafındaki Palaia otelin hem otel hem restoran bölümünden memnun kaldıklarını söyleyen yakın dostlarımız oldu. Anladığım kadarı ile özenli ve kaliteli bir yer. Lokantası da iddialı. Airbnb&#8217;lerden de &#8216;Botanik Bahçe içinde Taş Ev / Ev sahibi Tayfun&#8217; başlığı ile bulabileceğiniz evden dostlarımız çok memnun kalmışlar bu yıl. Kargı koyunda da kalınacak yerler var; aşağıda bahsedeceğim.</p>
<p>Merkez&#8217;e yakın yerler arasından son olarak da, hem manzarası, hem inşaatına ve çevresine gösterilen özen, hem de dostlarımızın emeğini taşıdığı için bizim favorimiz olan otelden de söz etmesem olmaz: Cape Krio. Kalmasanız bile harika manzarası eşliğinde terasında bir şeyler için derim. Vineyard&#8217;ı da Datça&#8217;nın önemli bir turist uğrağı yapan dostumuz Hasan Bey ve ailesinin oteli olduğunu da ekleyeyim.</p>
<p>Badem Festivali’nden söz etmişken, bu aktivitenin her yıl Şubat ayında yapıldığını söyleyeyim. Bence güzel bir şenlik; badem ağaçlarını görmek için önce Hızırşah köyüne, sonra Yarımada’nın ucuna doğru gitmek gerekiyor. Merkezde de birçok tezgahta yiyecekten incik boncuğa birçok şey satılıyor; konuşmalar yapılıyor.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_7400.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1972" title="IMG_7400" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_7400-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Bir de, merkeze çok yakın Kargı koyundan söz edeyim. Datça merkezden en fazla 10 dakikada ulaşabileceğiniz bu koya gelirken sağda güzel manzaralı Mandalya pansiyon, solda Mandalya plajı var, denize girip yemeği de plajda yiyebilirsiniz. Biraz daha ileri giderseniz Kargı Koyunda güzel lokantalar var ve denizi güzel. En başta Yeşim&#8217;in Barı, sonra çok sayıda arkadaşımın çok methettiği Bizim Ev, gene ortalarda Kargilos, en sonra da Cennet Koy. Benim anladığım hepsi iyi, gece kalınanlarda odadan çıkıp denize girme lüksü var ama bunlar arasında şu sırada en popüler olan Bizim Ev. Hem gecelemek için, hem de günübirlik yemek yiyip denize girmek için. Cennet Koy ise aralarında en salaş olanı ama mutfak şefi olan Ayşegül hanım ile tanıştık ve deneyimini takdir ettik. Diğerlerine göre daha az beklenti ile denenebilir. Merkezden sıkılanlar araba ile on dakikada buradaki lokanta ve plajlara gelebilirler. Bu bölge Datça’ya yakın da olduğu için Datça’da kalanların gününü geçirmesi için uygun.</p>
<p>Son zamanlarda Kargı koyuna varmadan bir süre önce sola sapılıp ulaşılan bir otel ve lokanta da özellikle dikkatimizi çekti.: Saklı Yaz. Oteli görüp manzarasını ve konumunu beğenmiştik, bu yıl lokantası da açılmış. Giden dostlarımız yemekleri beğenmişler, fiyatları da ortam ve kaliteye göre makul bulmuşlar. İşletmecileri daha önce de bahsettiğim Emek Lokantasının sahiplerinden. Yakınlarında Villa Aşina ve Villa Carla da var; bu iki oteli de not edebiliriz. <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_2292.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1956" title="Datça yolunda 'Emel Sayın' Koyu" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_2292-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>Son olarak da bizim pek yapmadığımız ama doğal olarak Datça&#8217;ya gelenlerin çoğunun yapmayı arzu ettikleri günübirlik tekne gezileri için duyduğum birkaç ismi yazayım. Bir büyük gruba katılıp yarımadanın ucuna doğru gitmek için bir ailenin işlettiği Badem Tur &#8211; Gürkan Kaptan&#8217;dan dostlarımız memnun kaldılar. Simi&#8217;ye giden birkaç tekne de var, eğer pasaport ve vizeniz varsa bazen gece teknede kalmak suretiyle de bu geziyi yapabiliyorsunuz. Marina&#8217;ya gittiğinizde Umut Kaptan veya Önel Akdeniz&#8217;e bakabilirsiniz. Özellikle bahsedeceğim tekne ise Mustafa Yılmaz&#8217;ın Aresca isimli teknesi. Neden özellikle bahsediyorum derseniz, birçok turda büyük bir teknede kalabalık bir gruba katılıyorsunuz, oysa Aresca sadece  7 kişi alıyor ve yakın koyları küçük bir arkadaş grubuyla görmenizi mümkün kılıyor.</p>
<p>DATÇA’DAN YARIMADANIN UCUNA DEVAM EDİLİRSE</p>
<p>Datça&#8217;ya gelmeden az önce sağa feribota giden yola saptıktan  hemen sonra, sola doğru Knidos yolu ayrılıyor. Buradan devam edersek&#8230;</p>
<p>Bu yolun başlarında bir dostumuzun önerdiği Nesli Mantar isimli bir yer var, bu ilginç isimli yerin kahvaltısı methedildi. İstiridye mantarı yetiştiren ve ilginç bir hayat hikayesi olan Nuray Hanım&#8217;ın kahvaltısını biz de denemek istiyoruz.</p>
<p>Gene bu yolun başlarında Kocamaar çiftliği var; doğal iddiasıyla değişik ve yaratıcı ürünler sunuyorlar.</p>
<p>Beş on km sonra işareti levhası henüz olmayan bir toprak yoldan Domuz Çukuru koyuna ve bazı başka koylara iniliyor. Biz bir koya arabayı yukarılarda bırakarak yürüyerek inmiştik. Oysa araba ile daha da aşağılara inebilirmişiz. Değişik yerler keşfetmek isterseniz ve trekking merakınız varsa aklınızda bulunsun.</p>
<p>20 km kadar sonra sola sapılırsa Mesudiye köyüne doğru iniliyor. Sahile yaklaşıldığında önünüze iki seçenek geliyor. Bu ayrımda sağa sapmayıp düz devam edilirse Hayıtbüküne geliniyor. Burası çok küçük ve güzel bir koy ama yazın aşırı kalabalık oluyor.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_4529.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1967" title="Gabaklar" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_4529-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Hayıtbükünde sahile indikten sonra sola doğru kötü bir yoldan tepeyi aşarsanız harika bir özel koy, güzel bir lokanta, bir kaç gün kafa dinleyerek kalmak üzere basit binalı/bungalow otel var. Yemeğe gidip denize de girilebilir. Bu koyun adı Gabaklar. Eskiden burada sadece Gabaklar pansiyon vardı, şimdi iki pansiyon daha var. Biz alışkanlıkla ve sahipleri ile eski dostluğumuz nedeniyle yılda bir iki sefer Gabaklar Pansiyona gidiyoruz ve özellikle zakkumlarla çevrili denize inen kısa patikasında kendimizi hep çok iyi hissediyoruz. Ancak lokantasında fiyatları bir hayli yukarı çektiklerini de ekleyeyim.</p>
<p>Hayıtbükü sahilde ise birkaç lokanta yanyana. Ortam ve Serenity kapandılar. Ancak Ortam&#8217;ın yerinde Datça Emek&#8217;ten tanıyıp çok takdir ettiğimiz şefi Mustafa geçen yıl lokanta açtı: Musti Balık Lokantası. Bu yıl dolunayda gittik, memnun kaldık. Dolunayı tam karşıdan görmek mümkün, aklınızda bulunsun. Ogünün Yeri&#8217;nde yemedik ama bazı arkadaşlar beğendiklerini söylediler. Yukarıdan kıyıya inildiğinde sola sapılırsa &#8211; Gabaklara gidilen yolun başında &#8211; Berke’nin bahçesi var, güzel gözleme yapıyorlar. Biraz daha ilerisinde geçen yıl &#8211; bu yıl ne durumda bilmiyorum &#8211; iki yıl önce çok beğendiğimiz Masal Gibi var. Şef Robin&#8217;in birçok mezesi ve yemeği bana göre gerçekten çok başarılı idi, ayrılmış; aynı kalite devam ediyor mu bilemiyorum.</p>
<p>Hayıtbükü’nden Gabaklar’a değil de sağ tarafa dönülürse beş altı dakika sonra Ova Bükü’ne gidiliyor. Deniz taşlık ama çok berrak. Melinda Pansiyon ve Ada Pansiyon’un özellikle zeytinyağlı yemekleri ev yemeği tarzında ve oldukça iyi. Sakin bir tatil düşünüyorsanız bu pansiyonları veya yakınlarındaki diğer pansiyonları görün derim, sessiz sakin bir deniz tatili için düşünülecek ideal bir yer. Bir arkadaşım kalmak için buradaki &#8216;My Bungalow&#8217; ağaç evleri öneriyor.  Ovabükü’ndeki en iyi lokanta ise denediklerimiz arasında Poyraz. Poyraz&#8217;ın dostlarımız arasında da birçok müdavimi var.</p>
<p>Mesudiye’ye girmeyip anayoldan devam edilirse veya Ovabükü’nden sonra sahilden çok güzel bir manzara eşliğinde devam edilirse 10 km kadar sonra Palamutbükü’ne geliniyor. Mesudiye’nin içinden geçerek yukarı çıkan yol da yukarıdan geçen Datça &#8211; Knidos ana yoluna bağlanıyor ve bu yoldan da harika manzaralar görmek mümkün. Biraz karışık olduysa diye tekrar söyleyeyim: Her biri ayrı güzel yanyana üç koy: Hayıtbükü, Ovabükü, Palamutbükü. Bu büklerin her birine ana yoldan inmek mümkün. Ayrıca aralarında bağlantılar da var. Bu yollardan kıyıyı takip edeni ve Mesudiye köyünden geçip yukarı çıkarak ana yola daha ileriden bağlanan ikisi özellikle güzel manzaralı.</p>
<p>Mesudiye&#8217;den ana yola bağlanan güzel manzaralı yol üzerinde Zephyros Oteli (Mesudiye) bir arkadaşım muhteşem manzarası ve atmosferi nedeniyle özellikle tavsiye etti. Geçen sonbaharda biz de uğradık ve manzarasını gerçekten çok beğendik. Kalmaya değer mi bilmiyorum ama bir şeyler yemek veya içmek için uğramaya değer.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_4533.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1968" title="Mesudiye Köyünün Yukarısından Bakış" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_4533-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Palamutbükü, Akdeniz’in en güzel koylarından. Ancak son yıllarda büyüyerek çok kalabalık bir kasaba haline dönüştü. Gene de güzel. Buradaki yeni lokantalar hakkında bilgi veremeyeceğim ama bir hayli yeni ve iyi lokanta açılmış, hiç değilse bunu söyleyeyim. Burada Payam adındaki pastane benim sevdiğim yerlerden biri oldu, özellikle elmalı ve de acıbadem kurabiyelerini, şeftalili tartını ailece çok beğeniyoruz. Yemeklerinin de özenli olduğunu duydum. Önünden denize girmek de mümkün. En önemlisi birçok lokantanın kapandığı sezon sonlarında da hizmet veriyorlar. Koy boyunca konumları çok güzel birçok başka lokanta da var, ben çoğunu denemedim.Herhangi birinde yemek yiyip denize girmek en yaygın uygulama. Adamik çok iyiydi ama maalesef kapandı. En çok reklamı yapılan oteli koyun bir ucundaki Mavi Beyaz. Güzel bir otel ancak gecelik oda ücretinin yüksek olduğunu düşünüyorum. Gene de kalanların fiyat kalite dengesini yanlış bulsalar da memnun olduğunu söyleyeyim de haksızlık olmasın. Mavi Beyaz’ın daha da ilerisindeki en uçtaki lokanta &#8211; plajın iyi olduğunu deneyen dostlarımız söylediler. Koyun buraya göre diğer ucunda ise (Marina Tarafı) Kılınç Kafe (Türkan Hanım)’ın ev yemekleri var; tatilde sulu yemek özleyenler deneyebilir, birçok dostumuz çok memnun kalmışlar.Balık yemek için Sarı-hoş ve Müdavim lokantalarının iyi olduğu birkaç kişi tarafından söylendi. Bir dostumuzun açtığı Limra kafeyi de biz henüz denemedik ama ev yapımı ürünlerini beğenen arkadaşlarımız oldu. Yanılmıyorsam bu yıl aynı isimde bir bar da açtılar veya açmak üzereler.</p>
<p>Palamutbükü’nden anayola çıkıldığında Datça tarafında sadece birkaç yüz metre ileride Yaka Mengen lokantası var; bir taş ev. Geçen yıl çok iddialı olarak açılmışlardı, biz de arkadaşlarımızla gidip memnun kalmıştık. Küçük ve estetik porsiyonlarla Michelin yıldızlı yerleri referans almışlardı. Ancak bu kadar iddialı yerler bazen kalıcı olmayabiliyor. Halen açık olup olmadığını kontrol edin. Hemen yanında da Knidos Sanat Akademisi (UKKSA) var, bazı dönemsel sergilere ev sahipliği yaptığı gibi, bahçesinde de onlarca heykel var. Sanata ve sanatçıya destek olan bu mekana uğramanızı öneririm. Buranın biraz ilerisinde ve karşı sırasında farklı ülkelerin çok çeşitli mantılarını üreten küçük bir bahçedeki Hestia mantı lokantası var. Fikir olarak çok güzel, bir kere denemeye de değer ama beklentimi tam karşılayamadı.</p>
<p>Yakaköy&#8217;den Knidos&#8217;a doğru devam edilirken Yazı mahallesinde Knidia Eco Farm&#8217;dan iki ayrı arkadaşım sitayişle bahsetti. Onu da not etmeden geçmeyelim.</p>
<p>Yarımada ucuna kadar gidilirse Knidos’a varılıyor. Burası Akdeniz ve Ege’nin tam birleştiği nokta. Antik Yunan’dan kalma harabeler güzel manzaralar eşliğinde görmeye ve gezmeye değer. Buraya ulaşan yol eskiden yol çok dardı, gene dar ama eskisinden iyi. Burada birbirine komşu küçük iki koy var. Sağ taraftakinde, uzaktaki bir tepede bir deniz feneri var, yürümeyi sevenler oraya bir patikadan yürüyebiliyor. Yaklaşık yarım saatlik bir tırmanış. Ne çok kolay, ne çok zor. (Kızımdan aldığım bilgi) Bu koy, özellikle yaz sonuna doğru güneşin dünyada en güzel battığı yerlerden biri. Güneş batmasına yakın çok sayıda insanın tepelere çıkıp manzara seyrettiğini görebilirsiniz. Burada ağırlıklı olarak yatlara hizmet veren bir lokanta olduğunu da ekleyeyim.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_0394.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1973" title="Issız koylar" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_0394-e1575369386722-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>Knidos’un tarihini ayrıca okumak lazım ama Knidos denince akla gelen ancak maalesef Knidos’ta göremeyeceğiniz iki heykelden bahsedeyim. Biri, müstehcen bulunduğu için birçok şehrin istemediği ve Knidos’a dikilen, gemicileri karşılayan Afrodit heykeli &#8211; bugün nerede olduğu ve başına ne geldiği bilinmiyor. Diğeri ise Londra’ya götürülmüş olan, yanılmıyorsam British Museum’da sergilenen ve geri getirilmesi için Datçalıların çaba gösterdiği arslan heykeli.</p>
<p>Böylece benim gözümden Datça Yarımadası’nı bitirmiş oluyoruz. Bu yazının son derece öznel olduğunu ve Datça’ya sadece benim gözümden baktığını, benim deneyimlerimi ve güvendiğim dostlarımdan duyduklarımı içerdiğini tekrarlayayım. Başta da söylediğim gibi, Datça ile uyumlu, Datça’yı seven ve Datça’nın seveceği dostlara fikir vermesini dilerim.</p>
<p>Katkıda bulunan dostlarıma teşekkürlerimle.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_0397.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1958" title="Likya Yolu üzerinde bir koy" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/11/IMG_0397-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kemaltumerkan.com/?feed=rss2&#038;p=1939</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PROVENCE</title>
		<link>https://kemaltumerkan.com/?p=1892</link>
		<comments>https://kemaltumerkan.com/?p=1892#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Sep 2019 20:56:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kemal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezilerden Öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[Tümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kemaltumerkan.com/?p=1892</guid>
		<description><![CDATA[Provence denince tam sınırlarını çizmek mümkün değil. Fransa’da Marsilya’nın kuzeyinde kalan bölge olarak tanımlanabilir sanırım. Daha resmi isimlerle söylersek Fransa’nın Vaucluse, VAR, Bouches Du Rhone bölgelerini ve hatta çevrelerini kapsıyor. Provence’a gidip gezi notlarını yazan iki ayrı kişinin gittiği yerler &#8230;</p><div class="read_more"><a href="https://kemaltumerkan.com/?p=1892"> devamını oku </a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- p.p1 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 11.0px Helvetica; -webkit-text-stroke: #000000} p.p2 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 11.0px Helvetica; -webkit-text-stroke: #000000; min-height: 13.0px} li.li1 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 11.0px Helvetica; -webkit-text-stroke: #000000} span.s1 {font-kerning: none} span.s2 {font: 12.0px Helvetica} span.s3 {text-decoration: underline ; font-kerning: none} --><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3689.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1899" title="Arle Van Gogh Kafe" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3689-e1569533601512-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a>Provence denince tam sınırlarını çizmek mümkün değil. Fransa’da Marsilya’nın kuzeyinde kalan bölge olarak tanımlanabilir sanırım. Daha resmi isimlerle söylersek Fransa’nın Vaucluse, VAR, Bouches Du Rhone bölgelerini ve hatta çevrelerini kapsıyor.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_4127.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1897" title="Marsilya ve çevresinin haritası" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_4127-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>Provence’a gidip gezi notlarını yazan iki ayrı kişinin gittiği yerler arasında kesişmeyen epey bir yer olabilir, hele kaldıkları yerler muhtemelen çakışmayacaktır. Bir de mevsim etkisi var; renkli lavanta tarlalarını görmek için temmuz ayı tercih ediliyor; amaç buysa temmuz ve en geç ağustosun ilk yarısında gitmek lazım. Ancak biz, gerek aşırı sıcaklardan ve daha kalabalık bir dönemden kaçarak eylül gezisi yaptık ve bazı yerlerde kurumuş, rengini kaybetmiş lavanta tarlalarını görmekle yetindik. Gene de hava ve daha az kalabalık olması nedenleriyle bu seçimden memnun kaldık ama herkes kendi seçimini yapmalı tabii ki.</p>
<p>Bu seyahatimizde Nice tarafına değil, Marsilya tarafına gitmeye niyetlenmiştik (Yukarıdaki haritada Marsilya ve üstündeki bölge) ama kafamızda iki farklı soru vardı:</p>
<p>1)  Araba kiralayacak mıyız?</p>
<p>2) Tek bir yerde mi kalacağız, bölecek miyiz? Nerede veya nerelerde kalacağız?</p>
<p>İkinci soruyu cevaplamak için bir hayli araştırma yaptım. Arada çok mesafe olan iki yeri görmek için iki ayrı şehirde kalmak çok daha mantıklı ama burada her yer en fazla 2 saatlik araba mesafesi içinde. Dolayısı ile merkezi bir yer seçilip her gün bir yerlere gidilebilir.</p>
<p>Sonuçta biz, araba kiralamayı ve toplam 8 günlük gezimizde 3 ayrı yerde kalmayı seçtik. Bunlardan birincisi Marsilya çevresinde bir dostumuzun evi, ikincisi Gordes yakınlarında bir pansiyon ve üçüncüsü ise Avignon yakınlarında bir şato otel oldu.</p>
<p>Bu gezinin detayına geçmeden önce, farklı yöntemler seçecek olanlara üç not: Araba kiralamayacak olanların kalması için en uygun iki lokasyon Marsilya ve de daha küçük ve tarihi bir şehir olduğu için tercihan Avignon. Bu durumda önemli merkezlere tren ve otobüsle gitmek mümkün ancak bazı Provence köylerine ulaşmak için sanırım turlara katılmak lazım; buralara toplu taşıma kullanmak söz konusu değil.</p>
<p>Tek bir yerde kalmak isteyenlerin ise sanırım en fazla tercih ettikleri şehir &#8211; hem küçük, hem merkezi olduğu için St-Remy. Biz bir aralık burada kalmaya niyetlendik ve üzerinde durduğumuz iki otel La Maison De Line ve Hotel Sous Les Figuiers oldu. Hem yerleşim yerlerinden kopuk değiller, hem park sorunları yok.</p>
<p>Araba kullanmak kolay, fazla bir trafik yok. Gene de özellikle köyler arası yolların iki arabanın ancak geçebileceği kadar dar olduğunu söyleyeyim. Bir de &#8216;döner kavşak/roundabout&#8217;lara girerken dikkat etmek ve başka bir araba sizden önce girmişse ve yakınsa mutlaka yol vermek gerekiyor. Yani böyle kavşaklarda soldan gelen arabanın kesin geçiş üstünlüğü var. Bir de anlamsız bulduğumuz ama çok fazla rastladığımız bir uyarıyı aktarayım: Arabanızda görünürde eşya bırakmayın!</p>
<p>Şimdi üç ayrı yerde kalarak yaptığımız seyahatimizi özetleyeyim. Başlarken son olarak da üç hazırlama cümlesi:</p>
<p>* İnsanın önünde bir kişinin programı ve o programla ilgili deneyimleri olunca, bir başkasının bu deneyim üzerinde kendi isteklerine göre oynaması çok daha kolay oluyor. Dostlarıma bu şekilde yardımcı olmak amacı ile yazıyorum. Birçok gezi  için ben de başkalarının programları üzerinden kendi programımı yaptım ama Provence için Internette böyle bir dökümana rastlamak zor; ya da ben bulamadım. Genel bilgiler var ama az sonra okuyacağınız şekilde ‘öznel’ bir gezi yazısı pek yok.</p>
<p>*Seyahatimiz süresince kendimizi çocukluğumuzda yetişkinlerce hazırlanan ‘Hazine Avı’nda gibi hissettik. Güzel bir yer bulduğumuzda, bir sonraki güzel yeri bulmak için adeta bir ipucu bulmuş gibi olduk ve esas itibarı ile bu seyahat bir keşif gezisi süreci idi.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_2956.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1934" title="Birden karşınıza çıkan Ortaçağ köyleri (La Castellet)" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_2956-e1569704677663-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>*Kültür ve sanat ağırlıklı bir bölge olmasına rağmen biz bu gezide müze ziyareti yapmadık; hep açık havada kaldık.</p>
<p><strong>İLK 3 GÜN: MARSİLYA VE ÇEVRESİ (KIYI VE KIYIYA YAKIN YERLER)</strong></p>
<p>İstanbul’dan Marsilya’ya uçtuk; dediğim gibi 3 gece Marsilya yakınlarında La Ciotat’a bağlı Saint Cyr Sur Mer’de bir dostumuzun evinde kaldık ve gene dediğim gibi 2 saatlik bir uzaklık içinde her biri görülmeye değer çok sayıda yer var.</p>
<p>Otel olarak bu bölgede gezginlerden iyi not almış otele rastlayamadım. Evinde kaldığımız dostumuz Cyr Sur Mer’de manzarası ve plajlara yakınlığı ile Grand Hotel Les Lecques&#8217;i tavsiye etti, not edeyim.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_9114.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1903" title="Cassis Kıyısı" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_9114-e1569616990296-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>İLK GÜN: Cyr Sur Mer</p>
<p>Uçak zaten akşamüstü Marsilya’ya vardığı için fazla bir şey yapmak mümkün değil. Cyr Sur Mer’in Lecques bölgesinde deniz kenarına indik ve Les Quatres Vents / Chez Moule’de yemek yedik; pizza, meze ve balıklarını tavsiye edebilirim.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_2958.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1905" title="La Castellet (Karşıdaki köyden)" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_2958-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>İKİNCİ GÜN: La Castellet, La Cadiere d’Azur ve Saint Cyr Sur Mer, Cassis</p>
<p>La Ciotat yakınlarındaki ortaçağ köyü La Castellet’in sokaklarında dolaşarak güne başladık. Çok güzel bir köy. Karşısındaki La Cadiere d’Azur isimli köye de uğrayıp Cyr Sur Mer’in kafelerle dolu meydanında oturduk. Burada New York’taki özgürlük heykelinin sanatçı tarafından yapılmış 7 modelinden biri var. Parkta, sonradan da çeşitli yerlerde göreceğimiz gibi bu bölgede çok yaygın olarak oynanan Petang oyununa denk geldik. ‘Domuzcuk’ olarak adlandırılan küçük topa en fazla kimin attığı ‘çelik’ top yaklaşacak temalı basit bir oyun.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_9070.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1906" title="La Castellet sokakları" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_9070-e1569617712949-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Daha sonra koyda Lecques’nin ters tarafındaki plaja gittik. Biz sadece ayaklarımızı soktuk ama rahatlıkla yüzülebilir. Koyun bir çok yerinde plaj var.</p>
<p>Daha sonra La Ciotat’ı boylu boyunca geçip en meşhur sahil kasabalarından Cassis’i gezdik. Yanlış hatırlamıyorsam Mimosa isimli parka park ettik. Cassis çok güzel bir sahil kasabası. Yukarısında dolunayın üzerinde doğduğu kalesi, kayaları, sahilde kafe, sokak müzisyenleri ve tekneleri ile üzerimizde güzel anılar bıraktı. Cassis’in bir diğer özelliği ise çevresinde ‘Calanque’lar olması. ‘Calanque’ denizin derin bir koy şeklinde içerilere girmesine deniyor. Adeta mini fiyord diyebiliriz. Cassis’den kalkan teknelerle de Calanque’lara geziler düzenleniyor. Bizim zamanımız yetmedi ama bir sonraki gün bir Calanque’ın üzerindeki bir lokantada yemek yerken ne kastedildiğini çok net anladık.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3025.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1907" title="Cassis" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3025-e1569618004510-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Bundan sonrası için de faydalı olacak bir bilgiyi vereyim: Park yerleri için ‘P’ işaretli levhaları takip etmekte fayda var ve bizim bu gezide arabayı park ettiğimiz her park yeri gezmek istediğimiz yerlere son derece yakındı.</p>
<p>ÜÇÜNCÜ GÜN: Marsilya ve Aix de Provence</p>
<p>Marsiya’yı gördüm demek için en azından Marsiya’ya kuş bakışı bakan Notre Dame de La Garde kilisesinin bulunduğu tepeye çıkmak gerekiyor, biz de bunu yaptık. Beni en fazla etkileyen çocukluğumda çok severek okuduğum Monte Kristo romanına ilham veren If adasını uzaktan da olsa görmek oldu; anladığım kadarı ile bu adaya teknelerle gitmek de mümkün. Bu tepeye çıkmaya değer.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3091.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1908" title="Notre Dame Kilisesinden If Adasına Bakış" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3091-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>Kilisede de en ilginç bulduğumuz, fırtınalardan kurtulan gemilerin duvarlardaki şükran mesajları ve sefere çıkarken koruma talep eden gemilerin tavandan sarkan modelleri oldu. Marsilya’yı daha iyi keşfetmek için bu şehirde birkaç gün geçirmek lazım ama bu seyahatte bizim amacımız bu değildi. Liman bölgesinin ilginç olabileceğini ama bazı güvenlik sorunları olabileceğini ekleyeyim. Bizi misafir eden ve buraları bilen dostumuzun favori lokantası La Dorade imiş; en son da bunu söylemiş olayım.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_9138.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1909" title="Kilise tavanından sarkan gemi maketleri" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_9138-e1569618595717-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Marsilya’dan sonra yaklaşık kırkbeş dakikalık bir araba yolculuğu ile kıyıdan biraz ayrılıp Aix De Provence’a gittik. Yanlış hatırlamıyorsam Rotonde isimli otomobil parkına park ettik.</p>
<p>Aix De Provence bir üniversite şehri. Gençler çoğunlukta. Meydanında güzel bir çeşme ve o yolun devamında yosun tutmuş birkaç çeşme daha var, yosun buradaki çeşmelerin belirleyici özelliği. Arabaların giremediği eski şehrin sokaklarında keyifle yürünebilir. Dondurmacılarını da beğendik.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3173-e1569619160581.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1910" title="Aix De Provence çeşmeleri" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3173-e1569619160581-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Aix De Provence, empresyonist ressamların önemlilerinden Cezanne ile de hatırlanıyor. Meydana yakın L’Italie caddesinin sonunda Cours Mirabeau yakınında eski Malta sarayının içindeki Granet müzesi ve daha uzaktaki Cezanne’ın atölyesi ziyaret edilebilir.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3189.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1911" title="Calanque ve kartal başlı kaya" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3189-e1569619424764-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>O gece yemeğe gittiğimiz Le Figuirelles, yemekleri ile değilse de lokasyonu ile sevdiğimiz bir yer oldu. Calanque neymiş, yakından görmüş olduk. İlginç de bir öyküsü varmış; zamanında buraya yerleşen bir karı koca bölgeyi ayrı parası ve bayrağı olan bir ülke olarak ilan etmişler, çevre de bunu hoş görmüş. Bugün lokantayı ve yakındaki pansiyonu torunları işletiyormuş.</p>
<p><strong>SONRAKİ İKİ GÜN: İÇERİDEKİ KÖYLER VE KÜÇÜK KASABALAR.</strong></p>
<p>DÖRDÜNCÜ GÜN: Gordes ve Çevresi</p>
<p>Provence köyleri denince akla hemen gelen ikisi: Gordes ve Rousillion. Bu köylerin çevrelerinde birçok otel, lokanta ve pansiyon bulunuyor. Biz Gordes yakınında Les Mas Etoiles’de kaldık. Zaten otelde pek kalınmadığı, hep dışarılarda olunduğu, otellerin de pek fazla özelliği olmadığı için bu pansiyona hak ettiğinden fazla para ödediğimizi düşünüyorum. Memnun kaldık, özellikle Provence yerel insanlarının yaşamına yakın bir yer olduğundan, ama belki son dakikada yer ayırttığımızdan, belki pansiyonda fazla zaman geçirmediğimizden fazla pahalı olduğunu düşündük. Biraz da ‘yorgun’ bir tesis maalesef. Sahibi Francois çok iyi niyetli, çevre için yol da gösteriyor ancak o da bir hayli yaşlanmış artık. Sonuç olarak iyi bir fiyat yakalarsanız gidin diyebilirim. Bir tur rehberi dostumuz Gordes’in içindeki 5 yıldızlı La Bastide de Gordes otelini çok kuvvetle tavsiye etti, ben de geçerken baktım; parasına kıyabilen için mutlaka kalmaya değer.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3502.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1912" title="Dolunayda Gordes" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3502-e1569619771572-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Yakındaki birkaç köyü hızla gezdikten sonra &#8211; bunlar arasındaki Gordes ve Roussilion’a tekrar gelmek üzere &#8211; akşam da pansiyon karşısındaki Estellan’da yemek yedik. Ortam çok iyiydi ama yemekler damak zevkimize uymadı.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_9219.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1913" title="Gordes" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_9219-e1569620024646-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>BEŞİNCİ GÜN: Fontaine De Vaucluse, Isle Sur De Sorgue, Roussilion</p>
<p>Güne, Sorgues nehrinin kaynağı olan Fontaine De Vaucluse’a giderek başladık. Belki de seyahatte en sevdiğimiz yer burası oldu. Hava da güzeldi, otomobili merkezin biraz ilerisine park ettikten sonra suyun kaynağına kadar yürüdük.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3258-e1569620346624.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1914" title="La Fontaine" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3258-e1569620346624-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Manzara çok güzeldi, etrafta oyalayacak dükkanlar, kafeler de vardı; insan hiçbir şey yapmadan saatlerce orada kalabilir. Bir dostumuz buradaki La Philippa lokantasında hayatında yediği en iyi risottoyu yediğinden bahsetmişti, biz de burada çok güzel tatlılar yedik. Turistik bir yer olduğundan böyle bir kaliteyi beklemiyorsunuz.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3279.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1915" title="Dere kenarında iki genç" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3279-e1569620777484-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Buradan ayrılıp Isle Sur De Sorgue adındaki Sorgue çayı kenarındaki küçük kasabayı gezdik. ‘P’ işareti gördüğünüzde takip edin diye tekrar belirteyim. Şirin bir kasaba; zaman olsa severek daha fazla zaman da geçirebilirdik. Biraz Strasbourg’a ve Calmar’a benziyor. Çay/dere kenarında kafeler var, bunlardan Dominici’de oturduk. Biz bir şeyler içtik ama tatlı ve dondurmaları da iyiye benziyordu. Bu kasabanın bir de güzel bir antika pazarı var.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3333.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1916" title="Sorgue Kasabası" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3333-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>Oradan Menarbes’e geçtik. “A Year in Provence” adındaki kitap ile Provence’in bayağı reklamını yapan Peter Mayle burada da yaşamış ancak belki mevsim sonbahar olduğu için tenha idi, üzerimizde pek izi kalmadı. Oradan Bonnieux üzerinden Roussillion’a geçtik. Roussillion’u çok beğendik. Buraların ‘ocres’ denilen toprağı toprak boyası olarak veya binalarda kullanılmak üzere kazılmış,  ancak sonradan biteceği anlaşılarak yasaklanmış. Roussillion küçücük bir yer ama etrafındaki renkli manzaralar harika. En yukarıda para ile girilen bir gezi parkı ve yürüyüş yolu da var; biz geç kaldığımız için giremedik ama renkli toprakları daha da iyi görmek mümkün.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3371.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1917" title="Roussillion" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3371-e1569621225327-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Bir dostumuz burada L’Ocrier’de güzel manzara eşliğinde güzel de bir pizza yediklerini söylemişti ama maalesef yemek servisleri akşamüstüne kadarmış. Roussillion’dan sonra da Gordes’e geçtik: Gerek yaklaşılırken gece manzarası ile, gerek gece ay ışığında sokaklarında gezilirken masal diyarı gibi bir köy…<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_9196.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1918" title="Roussillion" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_9196-e1569621440731-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Bu bölgede görülebilecek birkaç köy daha var. 40 dakika kadar uzaktaki Lourmarin’e köy pazarı kurulduğu gün gidenler çok beğenmişlerdi. Burada Michelin yıldızlı bir lokantada pahalı ama çok beğendikleri bir öğle yemeği de yemişler. Buraya gidilecekse, pazarın kurulduğu gün gidilmeli; anladığım kadarı ile bayağı hareketli. Çok önerilen bir şey de, bu bölgede fazla sayıda olan Michelin yıldızlı lokantalardan birinde yemek yemek. Parası ve zamanı olanlara duyurulur <img src='https://kemaltumerkan.com/wp/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3404-1.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1919" title="Roussillion (Renkli topraklar)" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3404-1-e1569621770260-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Bunların dışında Gordes’ten 20 dakika mesafede Senangue Abbey (eski tarihi bir manastır) de özellikle lavanta zamanı görülmeye değer. Biz Gordes’ten çıkarken levhasını gördük ama lavanta zamanı olmadığı için zaman ayıramadık. Ancak tarihi bir yer, her mevsimde görülebilir.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3312.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1920" title="Sorgue Çayının yosunları" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3312-e1569622096268-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Biz gitmedik ama çevrede tavsiye edilen bazı lokantaları şöyle not aldık: La Terrasse Joucas (nispeten ucuz) Trinquette, Fleurs de Sel, Cafe Fleurs (Aşırı pahalı değil ama ucuz hiç değil) La Table de Xavier Matthieu in Joucas (En pahalı ve yıldızlı)</p>
<p><strong>SON ÜÇ GÜN: AVIGNON, ARLES VE ÇEVRESİ</strong></p>
<p>6. GÜN: Avignon civarı</p>
<p>Gordes ve civarından Avignon’da bir şato otele geçmek üzere ayrıldık. 10 dakika sonra yolda Coustellet kasabasında mola verdik. Burada pazar kurulmuştu. Aklınızda bulunsun, bu bölgede pazar gezmek en önemli aktivite. Her şeyden önce başka günlerde tenha olan yerlere büyük bir canlılık geliyor. Yerel hayatı ve insanları da görebiliyorsunuz. Burada bizim girmediğimiz ve önünde turist otobüslerinin durduğu bir de lavanta müzesi vardı. Ayrıca müzenin karşısındaki Boulangerie Patisserie Lyse isimli  pastahanenin makaronlarını ben beğendim ama buzdolabında saklıyorlar ve soğuk yemek gerekiyor. Bu civarda La Vie en Rose isimli pastahanenin de iyi olduğunu duyduk. Tatlı sevenler için bu iki ismi not edeyim.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3535.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1922" title="Chateau Varenne (Otelimiz)" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3535-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>Gordes &#8211; Avignon arası yaklaşık 1 saat. Otelimiz Avignon’un biraz kuzeyinde 400 yıllık bir şato idi. Seyahatlerdeki olağan otel bütçemizin ilk kez üstüne çıktık ama bütün dostlarımın burada hiç değilse bir gün kalmasını isterim. Adı Chateau Varenne. Bina hem güzel, hem içindeki dekorasyon çok güzel; resimler, heykeller, süslemeler, aynalar vs… Daha da güzel olan terası ve bahçesi. Bahçede 400 yıllık bir de Lübnan sediri var ki, arkasındaki göz alabildiğine Provence manzarası ile beraber görmeye değer. Boğaz yerine göz alabildiğine ovayı koyarsanız adeta bir minik Hidiv Kasrı. Bahçenin bir köşesinde bir de küçük yüzme havuzu var.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_9387.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1923" title="Şato bahçesindeki 400 yıllık Lübnan Sedir Ağacı" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_9387-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>Açıkçası buraya gelince insan pek başka yere de gitmek istemiyor. Biz akşam 10 dakika mesafedeki Villeneuve’ye (Villeneuve-les-Avignon) gittik. Bu da kardinallerin şehri olarak bilinen küçük güzel bir ortaçağ kasabası. Eskiden Avignon’a şimdi kısmen yıkılmış olan meşhur bir eski köprü ile bağlıymış. Kasabada birkaç önemli anıt var.  Özellikle yukarısında ortaçağdan kalma ‘Fort Saint Andre’ kalesi geceleri çok güzel ışıklandırılıyor. Merkezde Republigue caddesinde Marcellen isimli bir pastahanede makul kalitede makaron, pasta ve buralarda çok üretilip tüketilen mereng yemek mümkün. Buradaki La Petite Culliere’de yediğimiz oldukça basit akşam yemeğini de beğendik.</p>
<p>YEDİNCİ GÜN: Les Baux, St-Remy, Arles, Camargue</p>
<p>Les Baux yakınlarındaki bir mağarada Van Gogh’un resimlerinden bir gösteri yapıldığını duymuş ve mutlaka gidilmesi gerektiğini de dostlarımızdan işitmiştik (Carriere Lumiere) Yaklaşık bir saatlik dar yollardan, ilginç coğrafyalardan geçerek gittiğimiz bir yolun sonunda buraya vardık. Gerçekten çok hoş bir deneyimdi, hatta biz çıkmayıp ikinci kez de izledik. Gösterinin Don McLean&#8217;in çok sevdiğim &#8216;Vincent (Starry Starry Night)&#8217; isimli şarkısı ile bitmesini çok istedim ama gösteriye eşlik eden güzel melodiler arasına bu şarkıyı maalesef almamışlar. Sözleri ressam hakkında öznel bir bakışı temsil ettiği için olsa gerek. Bilmiyorsanız bu şarkıyı youtube&#8217;dan hem dinleyin, hem izleyin derim.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3632.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1924" title="Carrieres Lumiere" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3632-e1569701349122-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>İçerisi devasa bir yer; sanırım mağaraların içini kazarak da boşaltmışlar ve duvarlarını resim yansıtılacak şekilde düz yapmışlar. Yaz dahi olsa yanınızda birer hırka olsun; söylendiği kadar soğuk değil ama serin. Park yeri bulmak biraz sorun ama dolaşım hızlı olduğu için çıkan arabaları kollamak gerekiyor.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3642.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1925" title="Mağara duvarlarında dolaşan devasa Van Gogh Resimleri" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3642-e1569701524160-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Daha sonra hemen yanıbaşındaki Les Baux ortaçağ köyünü gezdik ve çok beğendik. Sanırım gezdiğimiz en güzel köylerden biriydi. Daha fazla zaman da ayırabilirmişiz. En yukarısında bilet alınarak gezilen eski şehir kalıntıları var, dostlarımız gerek bu alanı, gerekse buradan manzarayı beğenmişler.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3665.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1926" title="Les Baux Ortaçağ Köyünün Sokakları" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3665-e1569701743934-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Oradan St-Remy’e geçtik ama buradan anlatacak bir şeyim yok. Büyükçe bir kasaba. Bana nedense Amerikan kasabalarını hatırlattı. Burada kalmayı düşündüğümüz otele uğrayıp tanıştık ve biraz nefeslendik. Burası merkez yapılıp gezilebilirmiş ama bence bizim seçimlerimiz daha iyi olmuş.</p>
<p>St-Remy’den sonra Arles’a geçtik. Arles’da kapalı garajda 17 euro ödedim ki, hâlâ yanlışlıkla 24 saat parası mı ödedim diye şüphedeyim. Doğal olarak bu seyahatte otomatik parkomatlarla da, benzin pompaları ile de ve de otomobilin GPS’i ile de aramızda bol bol hır gür çıktı <img src='https://kemaltumerkan.com/wp/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  ama bunları yaşamayı her gezginin kendisine bırakayım, ne desem boş. Ancak Waze veya Google Maps belki GPS’den daha kolay yol gösterebilir, arabanızda GPS varsa bile mukayese edin derim.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3692.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1927" title="Arles Van Gogh Kafe" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3692-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>Arles’da Van Gogh’un meşhur tablosuna (Arles Sokağında Bir Meyhane) konu olan kafede bir şeyler içtik. Rhone kıyısına kadar gidip hayal kırıklığına uğradık. Biraz daha yürüyüp antik Roma tiyatrosu tarafına gidecektik ki, &#8211; burada çok güzel bir de müze olduğunu öğrendim &#8211; kafede konuştuğumuz bir Fransız’ın verdiği ilhamla “Bu kadar şehir yeter, biraz da doğal yaşam olsun” dedik ve güneydeki Camargue’a doğru yola çıktık. Nereye gittiğimizi pek de bilmeden gidiyorduk, sadece flamingoları, beyaz atları ve vahşi boğa sürülerini (boğa güreşi için bu boğaları kullanırlamış ve Fransa’da da meğer boğa güreşi popülermiş) görme hedefimiz vardı.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3722.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1928" title="Camargue" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3722-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>Camargue, Rhone nehrinin denize döküldüğü yerdeki delta ve bataklık. Burada ilaçlama yapılmadığı için özellikle yazın sivrisinekler var ve hatta çevre illerde de şikayetçiler. Camargue’a gitmek için Port St Louis’i hedef almak gerekiyor. Biz yorucu günün sonunda 1 saat daha yol yaparak buraya geldiğimiz için hava da kararmak üzereydi, sadece bir iki flamingo ve bir beyaz at görerek ve bitki örtüsünü görerek bölge hakkında bir izlenim edindik. Port St Louis’i görecek zamanımız da kalmadı. Benim anladığım yazın buraya gelinmez ama sonbaharda havalar serinlediğinde gelmek isteyen hiç değilse güneşin batışından bir saat kadar önce gelmeli.</p>
<p>Aslında belki de biraz daha batıdaki St Marie de La Mer şehrini hedef almak lazımdı. Bu şehir kıyıda ve Camargue bölgesinin başşehri imiş. Burada flamingoları ‘Parc Ornithologique de Pont de Gau’da görebileceğimizi, bazı filmlerin burada çekildiğini, burada çok eski bir kilise ve kale olduğunu ve kasabanın 20. yüzyılda sanatçılar, ressamlar ve yazarlar için bir cazibe merkezi olduğunu okudum; bu civara gidecek ‘maceraperest’lere duyurulur <img src='https://kemaltumerkan.com/wp/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> . Herhalde Arles’dan bir saatte gidilir.</p>
<p>SEKİZİNCİ GÜN: Chateneuf du Pape, Avignon</p>
<p>Kaldığımız yere 15 dakika mesafedeki Avignon tarihi bir şehir. En önemli özelliği ise papanın 13. yüzyılda buradan hüküm sürmesi. Sonra Roma’ya gidiyor.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3778.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1929" title="Chateauneuf du Pape" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3778-e1569702746587-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Bir süre Avignon’un yarım saat uzağındaki bugün Chateuneuf du Pape (Papanın yeni şatosu) denilen köydeki şatosunda kalmış. Şarap çok severmiş. Bu topraklarda bugün bu isimle çok meşhur şaraplar  yapılıyor. Biz bilmiyorduk ama kime sorsan bu ismi şarap yapımı ile özdeşleştiriyor. Ancak yapan tek bir yer değil, bölgedeki belki yüzlerce komşu parselde üzüm yetiştiriliyor ve şarap yapılıyor. Gerek Chateauneuf du Pape köyündeki birçok dükkanda gerekse çevrede adı ‘Domain’ olarak geçen bağlarda tadım yapmak ve farklı şaraplardan almak mümkün. Ayrıca köyün en tepesindeki eski Papalık şatosu kalıntılarından 360 derece uçsuz bucaksız manzarayı da  seyretmek mümkün.</p>
<p>Biz gidemedik ama Orange adındaki kasaba buraya sadece 7 km uzaklıkta. Burada çok güzel bir antik Roma tiyatrosunun olduğunu okudum. Ayrıca Nimes de çok uzak değil, burada da tarihi kalıntılar varmış. Yani Chateauneuf du Pape’a gelen biri, zamanı varsa buralara da devam edebilir.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3808.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1930" title="Avignon Papalık Sarayı" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3808-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>Gezinin son gününün sonunda, buradan Avignon’a gittik ve Papalık sarayını gördük. Tam yanındaki meydanın altında otomobiller için bir park yeri var. Ayrıca, sarayın bahçesinden Rhone nehrine doğru çok güzel manzaralar seyrediliyor. Biraz yukarı çıkarak bu bahçenin teraslarından Rhone nehri üzerindeki büyük adayı (Bu nehir üzerindeki en büyük ada imiş) ve karşıda otelimize gidip gelirken defalarca önünden geçtiğimiz Villeneuve’deki ‘Fort St Andre’ kalesini ve hatta çok uzakta sabah gördüğümüz papanın yeni şatosunu görmek mümkün.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3822-1.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1932" title="Papalık Sarayı Bahçesinden Rhone Nehri ve Ada" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3822-1-e1569703619390-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>Değişik içkiler deneyecekler için, buralarda çok tüketilen Fransız içkileri ‘pastis&#8217; (rakı benzeri) ve ‘kir’ (beyaz şaraba eklenmiş cassis likörü) ve ‘kir royal’ (şampanyaya eklenmiş cassis likörü) her kafede ve lokantada mevcut.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3825.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1933" title="Villenueve St Andre Kalesi" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3825-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>O gece yemeği de Villeneuve yolu üzerindeki Grek lokantasında  (Restaurant-grec-le-bouzouki) yedik, yemek de güzeldi ama özellikle binanın balkonu ve de içindeki resim ve süslemeler gerçekten özenliydi. 22 yıl önce Rodos yakınlarındaki Halki adasından göç etmiş Roula adında ilginç bir hanımın işletmesi. Binanın dekorasyonuna bizzat da çok emek vermiş.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3836.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1935" title="Avignon'da bir kafe" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3836-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>DOKUZUNCU GÜN: Dönüş ve Teşekkür</p>
<p>Şato otelimizin bahçesinde biraz daha oturup 1 saat 20 dakika uzaktaki Marsilya havaalanına doğru yola çıktık. Zamanımız yetseydi otelin çok yakınındaki Sauveterre köyündeki ‘La Morchande’den veya yol üzerindeki Villeneuve kasabasındaki ‘Fanette epicerie fine Fromage’ isimli peynirciden peynir alacaktık ama olmadı; benzer bir geziyi yapacaklara hatırlatayım. Bir dostumuz, bizim pek uğramadığımız &#8216;boulangerie&#8217;lerden de bahsetmemiz gerektiğini hatırlattı; doğrudur özellikle et ürünlerini sevenler için hemen her kasabada işlenmiş et (pastırma, salam vs) de satan &#8216;boulangerie&#8217;ler var.</p>
<p>Başta da dediğim gibi, bu geziyi planlamakta zorlandım. Gezi siteleri bile, belki benim farklı şeyler arayışımdan, istediğim şekilde yol göstermedi. Buna karşılık geziyi bazı arkadaşlarımın birkaç cümlesi etrafında programlamak bana daha kolay geldi. Provence&#8217;a gitmemiz için bizi motive eden dostum Yavuz  Aksan program yapmakta zorlanmış oluşuma hak verdi ve sebebini benim de katıldığım şu cümlelerle anlattı: &#8220;Homojen bir güzellik dağılımı var bölgenin ama güzellikler farklı farklı  türlerde. Bu farklılık, çoğu turistik yerde hissedilen &#8216;Şunu gördüm, bunu gördüm, bir de şunu görsem tamam&#8217; duygusuna mani oluyor. Bunun getirdiği bir gizem ve çekicilik var ve bu sebeple de diğer birçok turistik yerden farklı ve kalabalık turist kafilelerinden kurtulmuş. Buna karşılık &#8216;Acaba başka ne kaçırdık&#8217; hissi kuvvetli oluyor.&#8221;</p>
<p>Gelelim, bu geziyle ilgili teşekkür borçlu olduklarıma:</p>
<p>En büyük teşekkür tabii ki bizi 3 gün misafir edip Marsilya ve çevresinde gezdiren çocukluk arkadaşım Selami Şehsuvaroğlu’na. Bunu takiben ikinci büyük teşekkür dostum Yavuz Aksan’a. Bu geziyi kuvvetle tavsiye ettiği, kısaca da olsa gittikleri yerleri yazdığı ve de zevkine çok güvendiğim için bu geziyi yapmak istedim. Eşi sevgili Esin de kendi deneyimlerini mükemmel bir yazı ile aktardı. Alım Ekşioğlu Ledun ricamı kırmayıp ve de unutmayıp kısa ama yol gösterici bir özet yaptı. Eski bir gezimizden rehberimiz Ayşegül Hanım birkaç cümleyle de olsa çok yardımcı oldu. Dostlarımız Anais Martin ve Esin Okçu da daha genel bilgiler verdiler ve en önemlisi bu gezi için motive ettiler. Arkadaşım Zeynep Boneval’ın ‘Yolculuk Terapisi’ her gezimde olduğu gibi yardımcı oldu. Gezimanya’dan Tuğçe Yılmaz’a da özellikle Chateau Varenne tavsiyesi için teşekkür ederim. Son olarak da yazımı tamamladığı, düzeltmeler ve hatırlatmalar yaptığı ve de eksik fotoğraflarımı takviye ettiği için eşim Işıl’a teşekkür ediyorum.</p>
<p>Yaptığımız geziler içinde en güzellerinden biri oldu; dostlarımın ve çocuklarımın da benzerini yapmasını dilediğim için bu notları yazdım.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3309.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1936" title="En sevdiğimiz yer" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/09/IMG_3309-e1569705410570-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kemaltumerkan.com/?feed=rss2&#038;p=1892</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>COMO GÖLÜ (Cernobbio)</title>
		<link>https://kemaltumerkan.com/?p=1874</link>
		<comments>https://kemaltumerkan.com/?p=1874#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Jun 2019 15:28:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kemal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezilerden Öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[Tümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kemaltumerkan.com/?p=1874</guid>
		<description><![CDATA[Como bir süredir, İtalya’ya gidenlerin uğradığı yerlerden biri. Ancak çoğu insan bu gölü Milano’dan günü birlik giderek geziyor. Como’yu böyle görmek de güzel ama son seyahatimizde fazlasını önermek için de bir nedenimiz oldu: Kaldığımız pansiyon: La Cassinella Como gölü, sapı &#8230;</p><div class="read_more"><a href="https://kemaltumerkan.com/?p=1874"> devamını oku </a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- p.p1 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 11.0px Helvetica; -webkit-text-stroke: #000000} p.p2 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; font: 11.0px Helvetica; -webkit-text-stroke: #000000; min-height: 13.0px} span.s1 {font-kerning: none} --><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_0062.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1875" title="IMG_0062" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_0062-1024x768.jpg" alt="La Cassinella'dan Como Gölüne Bakış" width="510" height="382" /></a>Como bir süredir, İtalya’ya gidenlerin uğradığı yerlerden biri. Ancak çoğu insan bu gölü Milano’dan günü birlik giderek geziyor. Como’yu böyle görmek de güzel ama son seyahatimizde fazlasını önermek için de bir nedenimiz oldu: Kaldığımız pansiyon: La Cassinella<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_0174.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1876" title="IMG_0174" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_0174-e1559486249168-768x1024.jpg" alt="Villa Carlotta'dan göle bakış" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Como gölü, sapı kuzeye doğru bakan Y harfi şeklinde. Kısıtlı zaman içinde görülmesi gereken yerleri hemen hemen Y harfinin Como kasabasında biten tek ayağı ile kısıtlı. Dar bir buzul gölü oluşu ve de kıyısının tepeler şeklinde yükselerek gölü çevrelemesi gölün asıl güzelliği. Kıyıdaki eski binalarıyla güzel korunmuş birkaç köy ve harika bahçeleriyle birlikte birkaç eski villa doğal manzarayı tamamlıyor.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_0211.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1877" title="IMG_0211" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_0211-e1559486474104-768x1024.jpg" alt="Bellagio'nun sokakları" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Como’nun adını taşıyan kasaba bir hayli büyük ve diğer birçok İtalya kasabasından farklı da değil. Biz bu nedenle daha küçük bir yerde kalalım ama tren istasyonlarının olduğu (galiba 3 ayrı istasyon var) Como kasabasına da yakın olsun diyerek Cernobbio’yu seçtik. Arabayla da, göl içinde seferler yapan gemiler ile de Como kasabasından 10 dakikalık bir mesafede. Araba kiralamadıysanız Como’ya THY’nin uçtuğu Malpensa’dan da, Pegasus’un uçtuğu Bergamo’dan da otobüs ve trenlerle gelmek mümkün. Ancak iyi çalışılması ve birçok durumda en az bir kere vasıta değiştirmek gerekiyor, bu konuda herkesi kendi planlama yeteneği ile baş başa bırakıyorum (!)<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_0235.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1878" title="IMG_0235" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_0235-1024x768.jpg" alt="Varenna" width="510" height="382" /></a></p>
<p>Kaldığımız pansiyon Cernobbio iskelesinden 20 &#8211; 25 dakikalık bir yürüme mesafesindeydi, ancak arada tırmanış da gerektiği için bu boyutta bir tırmanış bizi aşıyordu. Pansiyon sahiplerinin bu konuda bize çok yardımı oldu. Araba kiralanmışsa tabii ki sorun yok, sözünü ettiğim pansiyonun bahçe içinde çok da rahat bir de otoparkı var. Taksi bulmak ise kolay değil; numarayı temin edip telefonla çağırmak gerekiyor. Söylemem gerekiyor ki, biz bu sefer soğuk algınlığı nedeniyle inişi de yürüyerek yapamadık ama içimizde ukde kaldı; bence aşağı inmek manzaralı ve hoş bir yürüyüş olsa gerek.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_0309.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1879" title="IMG_0309" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_0309-e1559486920240-768x1024.jpg" alt="Kahvaltı masasından dışarıya bakış" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Çok da atletik olmayan yolculara ‘yaya ulaşım zorluğu’ uyarısını yaptıktan sonra, pansiyonumuzun son derece sakin, Como’nun lüks ve şatafatlı imajından tamamen uzak güzel bir bahçe içinde ve yukarıdan son derece güzel bir manzaraya sahip olduğunu söyleyeyim. Adını yukarıda da yazdım: La Cassinella. Hep reklam niyetine konulan resimlerin belli bir açı seçilerek manzarayı olduğundan güzel gösterdiğini düşünürdüm ama burada roller tersine dönüyor; manzara resimlerin gösterebildiğinden daha güzel.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_0102.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1880" title="IMG_0102" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_0102-e1559487167860-768x1024.jpg" alt="Villa Carlotta Botanik Bahçesi adeta Jamaica" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Pansiyonu işleten aile tam bir İtalyan ailesi. Anne aileye hakim ve çocuklarının üzerine titriyor. Çocuklar diyorsam da; 36, 41, 45 yaşlarındalar. Kahvaltısı yeterli ve güzel, odalar basit ama rahat. Kendileriyle çok sıcak bir dostluğumuz oldu.</p>
<p>Cernobbio küçük ancak zarif bir köy. Bir ucunda Villa D’este adında en eski ve meşhur otel, diğer ucunda da Villa Erba var. Biz ayrıldıktan sonra bu iki güzel bina arasında eski arabaların resm-i geçidi ve yarışması olacaktı. Böyle, yarışma, festival vs gibi özel program olan günlerde yerler neredeyse bir yıl öncesinden ayrılıyor ve yer bulmak imkansız.</p>
<p>Göldeki köyleri düzenli sefer yapan gemiler ile gezdik. Mayıs 25’e kadar sefer sayısı sınırlı ve çok dikkatli olmak lazım. Vapur tarifelerini doğru yorumlayabilmek ise bir günümüzü aldı. Bu konuda uyarımı yapmış olayım ve tecrübeli bir seyyah da olsanız kendinize güvenmeyin, bilet gişelerinden teyid alın diyeyim. Göldeki herhangi bir yere gittikten sonra geri dönmek için hızlı gemi ile Como’ya dönüp oradan normal bir seferle Cernobbio’ya gitmeyi en doğru yöntem olarak düşündük. Ancak Haziran ayından itibaren muhtemelen daha fazla seçenek de vardır. Ben olsam buralara Mart, Nisan ve yağmur ayı olduğu söylense de Mayıs’ta ya da sonbaharda gelirim, yazın sıcağında ve kalabalığında gelmem, o ayrı. Üstelik yazın fiyatlar da çok artıyor.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_0316.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1887" title="IMG_0316" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_0316-e1559489142649-768x1024.jpg" alt="La Cassinella bina" width="510" height="680" /></a></p>
<p>3 günde gezdiğimiz yerler arasında kendimizi en mutlu hissettiğimiz yer Villa Balbianello oldu. Burada Star Wars filmlerinden birinin bir sahnesi de çekilmiş. Villa en son, maceraperest bir zengin olan Guido Monzino’ya aitmiş. Bahçesi adeta göl içinde küçük bir yarımada ve çok güzel manzaralı. Villanın içi ve Bay Monzino’nun koleksiyonları da ilginç. Bu villaya tarifeli vapur ya da otobüs seferleri ile ulaşabileceğiniz Lenno’dan uzunca bir yürüyüşle veya Lenno iskelesinin biraz ilerisinden shuttle tekne ile gidilebiliyor.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_8229.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1881" title="IMG_8229" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_8229-e1559487549177-768x1024.jpg" alt="Villa Balbianello'nun bahçesi" width="510" height="680" /></a></p>
<p>3 gün için basit bir program yaparsak:</p>
<p>1. gün: Gemi ile Lenno köyü. (Yaklaşık 1.5 saat sanırım) Otobüs de olabilir, daha da kısa sürer ama gemi ile gitmek daha hoş olur. Burada önce shuttle teknesi ile Villa Balbianello. Daha sonra gene gemi ile veya Lenno merkezden hareket eden mini tren ile çok yakınındaki Tremezzo. Tremezzo’da Villa Carlotta’nın botanik bahçesi görülmeye değer. Hatta en popüler turist uğrağı burası ama biz Villa Balbianello’yu daha fazla beğendik. Tremezzo’da Grand Hotel’in terasında paraya kıyıp bir kahve içmek ya da pasta yemek de fena fikir değil.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_8230.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1882" title="IMG_8230" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_8230-e1559487804485-768x1024.jpg" alt="Villa Balbianello'nun bahçesi" width="510" height="680" /></a></p>
<p>2. gün: Gemi ile önce Bellagio. Y şeklindeki gölün tam iki dalının birleşme noktasındaki bu küçük köy turistik açıdan en popüler yer kabul ediliyor. Ne var derseniz, eski binalar, dondurmacılar, galeriler, kafeler, parklar… Böyle yerleri ilk kez görenler için çok güzel ama fazla turistik. Yürüyerek Villa Melzi’ye gitmeyi önerebilirim. Bu sefer bir gün önce iki villa ve bahçesini gördük diye gitmedik  ama ben kısa bir seyahat sırasında daha önce uğrayıp bahçesini çok beğenmiştim. Bellagio’dan sonra karşıya, Varenna’ya gidilmeli. Varenna, dar sokaklı, bol merdivenli bizce Bellagio’dan daha ilginç bir kasaba. Burada da kıyıda merdivenlere atılmış yastıklar üzerinde oturarak dondurma yedik ve bir kıyı kafesinde bir şeyler içtik. Vapur saatlerine göre önce Varenna, sonra Bellagio da düşünülebilir. Ancak dediğim gibi neye uğradığını şaşırmamak için vapur saatleri konusunda alarmda olunmalı (!) Varenna’ya da Milano’dan tren seferi olduğunu ve buradan ve Bellagio&#8217;dan karşı kıyıya arabalı vapur seferleri olduğunu ekleyeyim. Merdiven inip çıkma ile bir sıkıntınız yoksa burada da kalabilirsiniz ama görebildiğim kadarı ile bu köyde kalınabilecek çok fazla alternatif yok, bu nedenle yer bulmak zor. <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_7840.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1883" title="IMG_7840" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_7840-e1559488023270-768x1024.jpg" alt="Botanik bahçesinden" width="510" height="680" /></a></p>
<p>3. gün: Como kasabasını yürüyerek gezme ve funikülerle bu kasabanın yukarısındaki Brunate köyü. Perşembe günleri Como’nun açık pazarı da varmış ama ilgi çekici bulmadık. Katedrali güzel ama katedral işte. Brunate’e funiküler ile çıkarken en aşağıdaki vagonda olmak lazım ki, manzaralar görülebilsin. Yukarı çıktıktan sonra 20 dakika yürünüp bir seyir terasına geliniyor; manzara güzel ama bizim pansiyondaki kadar değil (!). Orada bir kafede pizza da yedik ama hiç ama hiç önerilmez; manzaraya karşı kahveye itirazım olmaz.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_7809.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1884" title="IMG_7809" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_7809-e1559488233407-768x1024.jpg" alt="Villa Balbianello'nun kemeri" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Lokantaları yazmadım; bahsettiğim pansiyonda kalırsanız önerileri olacaktır, her seyahat yazısında da var zaten. Ben bu sefer dostlukları, güleryüzleri ve yerlerinin bana göre olağanüstü güzelliği nedeniyle dostlarıma özel bir pansiyondan ve burada kalınırsa çevrede kısaca neler yapılabileceğinden bahsetmeyi yeterli gördüm. La Cassinella’da kalmamış olsaydık sanırım bu seyahat yazısını yazmaya değer bulmazdım.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_0285.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1885" title="IMG_0285" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_0285-1024x768.jpg" alt="Cernobbio sırtlarından Como Gölü" width="510" height="382" /></a></p>
<p>Sonuçta, harika manzaralar eşliğinde oldukça sakin bir seyahat. Güneşli ve güneşsiz hava izlenimlerinin çok farklı olabileceğini ve herkese; özellikle hızlı yaşamayı sevenlere, seyahatlerinde hareket sevenlere aynı keyfi vermeyeceğini de not edeyim.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_0317.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1886" title="IMG_0317" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2019/06/IMG_0317-e1559488845600-768x1024.jpg" alt="La Cassinella'nın bahçesi" width="510" height="680" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kemaltumerkan.com/?feed=rss2&#038;p=1874</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BOLOGNA</title>
		<link>https://kemaltumerkan.com/?p=1820</link>
		<comments>https://kemaltumerkan.com/?p=1820#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Oct 2018 19:27:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kemal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezilerden Öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[Tümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kemaltumerkan.com/?p=1820</guid>
		<description><![CDATA[Bologna seyahat rotalarında adı öncelikli olarak pek geçmeyen bir şehirdir. Yıllar önce bir başka vesileyle sokaklarında bir iki saat yürümüşlüğüm vardı ve bir daha gitmeyeceğimi de düşünmüştüm. Ancak gidip birkaç gün çevresiyle beraber daha derinlemesine görünce, Avrupa’da bir şehirde birkaç &#8230;</p><div class="read_more"><a href="https://kemaltumerkan.com/?p=1820"> devamını oku </a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Bologna seyahat rotalarında adı öncelikli olarak pek geçmeyen bir şehirdir. Yıllar önce bir başka vesileyle sokaklarında bir iki saat yürümüşlüğüm vardı ve bir daha gitmeyeceğimi de düşünmüştüm. Ancak gidip birkaç gün çevresiyle beraber daha derinlemesine görünce, Avrupa’da bir şehirde birkaç gün geçirmek isteyen ortalama bir gezgine en başta önereceğim şehirlerden biri oldu. Belki üniversitelerin açık olduğu zaman görmek lazım; sokaklar ve haftasonları trafiğe kapatılan bazı caddeler gençlerle ve yerel halkla ve de az sayıda turistle cıvıl cıvıl. Şehirde illa şu anıtı, şu müzeyi, şu kiliseyi göreceksiniz diye bir zorlama hissedilmiyor ama neye baksanız eski ama güzel. Tabii ki eski şehri kapsayan, surlar içinde olduğu ifade edilen bölgeden bahsediyorum.<br />
<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/A02EE29E-A36C-465E-AAB9-E0FDAB0C282D1.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1827" title="Kırmızı tondaki revaklar" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/A02EE29E-A36C-465E-AAB9-E0FDAB0C282D1-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a><br />
Genel bilgi olarak, bu kente “Kırmızı, bilge ve şişman” lakaplarının verilmiş olduğunu söyleyeyim. Kırmızı hem şehre gerçekten hakim olan renk tonundan ve aynı zamanda solcu karakterinden; bilge; çok eski yıllardan beri üniversite şehri olmasından, şişman ise beğenilen mutfağından geliyor.</p>
<p>Bu şehirle ilgili olarak ilk aklımdan geçen şu oldu: Benim sevdiğim yerlerde hep bir deniz, göl, nehir vardır ama bu şehirden geçen bir nehir bile yok. Sonrasında ise şunları not etmek isterim:</p>
<ul>
<li>Hemen bütün kaldırımların üstü revaklarla (kemerler; portico) örtülü. Bu kadar yaygın kemer bildiğim kadarı ile başka hiçbir yerde yok. Şehri yağmur yağarken neredeyse şemsiye açmadan dolaşmak mümkün. Amacının binalara ilave oda eklemek olduğunu söyledi bindiğimiz taksinin şoförü. Yeni deprem yönetmeliğinden önce apartmanlarda zemin kattan daha geniş ‘çıkma katlar’ olurdu; benzer bir uygulama ama şehre güzellik ve fark getirmiş. Kaldırımların üzerine bu şekilde oda ve katlar oturtulabiliyor diye düşünebiliriz.</li>
<li>Sokaklar ve caddeler &#8211; özellikle hava güzelse &#8211; neredeyse sabaha kadar insanlarla dolu.</li>
<li>Şehirdeki en hoş uygulama ‘aperitivo’. Akşam saat 6’dan itibaren barlar, pastahaneler ve kafelerde tezgahların üzerine çeşitli sandviç ve kanepeler, börekler konuyor ve içki satın alan bunlardan da istediği kadar yiyebiliyor.</li>
<li>Çevrede trenle gidilecek güzel yerler var. Parma, Modena ve Ferrara en yakında. Bunlar arasında kısa süreli bir ziyaret için Ferrara bence özellikle güzel kalesi nedeniyle en uygunu. Ancak hızlı trenle Floransa’ya daha bile çabuk; yarım saatte ulaşılabiliyor. Floransa’ya hızlı trenle değil, normal trenle de bir buçuk saat gibi bir sürede gitmek mümkün. Venedik, Garda Gölü, Milano da 2 saatlik mesafede. Tren bileti alırken saatler ve tren şirketleri arasında seçim yapmak gerekiyor, çünkü fiyatlar çok değişken.</li>
<li>Şehirde her ne kadar yemekler öne çıkarılıyorsa da, asıl güzel olan dondurmalar.</li>
<li>Taksiler oldukça pahalı, metro yok. Otobüslere bindikten sonra da ödeme yapılabiliyor ancak bozuk para bulundurmak gerekiyor, hatta otobüs içindeki makineler gözlemlediğim kadarı ile para üstü vermiyor. Yürüyerek gezmek en doğrusu ve en güzeli.</li>
</ul>
<p>Bunları yazdıktan sonra, eklediğim şemadan yola çıkarak Bologna’daki tecrübelerimizi yazayım:</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-family: mceinline;"><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/IMG_52552.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1823" title="Bologna'da anlatacağım yerlerin şeması" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/IMG_52552-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a><br />
</span></p>
<p>Bologna’ya İstanbul’dan hem THY hem Pegasus uçuyor. Havaalanında indikten sonra taksi ile şehir merkezi yaklaşık 20 dakika ve 25 euro. Aerobus shuttle’ı ise yaklaşık 20 dakikada bir kalkıyor, kişi başı 6 euro. Bileti otobüse binmeden makineden almak gerekiyor. Ancak durduğu yerler az sayıda. Merkezde Mille caddesinde durarak en son da tren garına gidiyor. Dönüş için de tren garından binmek lazım.</p>
<p>Anlatacaklarımı tren istasyonunu referans vererek anlatacağım:</p>
<p style="text-align: left;">Şemada, şehrin en görülecek yerini ‘Şehrin kalbi’ diye işaretledim. Tren istasyonundan yukarı çıkan Via Independenza (Independenza caddesi) ile yürüyerek 10 bilemediniz 15 dakikada ulaşılabiliyor. Burada şehrin en büyük meydanı ve buluşma yeri Maggiore meydanı (Piazza Maggiore), içinde Neptün heykeli bulunan komşusu Neptün meydanı ve bu meydanı çevreleyen çeşitli binalar var.<br />
<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/BA42D59A-AB1C-4DC1-B9FE-2C43E7F3AD73-e1540586690596.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1833" title="Neptün Meydanındaki Neptün Heykeli" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/BA42D59A-AB1C-4DC1-B9FE-2C43E7F3AD73-e1540586690596-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Bu binaları detaylı olarak her turist rehberinden öğrenmek mümkün. Kısaca kişisel tecrübelerimi yazarsam:</p>
<p>Sala Borsa kütüphane; içinde güzel bir kafe var ama burayı asıl ilginç kılan yerdeki cam zeminin altındaki eski Bologna kalıntıları. Binanın içi de güzel. En azından bir girilip çıkılabilir.</p>
<p>Bir diğer ilginç mekan Podesta sarayı. Daha doğrusu buradaki basit bir eğlence: girişteki duvarların bir köşesine dönüp fısıldarsanız &#8211; ya da alçak sesle konuşursanız diyelim &#8211; çapraz karşı köşedeki arkadaşınız duvara dönük durduğunda sizi net bir şekilde duyabiliyor. Bu giriş katedralin hafif çapraz karşısına denk geliyor.</p>
<p>Karşıdaki katedral, San Petronio, Bologna’nın en büyüğü. İçine girmek ve gezmek gerekir.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/IMG_5051.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1840" title="San Petronio Katedrali" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/IMG_5051-e1540926831114-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Bu meydanda ayrıca iki kafe ve sesleri birbirine karışan bol miktarda sokak müzisyeni var.</p>
<p>Ayrı ayrı yazmıyorum ama bu meydan ile şehrin belki de en önemli simgesi iki kuleler arasında (şemada mavi kalemle işaretli 1 ve 2 arasında) ve de Via Independenza’ya paralel Via Drapperie ve Via Oberdan üzerinde çok fazla lokanta, kafe ve şarküteri var. Buraya biraz yuvarlak hesap ‘quadrilatero’ adı veriliyor. Uğradıklarım veya okuduklarımdan aklımda kalanlar: Simone, Tambourini (Her ikisi de şarküteri; ancak önündeki masalarda yemek yemek de mümkün; peynir tabağı, kuru et tabağı vs.) Terzi (Kahve) Mezzo (çeşitli meze, meyva, sebze satılan, yemek de yenilebilen bir çarşı), balıkçılar vs.</p>
<p style="text-align: left;">Şehrin kalbinden sonra mutlaka görülmesi gereken yeri iki kuleler. Bunlardan biri 100 m’ye yakın ve bacaklarınız kuvvetliyse bilet alıp en üstüne çıkmak mümkün. Diğeri ise bunun yarısı kadar ama özelliği de bayağı eğri olması. Buna çıkılamıyor. Bu kulelerin isimleri de var: Asinelli ve Garisenda.<br />
<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/21802247-71FA-43C9-B186-98076E2F040C.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1835" title="İki Kulenin Altından Yukarı Bakış" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/21802247-71FA-43C9-B186-98076E2F040C-1024x769.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>Bundan sonra şemadaki kırmızı rakamlara referans vereceğim. Kulelerden (9), Via Santo Stefano üzerinde ilerlerseniz &#8211; gününe göre bir açık hava antika pazarına rastlama şansına da sahip olarak  &#8211; Santo Stefano kilise kompleksine varırsınız (10). Bu meydanda şimdi 4 tanesi kalan 7 kilise varmış.</p>
<p>Bu yoldan devam ederseniz, bazı Bolognalıların en favori dondurmacısı Cremeria San Stefano’dan dondurma yiyebilirsiniz (13) Yaklaşık 7-8 dakika yürümek gerekiyor.</p>
<p style="text-align: left;">Geri dönerken bir ara yol bulup Strada Maggiore’ye (Maggiore sokağı) geçip oradan dönün. Bu sokak da iki kulelerin olduğu meydana çıkıyor ve yol üzerinde en eski tahta revakları (14) görmek mümkün.<br />
<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/69134266-9B3C-4E9D-AB7A-D76271E264C4.jpeg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1829" title="Strada Maggiore'deki tahta revaklar" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/69134266-9B3C-4E9D-AB7A-D76271E264C4-e1540583975465-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a><br />
Maggiore meydanından katedralin sol tarafındaki yoldan katedralin arkasına doğru devam ederseniz köşede adını hatırlamadığım ama oturup bir çay içip yorgunluk attığımız oldukça güzel bir kafe var. Bu vesile ile hemen her kafe, bar ve lokantada wifi olduğunu söyleyeyim. Yeter ki parolayı sorun. Bu yol, kafenin olduğu noktada Via Farini tarafından kesiliyor. Via Farini, en lüks mağazaların olduğu cadde. Alışverişten ziyade, vitrinlere ve alışveriş yapan şık insanlara bakmak için…</p>
<p>Via Farini’den sola saptığınızda, çok az ileride Piazza Cavour var (Cavour meydanı) Bu meydan minik parkı ve çevreleyen çok güzel binaları ile ilgimizi çektiyse de, asıl Bologna’da en beğendiğimiz dondurmayı (Özellikle Bacio &#8211; fındıklı çikolatalı dondurma) yapan Cremeria Cavour (Funivia) (15) ile bizim sürekli uğrak yerimiz oldu.</p>
<p>Bu küçük meydanın arkasındaki binanın sağından devam ettiğinizde iç ve tavan dekorasyonunun çok güzel olduğu söylenen San Domenico (16) kilisesini gezebilirsiniz. Biz gittiğimizde kapalıydı.</p>
<p>Via Farini’den sağ tarafa doğru devam ettiğinizde ise önceleri önemsemediğim Via Carbonesi’ye gelirsiniz. Burada şehrin çok eski çikolatacısı Majani (17) var. İsviçre’de olsaydık çikolatacıya uğrardık deyip uğramadık ama havaalanından aldığım fındıklı çikolatası İsviçre çikolatalarından iyiydi; o nedenle bahsetmeden geçemiyorum.</p>
<p>Şehrin kalbi dediğim Maggiore meydanına paralel ve kulelerle biten ve de ana caddelerinden olan Via Rizzoli’den Via Ugo Bossi’ye geçerek devam ederseniz, solda en eski pastahanesi Gamberini (7) sağda ise neden her yerde adının neden geçtiğini anlamadığım minik ve kötü bir İstinye Park havasındaki Mercato delle Erbe var. Biz Gamberini’de fena olmayan bir pasta yedik, Erbe’yi ise dolaşıp, yenecek ve alacak bir şey bulamadan çıktık.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/IMG_5033.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1837" title="Bologna'nın en eski pastahanesi" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/IMG_5033-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>Kulelere giden yollardan Üniversite bölgesini ve Opera (tiyatro) binasını (18) içeren Via Zamboni, bu yolu kesen ve Güzel Sanatlar öğrencilerine rastlayacağınız ve üzerinde kadın pizza ustalarının çalıştığı bir pizzacının olduğunu okuduğum Via Bella Arti bizim yeterince keşfedemediğimiz yerler oldu. İlk gittiğimiz gece, daha tam nerede olduğumuzu anlayamamışken, Via Zamboni üzerinde muhtemelen opera binasının yakınında bir ‘Academie’ binasının içindeki küçük bahçenin olağanüstü güzel olduğunu söyleyen bir çiftle karşılaşmıştık. Burası bir müze ya da biletle gezilen bir bina değilmiş. “Kapıyı açıp bakın içeri girin ve iç bahçesine bakıp fazla oyalanmadan çıkın” demişlerdi. Benim için esrarlı bir bahçe olarak kaldı; arama fırsatı bulamadık. Keşfeden olursa duymak isterim.</p>
<p>Bologna’da eskiden çok fazla su kanalı da varmış. Bu kanallar şimdi yer altında kalmış. Ancak örneğini görmek mümkün. Biz Via Oberdan’ın Via Alessandrini’ye kavuştuğu kavşağın hemen yakınından bu kanallardan birini gördük. Ayrıca gene o bölgede Via Bertiera üzerinde bu kanallardan birini (4) bir pencereden görmek mümkünmüş ve çok kimse bu pencerenin fotoğrafını çekiyor; bunu da söylemek isterim.</p>
<p>Müzelerden bizim gördüğümüz Modern Sanatlar Müzesi (3) ve içindeki Morandi müzesi oldu. Her ikisini de keyif duyarak gezdik. Tren garından ‘Şehrin Kalbi’ne gitmek yerine, hemen sağa Via dei Mille’ye sapıp, karşınıza çıkan meydandan da Via Don Minzoni caddesine devam ederseniz 10 dakika içinde bu müzeye ulaşabilirsiniz.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/IMG_4956.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1842" title="Modern Sanatlar Müzesi'nden" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/IMG_4956-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>Ayrıca bizim görmediğimiz Via Independenza’nın yukarı bölgesine çok yakın Orta Çağ müzesini (5) de ilginç bulanlar var.</p>
<p>İtalya yemek olarak çok methedilse de, buranın en bilinen yemeği Tagliatelle Ragu (Bolonez soslu kalın spagetti), Cotolette (Dana şnitzel, üzeri parmesan ve jambon), bal kabağı (zucca) dolgulu ravioli, mantı benzeri et sulu (brodo) ya da ricotto peynirli tortellini; bence bizim orta karar lokantalarımızda bulabileceklerinizden daha iyi değildi. Gene de kuvvetle tavsiye edildikleri için gittiğimiz ve bir hayli tarihi üç lokantasından bahsedeyim: Da Nello (6) &#8211; Via Independenza’nın sonundaki sokağın başında. Trattoria Gianni (11) (Şehrin Kalbi dediğim bölgede Via Clavature üzerinde saklanmış bir girintide) &#8211; Bella Napoli (8)- Biz öğle yemeği için biraz geç gittiğimiz için aksi bir garson kıza denk geldik ama ortamını ve pizzasını beğendik. Via Ugo Bossi’den devam ederek biraz aramak gerekiyor. Biz Modern Sanatlar müzesinden yukarı tırmandık, yokuş fazla olmasa da biraz yorucu oldu ama şehri daha iyi öğrenmiş olduk. Sonbaharda sokak satıcılarından kestane yemeyi de unutmayın, güzel yapıyorlar.</p>
<p>İyi lokanta tavsiye eden Tripadvisor başta birçok site var. Gene de, aklımda kalmış olanlardan iki isim daha vereceğim. Biri, okuduklarımdan pizza için tavsiye edilen ve Via Oberdan yanındaki bir meydandaki Nicole. Bir de Gianni’de tanıştığımız bir müşterinin tavsiyesi. Lokantadaki garsonların duymaması için kulağımıza eğilerek Osteria dei Grifoni’nin çok iyi olduğunu, yemeklerinin hem lezzetli, hem porsiyonlarının büyük hem de makul fiyatlı olduğunu söyledi. Kaydetmesem olmazdı. Şaraptan pek anlamıyorum ama bu beyefendi, ayrıca çok yüksek fiyatlı şarap yetiştiren bir bölgenin çok yakınındaki bir şarabın çok daha düşük fiyatlı ama benzer kalitede olduğunu söyledi. Rosso di Montalcino. İyi şarap arayan arkadaşlar için bu dolaylı tavsiyeyi de not edeyim. Şaraptan anladığını varsayarsak şunu da ekleyeyim: Yerel şarap olarak da Bissoni Girapoggio içiyordu.</p>
<p>Bologna’da bir akşam da en bilinen caz kulübüne gittik: Cantina Bentivoglia (1) Burada her akşam farklı bir grup çalıyor. Yemek yiyerek ya da içki içerek ya da sadece bir tatlı/meyva yiyerek bir masada oturarak müzik dinlemek mümkün. Müzik nedeniyle birkaç euroluk da bir ilave ücreti var. Rezervasyon yapmanızı öneririm. Karşısında da vizyondaki son filmleri oynatan bir de sinema var.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/FullSizeRender.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1850" title="Cantina Bentivoglio'da Caz" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/FullSizeRender.jpg" alt="" width="647" height="448" /></a></p>
<p>Bahsedeceğim dört yer daha kaldı:</p>
<ul>
<li>Peynir veya Modena çıkışlı yıllandıkça değerlenen, DOP damgalı olursa daha da değerlenen acetico balsamico (balzamik sirke) almak için Independenza ve Mille caddelerinin kesiştiği yere yakın ilginç şapkalı bir hanımefendinin tezgahtarlığını yaptığı All&#8217;olio Salumeria&#8217;ya (2) uğrayabilirsiniz. Balzamik sirkeyi burada salatalarda bolca kullanmak yerine birkaç damla ekleme, hatta bunu gene birkaç damla olarak dondurma ve parmesan üzerine koyma alışkanlıkları var. Bu sirke yıllar geçtikçe tatlanıyormuş. En kalitelilerinin hele 30 yıl ve üstü ise, küçük bir şişesinin yüzlerce euro ettiği bile oluyor. 15 yıllık küçük bir şişe bile 50 euro. Ancak DOP damgalı olmayan biraz çakma olanlarını daha ucuza alabilirsiniz. Gerçek yeri yarım saat uzaktaki Modena. Parmesan ise adından belli; 1 saat mesafedeki Parma bölgesinin peyniri. Onda da DOP onayı fiyatı arttırıyor. 24 aylık en popüleri. 30 &#8211; 36 aylık özel üretimler de bulunuyor ve bence daha lezzetli.</li>
<li>Via dei Mille’nin bitip Via Irneira’nın başladığı yerde, geniş alanda çoğu günler farklı açık hava pazarları oluyor, bazıları daha bir panayır havasında. (Mavi 4)  Karşısında ise gezmeye zamanımız kalmayan güzel bir park var.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/IMG_4987-e1540926388758.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1839" title="San Luca Kilisesi" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/IMG_4987-e1540926388758-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></li>
<li>Eski şehir bölgesinden uzakta olsa da, görülmesini önereceğim bir de San Luca kilisesi (12) var. Eski şehrin Saragossa kapısının dışında &#8211; güzel bir kapıydı &#8211; ve şehrin kalbine de yürüyüş mesafesinden daha uzakta. Biz baştan anlaşarak taksi ile gittik. (Bir saat içinde gidip gelmek kaydı ile 30 euroya anlaştık, belki daha iyi pazarlık da yapılabilir). Kilise şehrin dışında bir tepenin üstünde ve sis yoksa yukarıdan Bologna’nın pek de güzel olmayan manzarasını görmek mümkün. Kilisenin en tepesine çıkarsanız ülke puanına katkıda bulunmuş olur (Hangi ülke vatandaşlarının tırmandığını kaydediyorlar) hem de 360 derece etrafı seyredebilirsiniz. Tırmanamazsanız aşağıdaki terastan gözüktüğü kadarı ile yetinmek gerekiyor. Asıl ilginç olan Saragossa kapısından başlayan ve kiliseye kadar 4 km kadar devam eden kemerler (revaklar). Yani kiliseye gelenler, yürüyebilecek kondisyonları varsa, tepeye böyle kemerlerle kapalı bir yoldan tırmanarak gelebiliyorlar. Son derece ilginç bulduk. Yanlış hatırlamıyorsam 20 numaralı otobüs revakların başındaki bir yere kadar geliyormuş. Zamanı ve enerjisi olan yapsa memnun kalır diye düşünüyorum.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/IMG_5008-e1540925910356.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1838" title="San Luca'ya çıkan kemerli yol" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/IMG_5008-e1540925910356-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></li>
<li>Son olarak da nerede kaldığımızı yazayım. Hotel Almarossa, bazı odaları otel &#8211; kahvaltı şeklinde çalışan, bazı stüdyo daireleri ise günlük kiralanan ilginç bir yer. Via Irnerio üzerinde yer alıyor. Birçok yere yürümek için uygun bir lokasyonda, yeni restore edilmiş güzel bir binada. Biz son dakikada karar verdiğimiz için bir stüdyo dairede (oda salon mutfak banyo) biraz fazla para ödemek zorunda kaldık, ancak parası hariç, her şeyi ile çok da rahat ettik, memnun kaldık. Kahvaltımızı kendi alışverişimiz ile yaptık, yemek de yapmak mümkündü. Yeterince önceden uygun fiyat bulursanız tavsiye edebilirim. Onun da dışında tren istasyonu çevresi ile ‘Şehrin Kalbi’ arasında çok sayıda otel ve çok sayıda oda (air b&amp;b) var. Bu civarda kalırsanız ve yürüyemeyecek kadar yorgunsanız 20 ve 28 no&#8217;lu otobüslerle Via Indepenza&#8217;nın Neptün heykeline en yakın noktasına kadar gidebilirsiniz.</li>
</ul>
<p>Biz bir günü Ferrara’ya, bir günü Parma’ya ayırdık ve telaş etmeden Bologna’yı da geri kalan 4 günde gitgide daha fazla öğrenerek ve alışarak gezdik. Yürüyerek gezmek için çok uygun ve güzel bir şehir olduğunu düşündük. Ferrara&#8217;ya ise hendekle çevrili kalesi, Orta Çağ&#8217;dan kalan Volta yolunun bazı bölümleri, meydanı, Rönesans döneminden duvarları elmas motifli ve bazı sergilere ev sahipliği yapan Villa Diamanti nedeniyle en azından yarım gün ayırmaya değer. Yakınında Ferrari müzesi de var. Güvendiğimiz arkadaşlarımızdan Ferrrara&#8217;da Trattoria Da Noemi&#8217;nin (Via Ragno 31) çok şık ve iyi olduğunu duyduk. Ferrara&#8217;yı detaylı yazmıyorum ama aşağıya bizi etkileyen kalesinin gece ve gündüz resimleri ile Villa Diamanti&#8217;nin resimlerini ekliyor ve Ferrara&#8217;dan bu resimler ile yazımı bitiriyorum.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/IMG_4879.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1843" title="Ferrara'da Rönesans'ın en şık binalarından Diamanti" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/IMG_4879-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/IMG_5538-e1540927563727.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1841" title="Ferrara Este kalesi (Bologna'ya trenle yarım saat)" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/IMG_5538-e1540927563727-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/IMG_4783-e1540930566277.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1844" title="Este Kalesi Açılır Kapanır Kapı (Ferrara)" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/10/IMG_4783-e1540930566277-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p style="text-align: center;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kemaltumerkan.com/?feed=rss2&#038;p=1820</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Neuchatel ve Auvernier</title>
		<link>https://kemaltumerkan.com/?p=1816</link>
		<comments>https://kemaltumerkan.com/?p=1816#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Sep 2018 20:12:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kemal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezilerden Öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[Tümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kemaltumerkan.com/?p=1816</guid>
		<description><![CDATA[Bahsedeceğim gezi, o kadar şahsa özel ki, sanırım sadece çocuklarım ve böyle bir geziyi yapmaktan mutluluk duyacak birkaç dostum için yazıyorum. Neuchatel kantonu, İsviçre’nin birçok kantonu arasında, Fransa sınırındaki Fransızca konuşulan kantonu. Neuchatel de Neuchatel gölünün kıyısında bu kantonun merkezi &#8230;</p><div class="read_more"><a href="https://kemaltumerkan.com/?p=1816"> devamını oku </a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_1131.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1853" title="Auvernier ana yol" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_1131-e1542747572948-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Bahsedeceğim gezi, o kadar şahsa özel ki, sanırım sadece çocuklarım ve böyle bir geziyi yapmaktan mutluluk duyacak birkaç dostum için yazıyorum.</p>
<p>Neuchatel kantonu, İsviçre’nin birçok kantonu arasında, Fransa sınırındaki Fransızca konuşulan kantonu. Neuchatel de Neuchatel gölünün kıyısında bu kantonun merkezi olan şehir.</p>
<p>Biz bu şehir ve çevresini özel bir nedenle birkaç kez ziyaret ettik. Her ziyaretimizde de şehrin merkezinde değil, beş altı kilometre ilerisindeki Auvernier köyünde kaldık.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_1128.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1854" title="Trenden köye iniş" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_1128-1024x768.jpg" alt="" width="510" height="382" /></a></p>
<p>Auvernier’de sanırım sadece tek bir pansiyon (bed&amp;breakfast) var: 3 dairesi olan bu pansiyonun adı A32. Ancak Neuchatel çevresindeki başka köylerde birer ikişer çok hoş başka B&amp;B’ler de var. Bir daha gidebilirsek ve A32’de yer yoksa bir başka köydeki pansiyonda kalmayı şehirde kalmaya tercih ederim. Neuchatel turizm bürosu, kalınacak yer konusunda yardım etmeye gerçekten gönüllü. Turistlerin gelmesinin desteklendiğini şundan da anlayabiliriz: İsviçre’de her şey çok pahalı. Ancak Neuchatel kantonunda herhangi bir otelde veya pansiyonda kaldığınız zaman, kanton içindeki bütün ulaşım ve çoğu müze hatta bazı aktiviteler için bedava kullanım hakkı kazanıyorsunuz. Bu da hiç değilse otel fiyatlarını biraz dengeliyor. Giderseniz bu uygulamanın devam edip etmediğini mutlaka sorun.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_1143.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1855" title="Göl kıyısına inen yol" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_1143-e1542748146580-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Neuchatel’e ulaşım: Türkiye’den doğrudan uçulan Zürih, Basel ve Cenevre’de indikten sonra, en kolay ulaşım bence trenle. Uçak fiyatları şehirden şehire çok değişken olduğu için bu üç şehirden (Zürih, Basel ve Cenevre) hangisine gitmek ucuzsa ona uçulabilir. Bu üç şehirden de Neuchatel’e tren yolculuğu aşağı yukarı benzer zaman alıyor. Zürih ve Cenevre’ye gidilirse havaalanından trene binmek mümkün, ancak Basel’e gidilirse önce otobüse binip gara gidilmesi gerekiyor. Otomatlardan otobüs ve tren için beraber bilet alınıyor. Bu konuda havaalanındaki turizm bürosundan veya bilen birinden yardım almakta fayda var. İsviçre frangı ve euro geçerli ama İsviçre’de euro kullanmak daima biraz zararda olmak demek.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_1310.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1856" title="Balıkçıl kuşları tünemişler" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_1310-e1542748393924-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>- Auvernier’e ulaşım: Neuchatel’in çevresindeki köylerden bizim kalmayı tercih ettiğimiz Auvernier’de A32 isimli pansiyon (B&amp;B) köyün yukarısından geçen tren yolunun ve köyün aşağısından geçerek göl kıyısını takip eden tramvay yolunun ortasında. Neuchatel garında indikten sonra, gardaki tarifelere bakıp bir hayli sık hareket saatleri olan bir başka yerel trene binip iki üç durak sonra Auvernier’de inmek mümkün. Auvernier tren istasyonundan göl sahiline doğru aşağı yukarı 10 dakikalık yokuş aşağı bir yol var. Bu yoldan üzüm bağlarının arasından göl ve köy manzarasını seyrederek dar yollardan aşağı iniliyor. Köyün eski taş evlerinin arasına girildikten biraz sonra, pansiyonun da olduğu meydana geliniyor.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_1321.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1857" title="Göl kıyısında balıkçılların yuva yaptığı minik ada (Heron Adası)" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_1321-e1542748594421-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Aslında Neuchatel (Kantonun da merkezi olan kent) ve Auvernier arasında göl kıyısı boyunca tramvayla seyahat çok daha kolay, ancak yerel trene Neuchatel garına vardıktan sonra hemen oradan binilebilirken, tramvayın göl kıyısındaki başlangıç durağına gardan erişim için bir başka vasıtaya daha ihtiyaç var. Bavullarla zor ama başka kanton içi geziler için bu yolu da anlatacağım. Gar gölden yukarıda olduğu, tramvay da göl kıyısından kalktığı için önce şehre inmek gerekiyor. Bunun için de, garın içinden kalkan bir fünükiler (bizim Karaköy &#8211; Şişhane tüneli benzeri) şehirdeki İngiliz bahçesine bir iki dakikada iniyor. Ancak buradan gene de tramvay durağına kadar 10 dakikalık bir yürüyüş gerekiyor. Gar ve tramvay arası bir diğer vasıta doğal olarak taksi. Bir diğeri ise otobüs. Yanlış hatırlamıyorsam, aşağı doğru inen &#8211; en azından &#8211; 7 ve 9 no’lu otobüsler tramvayın çok yakınına kadar (Ana meydana) birkaç dakikada iniyorlar. Her otobüs durağında otobüs numaraları ve geçiş saatleri var ve İsviçre’de otobüsler de dakik.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_1350.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1858" title="Siyam Lokantasından Göl" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_1350-e1542748842900-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Tramvay, 20 dakikada bir, Beau Rivage otelinin yanından kalkıyor ve 6 dakika sonra Auvernier’e varıyor. İndikten sonra göle dik olarak köy içine doğru çıkarsanız iki üç dakikada A32 ismindeki B&amp;B’a varırsınız. Bu tramvayın son durağı Boudry’de bir super market olduğunu da not edeyim.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_2750.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1859" title="Göl kıyısında akşam" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_2750-e1542749020482-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Auvernier’de yapılacak şeyler:</p>
<ul>
<li>Çevreyi değil de sadece köyü ele alırsak, açıkçası yapılacak en güzel şey, esas itibarı ile dinlenmek ve göl kenarında yürüyüşten ibaret denebilir. Göl kenarında yürüyüş yaparken en sevdiğimiz mekan (Neuchatel’in aksi istikametinde 10 dakikalık yürüyüşle) eşimin ‘Heron Adası’ adını taktığı bölge. Burada minik ağaçlıklı bir ada ve üzerinde balıkçıl kuşlarının yuvaları var;  çevrede de çeşitli ördekler ve kazlar. Minik bir kuş cenneti. Sahil boyunca yürüyebildiğiniz kadar yürüyün. O adanın hemen arkasında minik bir kafe (Le Croquignolet) var; oturup atıştırmak veya bir şeyler içmek için ideal. (Fiatlar hariç ideal (!)).<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_2725.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1860" title="Kıyıdaki yürüyüş patikası ve balıkçıl yuvaları" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_2725-e1542749424987-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></li>
</ul>
<ul>
<li>Auvernier’de bazı evlerde şarap tadımı ve satışı yapılıyor. Bunlar arasında Chateau de Auvernier yüzyıllar öncesinden kalmış çok şık bir minik şato, güzel bir bahçe ve arkaya doğru bağlar. Şarap deneyecekseniz , binanın güzelliği nedeniyle buradan başlamak iyi olur. Şatonun bahçe duvarının dışındaki meydandaki ağacı da her seferinde hayran hayran seyrederim. Ayrıca köyün çeşitli yerlerinde çok hoş çeşmeler var.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_1054-e1542749735594.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1861" title="Şato ve önündeki ağaç" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_1054-e1542749735594-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></li>
</ul>
<ul>
<li>Köyde, sahildeki bahsettiğim kafenin (Le Croquignolet)  dışında, benim tavsiye edeceğim iki lokanta daha var. Bir tanesi köyün meydanında açık havada masa ve iskemleleri olan; soğuk havalarda da hoş bir iç mekanı olan Pinte La Golee; hem bir şeyler içmek için, hem de çok güzel fondue yapıyorlar. Yeri de pansiyonumuz A32’nin hemen yanında. Diğeri ise göle yukarıdan bakan, tren istasyonunun hemen altındaki oldukça lüks Siyam Lokantası. Rezervasyon yaptırıp, bir akşam yemeği için hovardalık yapmaya değer.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_1117.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1862" title="IMG_1117" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_1117-e1542750086427-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></li>
</ul>
<p>Ayrıca Auvernier’de bazı caz konserleri ya da festivallere rastlamak mümkün. Biz bir seferinde bir caz programına rastladık ve zevkle izledik.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_1130.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1864" title="Auvernier sokakları ve ilginç evleri" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_1130-e1542750562537-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Neuchatel ve çevresi:</p>
<p>Önce Auvernier’den Neuchatel’e (köyden şehire) tramvay ile geldiğinizde nerede ineceğinizi ve en yakın nerelere ulaşabileceğinizi yazayım: Tramvaydan son durakta sahile de, ana meydana da (Place Pury) yakın bir yerde iniyorsunuz. Meydanda otobüs durakları da var; bu duraklardan Gar ve Botanik Bahçesi başta, çeşitli yerlere kısa sürede gitmek mümkün. Beau Rivage oteli göl kenarında ve hemen önünüzde. Şehre bir gelişinizde pastahanesinde bir kahve içebilirsiniz. İçeri doğru yürürseniz Neuchatel’in eski şehri diyebileceğimiz ve sadece yayalara açık bölgeye gireceksiniz. Bu caddenin en sonuna kadar yürürseniz oradaki fünükiler ile Botanik Bahçesine çıkabilirsiniz. Botanik Bahçesinin biraz ilerisinde de, yokuş yukarı tırmanmayı takiben Dürrenmatt sergi evi de var. hem manzarası güzel, hem Dürrenmatt’ı tanıtıyor, ayrıca da farklı zamanlarda farklı sergilere ev sahipliği yapıyor.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_2678.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1868" title="Neuchatel yayalara ait bölge" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_2678-e1542751356716-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Tramvaydan indikten sonra içeri yürümek yerine göle paralel olarak ileri doğru yürürseniz Turizm Bilgi ofisinin önünden veya arkasından geçerek &#8211; Ofise uğrarsanız çok yardımcı oluyorlar, zaten fazla ziyaretçileri de yok &#8211; sahilde göl turu yapan veya çeşitli yerlere giden gemilerin iskelesine varıyorsunuz. Biraz daha devam ederseniz küçük dar bir park olan İngiliz Bahçesinin içindeki fünikülere ulaşıyorsunuz &#8211; ki bu füniküler de, daha önce bahsettiğim gibi Gar’a çıkıyor.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_2574.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1871" title="Boudry'de Rousseau köprüsü üzerinden dere" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_2574.jpg" alt="" width="768" height="1024" /></a></p>
<p>Yapılacak şeyler:</p>
<ol>
<li>gün: Turizm ofisinin verdiği haritayı takip ederek şehir içinde yürüme turu. Özellikle biraz yokuş yukarı çıkmak gerektirse de, şehrin 12.yüzyıldan kalma şatosu ve şatonun kilisesi görülmeli. Bu tur için mini trene binmek de mümkün.</li>
</ol>
<p>Daha sonra gara gidilerek trenle La Chaux-de-Fonds’a hoş bir tren yolculuğu ile yarım saatte giderek saat müzesini gezmek güzel bir alternatif. Bu müzede gerçekten ilginç saatler var. Yanında birkaç müze daha var ama biz sadece saat müzesini gördük. Bu kasabada hoş pastahaneler de var; çıkışta kahve eşliğinde pasta yenebilir. Dönüşte Neuchatel garından Auvernier’e nasıl gidileceğini artık öğrendiniz. Dönüşte Auvernier tren istasyonundan köyün merkezine doğru aşağı inmeden &#8211; önceden yer ayırtmışsanız &#8211; Siyam lokantasına da uğrayabilirsiniz. (Auberge de Siam)<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/02fbb6dd-4be1-4dd7-8814-78be88304f47.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1863" title="Saat Müzesinden" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/02fbb6dd-4be1-4dd7-8814-78be88304f47.jpg" alt="" width="768" height="1024" /></a></p>
<p>2. gün: Bir göl turu yapılabilir ve daha sonra trenle kısa bir yolculuktan sonra Le Landeron’a gidilerek bu eski kasabanın küçük ama ilginç merkezi görülebilir. Çepeçevre sıralanmış yüzyıllarca öncesinden kalma evler görmeye değer, ancak tenha bir döneme denk gelirse insan sadece bu evler için buraya gelmek istemeyebilir. Burada bazı aylarda antika pazarı da kuruluyormuş. Biz gittiğimizde çok tenha idi; öğleden sonra gitmekte fayda var. Yol üstündeki Creperie’den de memnun kaldığımızı not edeyim.</p>
<p>3. gün: Araba kiralanırsa, Neuchatel’in çevresindeki doğal güzellikler keşfedilebilir. Biz bunlardan ‘Lac des Brenets’i gördük ve içinde tekne ile gezdik. Bu gölde bir şelaleye de uğrayan daha uzun geziler de yapılabiliyormuş. Bunun dışında haritada gösterilen çok güzel yürüyüş yolları ve göller, dağlar var. Trekking yapmayı seviyorsanız, örneğin ‘Lac des Tailleres’ çevresinin güzel olduğunu söylediler. Trekking alternatiflerini, turizm ofisinden alınacak bir broşür gayet detaylı anlatıyor. Araba kiralamadan yapılacak ilginç bir aktivite 107 no’lu otobüsle Le Coudre’ye gidip, oradan da tarihi bir teleferikle Chaumont dağına çıkmak olabilir. Güzel havalarda buradan üç gölü görmek ve kolay ve güzel manzaralı olduğu söylenen bir yürüyüş yolu ile aşağıya inmek mümkün. Bulutlu bir havaya denk geldiğimiz için yapmak istediğimiz bu geziyi yapamadık.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/3069ab01-5451-49b3-ac3b-c7112416130f.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1865" title="Brenets Gölü" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/3069ab01-5451-49b3-ac3b-c7112416130f-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>4.gün: Neuchatel’den kalkan gemi ile kanaldan geçerek bir başka göle; Murten gölüne geçip bir başka kantonu ve özellikle son durak Murten’i görüp gezmek belki de Neuchatel seyahatinin en güzel gezisi olabilir. Murten çok hoş bir ortaçağ kasabası. İçinde keşfedilecek çok güzel kafeler, pastahaneler, lokantalar ve manzaralar olduğu gibi kasabayı çevreleyen surların üzerine çıkıp yürümekten ve kulelerine tırmanmaktan da büyük zevk aldık. Gemi ile bir gölden diğerine geçen kanalın iki tarafı ise bir kuş cenneti. Çeşitli kuşları görerek yaptığımız bu seyahat, yaptığım en güzel tekne gezilerinden biriydi. Murten’den Neuchatel’e dönüşü ise, gemi yerine bir beş dakika yürüyerek ulaşacağınız tren istasyonundan trenle yapabilirsiniz. Yol yaklaşık yarım saat sürüyor.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_1389.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1866" title="Neuchatel-Murten Gölleri arasındaki kanaldan geçiş" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_1389-e1542750956268-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>5.gün: Yukarıda yazdığım yerlerden görülemeyenlere ayrılacağı gibi, turizm ofisinin ‘Hiking Trails &#8211; Yürüyüş rotaları’ kitapçığından zorluk derecesine göre bir doğa yürüyüşü seçilebilir. Ayrıca Neuchatel ve Murten göllerine ilaveten üçüncü gölü de içine alan bir gemi gezisi de eklenebilir. Ya da, araba, otobüs veya trenden indikten sonra elektrikli bisikletlerle biraz zahmetli bir yolculukla varılabilecek ilginç bir doğa/kaya oluşumu olan ‘Le Creux du Van’ görülebilir. Biz denemedik, daha fit ve sporcu olan dostlara bıraktık (!)<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_1416.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1867" title="Ortaçağ kasabası Murten'e yaklaşırken" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_1416-e1542751140251-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_2453.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1869" title="Murten Seyir Terası" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_2453-e1542751593538-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
<p>Neuchatel ve çevresi ile ilgili yazabileceklerim bu kadar. En başta da dediğim gibi, çok sakin bir geziden söz ettim. Birçok insan için anlamsız olabilecek bu gezinin, karakterlerini ve zevklerini bildiğim birkaç dostuma iyi geleceğini bildiğim için yazdım; onlar kendilerini bilirler!<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_2539.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1870" title="Murten'in çevreleyen surlarda" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_2539-e1542751829217-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_1276.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1872" title="A32" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2018/09/IMG_1276-e1542752235771-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kemaltumerkan.com/?feed=rss2&#038;p=1816</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lizbon</title>
		<link>https://kemaltumerkan.com/?p=1782</link>
		<comments>https://kemaltumerkan.com/?p=1782#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Oct 2016 22:09:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kemal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezilerden Öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[Tümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kemaltumerkan.com/?p=1782</guid>
		<description><![CDATA[Önce Ekim 2016&#8242;da Lizbon&#8217;a yaptığımız seyahatimizden sonra, artık ‘Lizbon’ denince aklıma hemen gelenlerle başlayayım: - Tekrar görmek isteyeceğimiz, yaşanması da gezilmesi de güzel ve de insanları ‘oyalayabilen’ bir şehir. - Kuyruklar; girişte pasaport kuyruğu, havaalanı çıkışında taksi kuyruğu, tramvay kuyrukları &#8230;</p><div class="read_more"><a href="https://kemaltumerkan.com/?p=1782"> devamını oku </a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7103.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1783" title="Sarı tramvay; aslında buradaki tramvay değil, funiküler." src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7103-1024x768.jpg" alt="Lizbon'un yokuş çıkan sarı tramvayları" width="510" height="382" /></a>Önce Ekim 2016&#8242;da Lizbon&#8217;a yaptığımız seyahatimizden sonra, artık ‘Lizbon’ denince aklıma hemen gelenlerle başlayayım:</p>
<p>- Tekrar görmek isteyeceğimiz, yaşanması da gezilmesi de güzel ve de insanları ‘oyalayabilen’ bir şehir.</p>
<p>- Kuyruklar; girişte pasaport kuyruğu, havaalanı çıkışında taksi kuyruğu, tramvay kuyrukları vs.</p>
<p>- Yokuşlar, inişler, yol gösterici tabelaların azlığı.</p>
<p>- Sarı tramvaylar, özellikle şehri turlayan 28 numaralı tramvay.</p>
<p>- Herşeyi kendimiz anlamak zorunda kalmamız; ne şehrin yerlilerinin ne de turistlerin sorduğumuz tek bir soruya dahi cevap verememesi.</p>
<p>- Mozaik diyemeyeceğim kadar büyük, kaldırım taşı diyemeyeceğim kadar küçük parlak taşlardan döşenmiş yollar ve kaldırımlar; o kadar ki, parlaklıkları nedeniyle yağmur yağmış sanıyorsunuz.</p>
<p>- Farklı yerlerinde farklı sürprizler.</p>
<p>- Deniz ürünleri ve sokakta satılan kestaneler.</p>
<p>- İstisnasız her pastahanede satılan Belem (Nata) çörekleri.</p>
<p>- Bir AB ülkesinden beklenmeyecek bazı belirsizlikler. (İşaretleme eksikliklerinin yanında, eşimle aldığımız birer günlük metro kartlarından birine 24 saat yerine 23 saatlik, diğerine 47 saatlik geçerlilik yüklendiğini gördük &#8211; Her metroda gişede bir gişe memuru bulmak mümkün, en azından sadece makineler ile muhatap değilsiniz, bu memnun edici.)<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7110.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1785" title="Elevador de Santa Justa" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7110-e1477342476672-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a></p>
<p>- Başlangıçta hangi bölgenin neresi olduğunu anlamaktaki zorluk.</p>
<p>- Metrodaki bazıları ‘yürümeyen’ ve bavulla zorluk çıkaran merdivenler.</p>
<p>- Boğaz Köprülerimize benzeyen ama farklı olarak üzerinden araba altından tren geçen 25 Nisan köprüsü.</p>
<p>- Karşı kıyıda uzaklarda görülen ancak açıkçası insanın üzerinde pek de iz bırakmayan modern İsa anıtı.</p>
<p>- Çoğu Cape De Verde’den gelme harika sokak müzisyenleri.</p>
<p>Lizbon’un lokasyonunu ve semtlerini çözmek ilk bakışta biraz zor. Bunda şehrin tepelere yayılmış olmasının etkisi var. Ayrıca Avrupa haritasına bakıldığında Lizbon okyanus kenarında düşünülebilir, oysa okyanusa dökülen Tejo ırmağının ağzına yakın bir yerde; yani okyanusa çok yakın ama okyanus kıyısında değil, Tejo ırmağının kıyısında. Esas itibarı ile bu nehrin bir tarafında kurulmuş. Gerçi karşı kıyıya sık sık feribot seferleri ve 25 Nisan köprüsü üzerinden geçiş mümkün ama karşı taraftaki özellikle bazı sahil kasabalarına gitmeyi hedeflemediyse bir turistin karşıya geçmesine pek de gerek yok. (O taraftaki en ilginç kasaba, sanırım arabayla 45 dakika mesafedeki Setubal ama biz gitmedik) Yani bir benzetme yaparsak, İstanbul’un Avrupa yakasında kalıp da Anadolu yakasına geçmemek gibi bir şey. Üstelik karşı kıyıda yerleşim Anadolu yakası yoğunluğunda değil. Zaten turistik haritalarda da karşı kıyı gösterilmiyor, Lizbon’u gezerken orayı da görmemiz sanırım hiç beklenmiyor. <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7185.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1786" title="Nehrin kenarındaki Comercio meydanından Köprüye Bakış" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7185-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Lizbon’u gezmek için belki üç bölüme ayırabiliriz:</p>
<ol>
<li>Eski Şehir (Old City) Bölgesi: Burada birbirine yakın dört beş semt var. Arada bayağı kot (yükseklik) farkları olmasa ‘eski şehir’de her yer yürüme mesafesinde. Ancak iniş ve çıkışlar nedeniyle bu semtleri insanın kafasında oturtması çok da kolay değil. Ben biraz sonra bu işlemi kolaylaştırmaya çalışacağım.</li>
<li>Belem : Lizbon’un tramvayla 20 dakika kadar dışında. Gene Tejo nehri kıyısında ve okyanusa biraz daha yakın. Giderken 25 Nisan köprüsünün de altından geçiyorsunuz.</li>
<li>Lizbon eski şehir bölgesinin tamamen dışındaki, ancak gene de pek uzakta olmayan (Trenle yaklaşık kırk dakika) iki kasaba:</li>
</ol>
<ul>
<li>Sintra: Tarihi bir kasaba. Ayrıca içinde ve yanındaki tepelerde çok sayıda ilginç ve tarihi eser var. Okyanus kıyısında değil; bazı noktalarından uzaktan da olsa denizi görebiliyorsunuz.</li>
</ul>
<ul>
<li>Cascais: Tejo nehrinin okyanusa döküldüğü yerin yanında okyanus kıyısındaki ilk kasabalardan biri. Yani gerçekten okyanus kenarında. Hoş bir tatil kasabası.</li>
</ul>
<p>Bu saydığım yerleri gezmek için dört gün aşağı yukarı yeterli. Şöyle bir program<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7166.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1787" title="Rua Augusta'dan Commercio meydanına ve nehir kenarına..." src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7166-e1477342352477-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a>yapılabilir:</p>
<p>1.gün: Eski Şehir Bölgesi (Old City)</p>
<p>Bu bölgenin semtlerini gözümüzün önünde canlandırabilmek için referans olarak Rua Augusta ve buradan nehir kenarına yüründüğünde ulaşılan Praça do Comercio’yı alalım. (Praça: Büyük Meydan, Largo: Küçük meydan) Bu cadde ve paralel birkaç cadde nehir kıyısına dik olarak inen ve taşıtların giremediği, çok güzel parlak mozaik taşlarla döşenmiş caddeler ve nehir kenarındaki ihtişamlı meydana (Praça do Comercio) çıkıyorlar. Dikkat: Bu bölge dümdüz bir alan. Yani yokuşu inişi yok. Buraya sanırım BAIXA bölgesi deniyor ve mavi metro hattı üzerindeki Chiado-Baixa istesyonunda inilerek kolaylıkla ulaşılabilir. Caddelerden özellikle Rua Augusta en etkileyici ve geniş olanı. Üzerinde de birçok kafe ve lokanta var. Eşimin özellikle sevdiği, morina balığı ile yoğrulmuş hamurdan yapılıp içine özel bir cins peynir yerleştirilmiş olan (Serra Estrella)  içli köfte şeklindeki ‘bachalhau’ sandviçi deneyin derim. Rua Augusta’nın nehire yakın tarafındaki bir ayak üstü lokantada adeta seri üretimle satılıyor. Ayrıca sonbaharda bu cadde üzerinde ‘tuzlanmış kestane’ satıyorlar. Önce yadırgadık ama kabuğunu soyunca pek tuzu hissedilmiyor, sanırım böylece daha iyi pişmesini sağlıyorlar, mutlaka tadın; iyisine denk gelirseniz çok güzel. Praça de Comercio içinden nehir kenarına kadar gittiğinizde 25 Nisan köprüsünü (Ponte 25 de Abril),karşı kıyıda İsa anıtını (Cristo Rei), akşam saatlerinde gittiyseniz güneşin batışını görüp harika sokak müzisyenlerini de dinleyebilirsiniz. <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_72751.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1789" title="IMG_7275" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_72751-e1477342139249-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>Buradan Lizbon’u nehirden görebileceğiniz ‘sight seeing’ gezme/görme teknelerine de binebilirsiniz. Çok ihtiyaç duyulan bir açı olduğunu düşünmüyorum ama zamanınız varsa hoş bir gezi olabilir. Sanırım Belem’e kadar gidiyorlar.</p>
<p>Nehir tarafına değil de, içeri doğru yürürseniz &#8211; gidiş yönünüzde &#8211; biraz sağda Praça Figuerio’ya çıkacaksınız. Burada kentteki en eski pastahane olan Confeitaria Nacional (1829) var. Tarihi hatırına bir Nata pastası veya çocukluğumuzun ‘Baba’ tatlısı yenebilir. Baba tatlısının kreması kötüydü ama süngersi yapısını beğendim.</p>
<p>Praça Figuerio’dan (Nehirden içeri doğru bakarken) sağa doğru tırmanırsanız Sao Jorge kalesine ve çevresindeki ALFAMA bölgesine çıkmış olacaksınız. Ancak tırmanmak bir hayli zor; o nedenle bu meydandan 12 numaralı tramvaya binerek gitmeyi tercih edin. Bir başka olasılık da 15 euro vermeyi kabullenip Tuk Tuk adı verilen üç tekerlekli motosikletlerle kaleye çıkmak.Kaleden aşağı manzara bir hayli güzel. Burada, kalenin içini de gezerek bir iki saat geçirmeye değer.  Daha sonra kaleden çeşitli yönlere aşağı doğru inerek Alfama bölgesi gezilebilir. Alfama bölgesini çok etkileyici bulanlar var; bizim şansımız o kadar yaver gitmedi ve Alfama üzerimizde büyük iz bırakmadı. Gene de Lizbon’a bir daha gidersek bu bölgeyi didik didik etmek isteriz, çünkü gezginlerden çok güzel şeyler okuduk. Her şey bir yana, Lizbon’un en eski ve tarihinde çok fazla iz bırakmış olan 1755 depreminden en az etkilenen bölgesi.Gezen arkadaşlar örneğin çamaşırların her yerde asılı olması gibi doğallıklarından etkilenmişler ama İtalya’da aynı doğallıkta daha güzel yerler görmüştük. Ayrıca gezdikçe güzel manzaralı teraslara, kafelere, tarihi manastır ve kiliselere rastlıyorsunuz. <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7252.jpg"><img class="size-medium wp-image-1790 alignright" title="Kaşifler Anıtının Tepesinden Portekizlilerin Keşif Haritasına Bakış" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7252-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Baixa bölgesinin (nehre arkanızı verdiğinizde) sağ tarafındaki tepelerde kale ve o tepenin nehe inen sırtlarında Alfama var demiştik; sol tarafındaki tepede ise CHIADO ve daha da içeride ve gene yukarıda BAİRRO ALTO semtleri var. Chiado daha lüks, daha şık; Bairro Alto ise daha bohem; belki Nişantaşı ve Cihangir benzetmesi yapılabilir. Düz ayak Baixa’dan (Rua Augusta ve çevresi) bu iki tepe semte geçiş için birkaç yöntem var:</p>
<ul>
<li>Bulacağınız merdiven veya yollardan tırmanırsınız.</li>
</ul>
<ul>
<li>Baixa-Chiado metrosunun içindeki yürüyen merdivenlerden bir kaç aşamada da olsa zahmetsizce epey yol kat ederek Chiado’nun şık ve hareketli caddelerinden Rua Garret’in en yukarısına ve en meşhur kafelerinden Brasileira’in önüne çıkarsınız. Burada da sokak müzisyenleri gayet güzel müzik yapıyorlar; kafe de bir hayli güzel. Önünde de ünlü şairleri Pessoa’nın bir heykeli var. Pessoa’nın birkaç şiirini beğenmiştim, döndükten sonra onu biraz daha iyi tanımaya çalışacağım. <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7207.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1791" title="Bir Cruise gemisi birazdan köprünün altından geçip okyanusa doğru devam edecek" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7207-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></li>
</ul>
<ul>
<li>Üçüncü alternatif yöntem olarak, Baixa-Chiado’dan bir durak önce metrodan inip (Restauradores) orada sizi bekleyen (sanırım Gloria) sarı tramvayı ile (Aslında funiküler gibi yokuş çıkmak için tasarlanmış) yukarı çıkarsınız. (Günlük Lizbon ulaşım kartınız yoksa 3.60 euro) Çıktığınız yerden sağa yukarı doğru devam ederseniz Rua Principe Real üzerinden küçük ama güzel bir parka ve şehrin gene güzel kafe ve mağazalarla dolu bir yerine gelirsiniz. Bu parkın kenarındaki tezgahlarda ilginç şeyler satılıyor. Parkın içinde de Esplanade adında denemediğimiz ama arkadaşlarımızın methettiği bir kafe var. Bu bölgede bir de Kopenhag adındaki kafenin methini duyduk. Ayrıca tramvaydan inince Principe Real’den yukarı çıkmak yerine ileri doğru giderseniz Bairro Alto semtine de gitmek mümkün. <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7232.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1792" title="Belem'de Geronimo Manastırı" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7232-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></li>
</ul>
<ul>
<li>Fakat sanırım en ilginç ve bir aşamada mutlaka denenmesi gereken yöntem Elevado Santa Justa (asansör) ile yukarı çıkmak. Tabii burada da kuyruk var. Dışarıdan bakıldığında sanki kuleye çıkıp ineceksiniz sanıyorsunuz ama arkadaki bir köprüden ve güzel bir bina olan ve içinde bazen parasız konserlerin olduğu arkeoloji müzesinin yanından geçerek Bairro Alto bölgesine yakın bir yere çıkıyorsunuz. Buraya geçmeden önce biraz daha zaman ve enerji ayırarak kulenin tepesine iki kat kadar daha tırmanırsanız kulenin en tepesinden manzara güzel. Bairro Alto özellikle gece hayatı için tavsiye ediliyor. <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7198.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1793" title="Sokak Çalgıcıları" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7198-e1477343197152-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></li>
</ul>
<p>Böylece, şehrin (merkezi) eski bölgesini kafanızda canlandırmaya çalıştım ve neler yapılabileceğine de çok yüzeysel olarak değindim. İlk gün bunların yapabileceğiniz kadarını yaptıktan sonra, diğer günlerde de bizim gibi günün içinde başka yerleri gezip, akşamları yeniden eski şehir gezmeleri yapabilirsiniz. Biz diğer günlerde Belem, Sintra ve Cascais’e gittik ve bütün günü oralarda geçirdikten sonra yemek yemek için ve sokaklarda dolaşmak, sokak müzisyenlerini dinlemek için gene merkeze döndük. Ancak her yiğidin yoğurt yeyişi başkadır tabii ki&#8230;</p>
<p>2. Gün: Belem</p>
<p>Belem, Lizbon’un gene Tejo nehri üzerindeki bir dış semti. Tarihi ve görülecek epey bir yeri olan bir semt. Tejo nehrinin iki yakasını bağlayan 25 Nisan köprüsünün ayağını geçtikten sonra ve bir bakıma Lizbon’un okyanusa en yakın noktası. Beş on kilometre sonra ise okyanus başlıyor zaten.</p>
<p>Belem’e ya Cais do Sodre’dan trenle ya da 15 numaralı tramvayla gidiliypr. Ancak trenin nerede durduğunu anlayamadığımız gibi, birçok tren seferinin de Belem’de durmadığını gördük. Yani trenin Belem’den geçebildiği aklınızda bulunsun ama asıl gidiş vasıtası 15 numaralı tramvay. Birçok gezi yazısında biniş noktası Cais do Sodre durağı olarak veriliyor ama kalkış noktası olan Praça Figuerio’dan binin ki, oturma şansınız olsun. Lizbon’un tramvayları harika &#8211; özellikle de oturacak yer bulursanız&#8230; <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7285-2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1794" title="Belem Kulesinin Surları" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7285-2-300x82.jpg" alt="" width="300" height="82" /></a></p>
<p>Belem’in en büyük özelliği yüzyıllar önce okyanusa açılan denizci ve kaşiflerin uğurlanma noktası olması. Bir hayli yeni olan Kaşifler Anıtından manzara oldukça güzel. Aşağıya bakıldığında da Portekizli denizcilerin hangi yıl nereyi keşfettiklerine dair bir haritayı görmek mümkün. Deniz kenarındaki bu modern anıtın okyanusa doğru 700 &#8211; 800 metre kadar ilerisinde gene deniz kenarında 15. yüzyılda yapılmış meşhur Belem Kulesi var (Torre de Belem) ve gezmeye değer. Okyanustan dönen gemiler buraya uğrayıp vergilerini öderlermiş.</p>
<p>Kaşifler anıtının kara tarafında katedral ve özellikle Geronimo manastırı var; burası da kesinlikle görmeye değer. Katedralden yüz yüzelli metre kadar Lizbon tarafında gördüğü talep herhalde bir büyüye (!) falan bağlı olan Confeitaria de Belem (Pastahane) önünde Pasteis de Belem (Belem çöreği &#8211; Nata çöreği) için kuyruğa girenleri göreceksiniz. Belem’e gidip de o çöreği yemeyen tek kişi olmak istemiyorsanız &#8211; kuyruğu geçin, o kuyruk oturmadan yanına almak isteyenler için &#8211; içeri girin ve zaman içinde 400 kişilik bir oturma kapasitesine genişlemiş bu pastahanede ‘nata’nızı yeyin. (Belem’de Belem çöreği, başka yerlerde ‘nata’ deniyor) <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7377.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1795" title="İlginç bulutlar - yanılmıyorsam - Sintra milli sarayının üzerinde..." src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7377-e1477343674735-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>Dönüş yolu için bir alternatif Belem &#8211; Lizbon merkez arasındaki Alcantara bölgesinde inip orada tam köprünün altına denk gelen LX Factory’yi şöyle bir turlamak, ya da bir kahve veya içki içmek. Burası eski fabrikaların boşaltılması sonucu modern tasarımlarla oluşturulmuş dükkan, lokanta ve kafelerden oluşuyor. Ayrıca yanında bir tramvay müzesi var, bu müzenin ilerisindeki ‘Village Underground’daki otobüsler gençlerin hoşuna gidebilecek kafeler şekline sokulmuş. Biz akşamüstü buraları gezdik; tahmin ettiğimizden sakin ve tenha idi, ancak haftasonları veya gece nasıl olur bilemem. LX Factory’deki en ilginç yer bir kitabevi idi. Bu bölgeyi görün de görmeyin de diyemem; ancak eğer oralardan geçiyorsanız, zamanınız da varsa aklınızda bulunsun.</p>
<p>3. Gün: Sintra</p>
<p>Açıkçası Sintra sandığımızdan çetin ceviz çıktı. Yani biz okuduklarımızdan; ‘Gideceğiz, eski bir kasaba göreceğiz, yakınındaki bir de masalsı bir saraya bakıp döneceğiz’ derken, keşfetmesi zor ama keyifli bayağı geniş bir alan (ormanlık park) ile karşılaştık. Üstelik bu alan içinde bir yerden bir yere gitmek de hiç kolay değil. En başta söylediğim gibi ne Lizbonlular, ne de turistler pek nereye gidilip ne yapılacağını ve de nasıl yapılacağını biliyorlar. Bu nedenle ben de bilebildiğimiz kadarını anlatacağım ama en azından Sintra için zaman ayırın ve mümkün olduğunca bilgi edinerek gidin demek isterim. <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7387.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1796" title="Sintra'da tepenin en üstünde Pena Sarayı" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7387-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Sintra’ya tren Rossio istasyonundan kalkıyor. Bulunduğunuz yere göre, Lizbon’un geniş bulvarı Avenida Liberdade’nin içinden nehir yönünde (aşağı doğru)  yürüyerek ya da bu caddenin bir ucundaki Restaurades metro istasyonunda inerek istasyon binasına geçebilirsiniz. Sintra’ya yolculuk yarım saat kadar sürüyor. Ancak trenden indiğiniz yer gitmek istediğimiz tarihi Sintra kasabası değil; gene güzel evleri olan bizim Büyükada’ya benzer bir yer. Burada trenden indikten sonra sizi ‘Sightseeing’ciler, yani Sintra’yı para karşılığı gezdirmek isteyenler karşılıyorlar. Bugün böyle biriyle anlaşmak da düşünülebilirmiş diye aklımdan geçiyor. Ancak burada da ‘Tuktuk’lar çoğunlukta ve üç tekerlekli bu motosikletlerle dağ yollarına tırmanmak pek hoş olmayabilir. Belki ‘Hop on &#8211; off’ otobüsler daha iyi bir alternatif. Tabii ki bizim yaptığımız gibi kendiniz de gezebilirsiniz. Ortalıkta çok fazla taksi olmadığı için, bulabilirseniz zaman zaman taksi kullanmakta fayda var; taksiler de pahalı değil.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7448.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1797" title="Pena Sarayından uzaklarda okyanus gözüküyor." src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7448-e1477344022754-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>Biz ne yaptık? Tren istasyonundan ‘gerçek’ Sintra’ya kadar yürüdük. Yaklaşık 1 &#8211; 1.5 kmlik harika bir yol. Etrafta güzel ağaçlar, modern heykeller, ilginç sokak satıcıları, el işi tezgahları vs var. Hafif yokuş ama sorun yaratacak kadar değil.</p>
<p>Sintra ‘old town &#8211; eski şehir’ diyelim, Unesco tarafından da korunmaya alınmış; sarayları, müzeleri, kafeleri ve turist kalabalığı ile çok yerde görebileceğiniz ama bir çoğundan daha zarif güzel bir kasaba. Kasabanın sokaklarında keyif alarak gezebilirsiniz. Meşhur pastahanesi Piriquita’da bademli ve peynirli çöreklerinden yemek adeta mecburi. Burada tost ve sandviçler de fena gözükmüyordu.</p>
<p>Bizim gittiğimiz gün Cumhuriyet Bayramına denk geldiği için bazı dezavantajlarımız oldu. En başta, Sintra kasabasının yukarılarında yer alan &#8211; 3 km deniyor ama bu nasıl 3 km anlayamadım; yol ormanların arasında öyle bir döne döne gidiyor ki, tırmanmaya kalksak, bir saatten az sürmezdi. &#8211; Pena sarayını gözümüze kestirmiştik; Sintra’yı gezip, çöreklerimizi yeyip, sarayı da şöyle bir görüp dönecektik. Ancak yukarı çıkmak için 434 no’lu otobüsü çok fazla bekledik. Taksi veya cesaret edebiliyorsanız tuktuk’a kişi başı 5 euro verin ve çıkın derim. Saray Almanya Kara Ormanlardaki meşhur ve Disney’e ilham veren saraydan esinlenilmiş ve adeta şekerden yapılmış rengarenk bir saray. Eski bir manastır genişletilerek yapılmış. Sarayın sadece bahçesi için bilet almak mümkün ama bence sarayın içine de girin. Özellikle bir tarafından okyanusa bir tarafından ormanlar içinde Magrip kalesinin manzarasına burçlardan bakmak çok hoş. <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7462.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1798" title="Regulatario içinde 27 metrelik 'inisyasyon' kuyusu" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7462-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Biraz cahilce kaçacak ama aklımda kalanı sizin için şöyle yerli yerine oturtmak isterim: Trenden indiğimiz ‘yeni’ kasaba; biraz yürüyünce eski Sintra kasabası ve bunun yukarısında ormanlık kocaman bir park ve bu ormanın muhtelif yerleinde ilginç yapılar var ve bunlar arasında yürümek mümkünse de pek kolay değil.</p>
<p>Bu yapılardan en cazibelisinden hemen bahsettim zaten: Pena sarayı. Onun dışında hatırladıklarım arasında bizim gidemediğimiz kale ve saraydan 1.5km kadar yürümek gerektiren bir şale var. Bu şalenin (chalet) çok zarif olduğu söyleniyor.</p>
<p>Pena dışında bir başka küçük sarayı, özellikle bahçesini görme şansımız ise oldu. Bu saray Sintra eski kasabasından 10 dakika yürüme mesafesinde ve adı Quinta da Regaleira. Bahçesinde derin kuyular, mahzenler ve dehlizler var. En meşhuru 27 metre derinliğinde bir kuyu; bu kuyuya ‘Initiation’ kuyusu deniyor, burada manastırda görev almak isteyenlerin bir sınavdan geçtiği söyleniyor. Bugün değil ama o zamanları düşününce korkutucu bir yer ancak mutlaka görülmeye değer.</p>
<p>Bu sarayın (malikane de diyebiliriz) içini göremedik, çünkü 6.30’da kapandı ve biz bahçede kuyuları ararken bayağı zaman kaybetmiştik. Bu nedenle tekrar Sintra’ya gelirken bizden daha hazırlıklı gelin diyorum. <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7534.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1799" title="Cascais'te okyanus kıyısında bir heykel" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7534-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Biz Pena’dan aşağı bir taksi ile indik; taksi şoförümüz hoş bir Portekizli idi ve bizi Sintra yakınındaki Regaleira’ya getimeden önce “Buranın bir sırrı var” diyerek, Regaleira’nın 100 metre kadar yukarısındaki lüks otelin bahçesine götürdü, park etti ve kemerin altından okyanusu görebileceğimiz bir küçük terasa çıkardı. Manzarayı beğendik ama asıl sürpriz dönüşümüzdeydi; kemerin altından tepelerdeki Pena sarayının en güzel açıdan manzarasını görmek ve resimlemek mümkündü; ben de bu sırrı (!) sizlerle paylaşayım.</p>
<p>Dönüşte eski kasabanın meydanındaki kafede (Bir otelin kafesi idi) ben çok beğendiğim bir krep ve Işıl da çok beğendiği bir ‘empada’ (Bir nevi börek) yedi; bu şekilde çok ihtiyacımız olan dinlenme olanağına da kavuşmuş olduk, karşımızdaki Sintra milli sarayını (Burası da gezilebillir) ve meydanı da keyifle seyrettik ama Portekiz’deki en ‘kazık’ hesabı da burada ödedik.</p>
<p>Tren istasyonuna, meydandaki tek taksiyi bulabildiğimize şükrederek döndük ve son saniyede üzerinde ‘Oriente’ yazan trene bindik. Gene de içindeki yolculara ‘Lizbon?’ diye sormuştuk tabii ama sonra küçük bir araştırmadan sonra trenin gelirken Lizbon’un içinde bindiğimiz Rossio istasyonuna değil, Oriente diye dış semtlerden birine gittiğini öğrendik. Bunu şunun için yazıyoum; böyle bir şey sizin de başınıza gelirse hangi istasyonların yanında ‘M’ (Metro) işareti olduğuna bakıp, gitmek istediğiniz yere uygun bir istasyonda inerek metroya geçebilirsiniz. Biz hayvanat bahçesinin olduğu istasyonda inerek kolay bir şekilde merkeze döndük; kolay diyorum ama tren istasyonunun adı ile metro istasyonunun adı eşleşmiyordu ve ‘zoo’dan yola çıkarak aynı olduğunu bilmece çözmeyi seven eşim buldu. Böyle ‘alengirli’ işleri sevmiyorsanız Oriente’ye değil Rossio’ya giden treni bekleyin.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7581.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1800" title="Cascais'te 'Cehennem çukuru' civarındaki sarp kayalık kıyı şeridi" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7581-e1477344661978-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>4. Gün: Cascais</p>
<p>Portekizce’de s veya x gördüğünüz kelimeyi ‘ş’ vurgusu ile okursanız yanılma payınız az. (LX Factory derken LX ‘Liş’ diye, Cascais, Kaşkaiş diye okunuyor veya benim kulağıma öyle çalındı.</p>
<p>Cascais’e Caid Sadre’den kalkan (Bu istasyona vamak için metroda mavi hat üzerinde en sık kullandığımız Baixa-Chiado’da inip metrodan çıkmadan yan tarafa galiba yeşil hatta geçilip bir durak gidiliyor)</p>
<p>Yol 30 &#8211; 40 dakika sürüyor. Bazı seferler bazı istasyonlarda duruyor, bazıları durmuyor, buna göre süre değişiyor. Cascais’ten önce Estoril diye bir kasaba var, bu kasaba da bir sahil kasabası; zenginlerin yaşadığı, güzel evlerin, kumarhanelerin olduğu bir yermiş ama bizim zamanımız görmeye yetmedi; açıkçası pek içimizden de gelmedi.</p>
<p>Cascais’te trenden indiğinizde, dükkan ve kafelerle çevrili bir yoldan okyanus kıyısına ulaşıyorsunuz. Arada kayalıklarla ayrılmış birkaç kumsal var ve deniz okyanustan beklenmeyecek kadar sakin ve insanı çağırıyor. Güneşlenen ve ‘yüzer gibi yapan’ epey insan vardı. Ancak denizin soğuk olduğunu belirteyim. <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7325.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1801" title="Görünce tanıyın diye (!) Belem çöreği (Nata) " src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7325-e1477344887193-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>Cascais’te sadece deniz havası, deniz manzarası ve çeşitli dükkan ve kafelerle dolu sokakları kendinizi mutlu hissetmeniz için yeter. Sokak aralarında şarap tadımı yapmak ve de yetenekli sokak müzisyenlerini dinlemek mümkün. Cascais’ten, Portekiz’in en önemli üretimlerinden mantar (Bildiğimiz şişe mantarı) ile yapılmış kalem, çanta, şapka gibi aksesuarlar da almayı düşünebilirsiniz. Lizbon’da da bu eşyaların satışı var ama sanki burada daha yaygın gibi geldi. Burada oturup sokak müzisyenlerini dinlediğimiz Bijou çok eski ve güzel çörekleri olan bir pastahane. Hele önünde birkaç Cape de Verde’li müzik yapıyorsa oturup en azından bir kahve içmeye değer. Yeri gelmişken, yediğimiz basit tatlı ya da çörekler içinde belki de en hafifi olan bademli ‘jesuita’dan da bahsedeyim.</p>
<p>Ancak Cascais’in yalçın kayaları ve okyanusu biraz daha dalgalı ve doğal halinde seyretmek isteyenler için sunacağı bir şey daha var: Cehennem çukuru. (Boca do Inferno) Bunun için şehir merkezinden başlayarak kıyıdan 2 km kadar yürümek gerekiyor, ancak güzel bir yol; giderken bir derenin üzerinden geçiliyor; sıkılırsanız oturacağınız salaş bir kafe ve okyanus üzerinde biraz tuzlu da olsa güzel bir manzaraya karşı kahve içebileceğiniz bir otel var. Kayaları gördüğünüz zaman doğru yolda olduğunuzu anlıyorsunuz. Bir süre sonra hediyelik eşyaların satıldığı bir yere gelince ‘Cehennem çukuru’na yaklaştığınızı anlıyorsunuz. Biz oradaki tezgahlardan bazı hediyelik eşyalar aldık ve salaş görünümlü bir kafede tost ve poğaça tarzı bir şeyler yedik. Birçok yerde taze meyva suyu servisi de var. <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7342.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1802" title="Alcantara LX Factory yanında farklı bir kafe" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7342-e1477345075649-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>Cehennem Çukuru güzel bir sarp kayalık manzarasını görebileceğiniz yerde. Denizin oyduğu bir boşluğa denizin kuvvetle hücum etmesi nedeniyle bu ismi almış. Benzer bir manzarayı okyanusun karşı tarafında Maine kıyılarında da görmüştük. Med cezir ve havanın sakin veya fırtınalı oluşu tabii ki karşılaşacağınız manzarayı etkiliyor ama sakin bir havada bile güzel bir manzara ile karşılaşıyorsunuz. Burası ile ilgili bir de gerçek bir olaya dayanan bir hikaye var; Portekizce olarak kayaların üzeindeki bir metal levhaya işlenmiş. Bir İngiliz yazar, araştırmacı, büyücü &#8211; yani ilginç özellikleri olan bir adam, Aleister Crowley sonradan öğrendiğimiz kadarı ile aşık olduğu bütün kadınlara “Kızıl saçlı kadın” adını takıyor ve bunlardan birinin kendine yüz vermemesi üzerine de intihar izlenimi veren bir mektubu bu kayalıklara bırakarak ortadan kayboluyor. Ancak dostu olan ünlü Portekizli şair ve gazeteci Pessoa, bu mektuptan bir gazete haberi çıkarıyor ve anladığım kadarı ile İngiliz’in hayaletini gördüğünü bile söylüyor. Oysa İngiliz 20 gün sonra bir başka ülkede ortaya çıkıyor. Benim bu öyküde ilgimi çeken İngiliz yazar (veya her neyse&#8230;) Crowley‘in aslında dünya üzerinde ne kadar çok insan üzerinde sonradan o veya bu şekilde etkili olması oldu. Internetten bu ilginç kişiliği araştırmanızı öneririm; sanırım siz de şaşıracaksınız.</p>
<p>Geri yürümeye halimiz kalmadığı için bir kafeden taksi çağırmasını rica edip, taksi ile merkeze döndük. İnsan böyle bir yerde bekleyen taksiler olmasını umuyor ama yok. Merkezde dükkanlar arasında biraz daha gezinip, Lizbon’a dönen trene atladık. <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7339.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1803" title="LX Factory içinde bir duvar" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7339-e1477345291131-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>Ancak taksi demişken, bizim gitmediğimiz ve hem Sintra’dan hem de Cascais’ten otobüs veya taksi ile ulaşılabilecek Cabo de Roca’dan bahsetmeden olmaz. Bu nokta Avrupa kıtasının en batı noktasıymış; Cascais’den sanırım onbeş yirmi kilometre ötede. Biz okyanusu Cascais’ten seyretmeyi yeterli bulduk. Buraya gitmek için otobüsü de alternatif olarak dile getirirken tereddüt ediyorum; çünkü bir yerde geri dönmek için çok fazla beklenildiğini okudum. Oysa taksi sizi götürüp yarım saat bekleyip geri getiriyormuş. Cascais taksicileri bu teklife alışkınlar ve 35 euro talep ediyorlar. Buraya gidip çok etkilenen arkadaşlarım da oldu, bunun yerine Cascais veya Estoril’de zaman geçirseydik diyen arkadaşlarım da. Buradaki en ilginç manzaralar sanırım deniz feneri, kayalar ve de okyanus imiş. Güneşin batışı da muhteşem oluyor diyenler var. Anladığıma göre meraklısı için 10 euro’ya bir de oraya ayak bastığınıza dair bir sertifika veriyorlarmış. Dediğim gibi, biz Cascais’de sakin bir akşamüstü geçirmeyi ve akşam yemeği için Lizbon’a dönmeyi tercih ettik.</p>
<p>Genel Bazı İlave Notlar:</p>
<p>1) Biz Alif Avenidas otelinde kaldık. (Alif, ‘Elif’ demekmiş ve otel Mozambikli bir müslümana aitmiş)  Eski şehrin biraz dışında ancak metroyla gidip gelmek o kadar kolay ki, üstelik metroya binmek bence bir şehri tanıma yollarının &#8211; sokaklarında yürümek dışında &#8211; en önemlisi. Bu nedenle bu oteli sizlere de önerebilirim. Temiz, ilgili, makul fiatlı bir otel. Gerçi fiatlar günden güne çok değişkenlik gösteriyor, buna şahit olduk. Bir daha gitsek gene o otelde kalırız. San Sebastio metro durağında ve bu nedenle havaalanında da, o upuzun taksi kuyruğunda beklemek yerine kırmızı metro hattı ile kolay ulaşılır bir yerde. San Sebastio’dan merkeze de (Baixa-Chiado) metro mavi hattı ile 6 dakikada gidiliyor. Ayrıca şehrin popüler ziyaret mekanlarından Gulbenkanian müzesine (Biz ancak bahçesini gezdik ama özellikle çinileri, tabloları ve uzak doğudan gelen bazı eşyaları ile çok güzel bir müze olduğu biliniyor) ve de El Corte Inglas alışveriş merkezine son derece yakın. Metrodan çeşitli çıkış kapıları var, buna mutlaka iyi dikkat etmek gerekiyor. Yanlışlıkla El Corte Inglas’ın içine çıkıp Haegen Dazs’ın bademli çikolatalı dondurmasını bulmak güzel bir sürpiz oldu ama o kapıdan çıktıktan sonra oteli bulmakta bir hayli zorlandık. (Boş yere kimseye oteli sormayın, yan sokaktayken bile bilmiyorlar (!)) Şunu da eklemem gerek; Lizbon’da kim hangi otelde kaldıysa çok memnun; o nedenle benim önerimi de olasılıklardan biri olarak değerlendirin; çok fazla kıymet-i harbiyesi olan bir öneri değil&#8230; <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7602.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1804" title="Yollar ve kaldırımlar böyle..." src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7602-e1477345484374-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>2) Lizbon’da yanılmıyorsam dört ayrı metro hattı var; biz bunlardan esas itibarı ile mavi hattı, biraz da kırmızı hattı kullandık; sadece Cais do Sodre’ye geçmek için bir defa sanırım tek bir duraklık mesafe için yeşil hattı, Principe Real’den dönerken de mavi hatta geçmek için sarı hattı kullandık. Ancak zaten birçok yer yürüme mesafesinde; yokuş tırmanma alternatiflerini de daha önce sıralamıştım.</p>
<p>Metro istasyonlarında görevliler var, İngilizce biliyorlar ve ihtiyacınıza göre hangi kartı satın alacağınız konusunda yardımcı oluyorlar. Kart satın alıp, ihtiyaca göre doldurmak mümkün. Ancak Cascais ve Sintra için trenleri de kapsasın isterseniz, o takdirde günlük bilet alırken onu söylemek gerekiyor, çünkü daha pahalı. Taksiler bir hayli ucuz. Hatta tuktuklardan bile daha ucuz ama bazen bulmak çok kolay olmayabiliyor.</p>
<p>Bir de ‘Lisboa Card’ var. 3 günlük 39 euro kişi başı. (Bir günlük, iki günlük de olabiliyor) Bahsettiğim bütün metro, tren, tramvay biletlerini (Cascais, Sintra’ya gidiş dahil, Sintra içi saraylara gidiş hariç) yani bütün ulaşımı kapsıyor ayrıca müze ve saraylarda indirim sağlıyor. Gene de bu indirimler atla deve sayılmaz, ayrıca müze girişi ücretleri de çok yüksek değil; çok fazla müzeye gitmeyecekseniz, iki euro oradan, üç euro buradan fiatını çıkarıyor mu, emin değilim.</p>
<p>3) Lizbon deyince fadosuz olmaz. Amelia Rodriguez’in bir CD’sini alıp dinleyin gitmeden. Muhtelif fado klüpleri var, biz bunlardan biraz sapa bir yerde kalan Senhor Vinho’ya taksi ile gittik. Fadocular, üç adım ötemizde söylediler ve hepsi (Üç kadın sanatçı) çok da güzel söylediler. Her biri gelirken ışıklar kararıyor ve yemek yemeye de ara vermemiz bekleniyor &#8211; ki doğrusu da bu. Biz çok memnun kaldık. 12.5’ar euroyu mecburi ödüyorsunuz, bunun karşılığında ufak tefek yenecek şeyler veriyorlar. Ayrıca ana yemek, içki vs bir hayli pahalı ancak yemekler de iyiydi. Fado için biraz olması gerekenden lüks bir ortam ama biz memnun kaldık, hatta aralıklarla dörder beşer fado söyleyip ayrılmalarını az bulduk. Müziği adeta sadece size çalınıp söyleniyormuşçasına usta seslerden dinlemek hoştu; aklınızda olsun. Bir dostumuzun deneyip memnun kaldığı bir başka Fado mekanı ise A Severa&#8230; Doğrudan deneyime dayandığı için bu ismi de kaydetmiş olayım.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/FullSizeRender-2.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1805" title="Principe Real Parkında çizgi romanlardan ilginç tasarımlar yapmış olan bir satıcı" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/FullSizeRender-2-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>4) Lizbon’da iki yazar/şairin izini hissediyorsunuz. Bunlardan Pessoa’dan söz etmiştim. Diğeri birçoğunuzun tahmin edebileceği gibi Saramago. Eşim Saramago’nun ‘Lizbon Kuşatması’  romanını döndükten sonra okuyup çok beğendi ve eğer Lizbon’u gezmeden önce okumuş olsaydı aynı derecede beğenir miydi; emin olamadı. Ben de bu kitaptan bahsetmiş olayım, ister gitmeden önce okuyun, ister döndükten sonra! Lizbon’a Gece Treni (romanı da var) ve Lizbon Hikayesi (Lizbon Stoy) de Lizbon’la ilgili filmler olarak izlemek üzere notlarımda yerini aldı.</p>
<p>5) Lokantalardan ise en fazla memnun kaldığımız Maria Catita oldu. Cervajeria (Birahane demek) Trindade de tarihiyle, çok geniş mekanıyla, duvardaki mozaik resimleri ile ve deniz ürünleri ile ilginç bir yer. Bir zamanlar  orada bira imal ediyorlarmış. Dostlardan methini duyduğum ve denemiş oldukları için bahsedeceğim iki yer de Casa Do Alentejo ve öğlenleri açık olan Cantinho Do Bem Estar.  İzlenimim şu ki; kabuklu deniz ürünlerine büyük bir düşkünlüğünüz varsa her lokantadan memnun ayrılırsınız; aksi takdirde ise (muhtemelen) Michelin yıldızlılara gitmedikçe hiçbir lokanta mükemmel değil ama sanırım hiçbiri kötü de değil.</p>
<p>6) Şehri 28 no’lu tramvay ile en güzel dolaşabileceğiniz söyleniyor ama bu tramvay hep çok doluydu, bu deneyimi yaşamaya fırsatımız olmadı.</p>
<p>7) Şehirde, en fazla rastlayacağınız yenecek şeyin Nata (Belem) çöreği olduğundan söz etmiştim. Bunun dışında morina balığı, temizlenmeden ızgarası yapılan ve bu nedenle beğenmediğim iri sardalye balıkları, bir çeşit vişne likörü olan ginjinha (ginja), Sagres ve Super Bock biraları da her yerde rastlayabileceğiniz alamet-i farikalardan.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7625.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1806" title="Gülbenkenyan müzesinin bahçesi" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7625-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p> <img src='https://kemaltumerkan.com/wp/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Belem çöreğini (Nata) almak isterseniz, fazla dayanmayacağını da dikkate alarak havaalanından almak en iyisi. Biz havaalanında bulacağımızdan emin olmadığımız için, bir AVM’de satılan ve ödüllü olduğu söylenen Aloma pastahanesinin natasını aldık ama hiç memnun kalmadık. Anladığım kadarı ile pastahaneden alırsanız güzelmiş, süper marketlerde satılan ise aynı kalite değilmiş. Ancak bu pastahane bir hayli sapa bir yerde; gitmeye değer bulmadık.</p>
<p>9) Şehirdeki bazı evlerin çini dış cepheleri, heykeller, mozaik resimler ve çeşitli duvarlardaki sanat eseri denebilecek grafitileri de unutmamak gerek. Sokaklarda gezerken, ilginizi çekebilecek bir ‘şeyler’ sık sık önünüze çıkıyor. <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7091-e1477346186406.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1807" title="Cervejeria Trindade'nin iç dekorasyonu gerçekten ilginçti." src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7091-e1477346186406-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>10) Elimden geldiğince doğru ve programınızı kendi zevklerinize göre detaylandırırken işinizi kolaylaştıracağını umduğum temel pratik bilgileri vermeye çalıştım. Satır aralarında da ilginç ipuçları bulacağınızı umuyorum. Yanlış hatırladıklarım, yanlış algıladıklarım ya da yanlış yorumladıklarım umarım yoktur. Ayrıca bazı bilgilerin zamanla değişeceğini de göz önünde bulundurun derim.</p>
<p>11) Lizbon’a gitmeden önce incelediğimiz bazı yazı ve siteler gezimizi kolaylaştırdı ve güzelleştirdi. Hülya Ünal Özman ve Deniz Gabay’ın bizi kırmayıp kendi tecrübelerini aktardığı emailleri; Aslıhan Altuntaş Güreşçier’in detaylı ve program yapmamıza destek olan Lizbon günlükleri, Zeynep Atılgan Boneval’in ‘Yolculuk Terapisi’ sitesi ve de İmge Tan’ın Imgeleme.com sitesi. (Bu son iki site çok emek verilmiş ve neredeyse her yolculuk öncesi mutlaka baktığımız siteler.) Hepsine çok teşekkür ederim. Ayrıca buradaki resimlerin çoğunu eşim Işıl&#8217;ın çektiğini de belirtmem gerek.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7455.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1808" title="Sintra'da bindiğimiz taksinin şoförü Carlos'un tavsiyesi ile geldiğimiz Pena sarayının resmini en güzel açıdan çekebileceğimiz nokta" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2016/10/IMG_7455-e1477346670797-768x1024.jpg" alt="" width="510" height="680" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kemaltumerkan.com/?feed=rss2&#038;p=1782</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alsace (Alsas) ve Strasbourg</title>
		<link>https://kemaltumerkan.com/?p=1739</link>
		<comments>https://kemaltumerkan.com/?p=1739#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Sep 2015 20:50:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kemal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezilerden Öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[Tümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://kemaltumerkan.com/?p=1739</guid>
		<description><![CDATA[Yazıma başlarken yazımı okunur kılan fotoğrafların eşim Işıl Tümerkan tarafından çekildiğini belirteyim. Alsace (Alsas) Fransa&#8217;da, Almanya sınırına çok yakın, Ren nehrine paralel uzanan ve bu nehir ile Vosges dağları arasındaki ince uzun ovaya verilen isim. Bu çok geniş ovada, şarap &#8230;</p><div class="read_more"><a href="https://kemaltumerkan.com/?p=1739"> devamını oku </a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed25.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1776" title="Strasbourg" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed25.jpg" alt="" width="440" height="586" /></a>Yazıma başlarken yazımı okunur kılan fotoğrafların eşim Işıl Tümerkan tarafından çekildiğini belirteyim. Alsace (Alsas) Fransa&#8217;da, Almanya sınırına çok yakın, Ren nehrine paralel uzanan ve bu nehir ile Vosges dağları arasındaki ince uzun ovaya verilen isim. Bu çok geniş ovada, şarap bağlarının arasında serpiştirilmiş gibi duran ve yüzlerce yıllık olmalarına rağmen evleri, kiliseleri, kaleleri çok iyi korunan köyler var. Bölge, bir Fransızlara bir Almanlara geçmiş. Burada yaşayanlar kendilerini en başta ‘Alsaslı’ olarak niteliyorlar. En yaygın simgeleri ‘Leylek’. Bu kuşlar bu bölgeye yoğun olarak göç ediyorlarmış. Alsas hakkında internette Türkçe pek fazla bilgiye rastlamadım. Ancak yakında keşfedilir. Ben size her zamanki gibi kendi tecrübem üzerinden, üstünde istediğiniz gibi oynayabileceğiniz bir program çizeceğim. Amacım, benimle benzer zevkleri paylaşan arkadaşlara olası programlardan birini göstermek &#8211; ki bunu kendilerince değiştirerek kendi programlarını yapabilsinler. Güzel kasaba, şehir ve de köylerin çevresinde yer aldığı ‘Şarap Yolu/Wine Road’ Alsas&#8217;ta ince bir şerit boyunca 170 km kadar devam ediyor ve biz bu yolun Colmar ve Selestat arasında kalan bölgesinde, yani yaklaşık dörtte birindeki köyleri gezdik, daha sonra ise diğer ucuna yakın en büyük şehri Strasbourg’da kaldık.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed1.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1747" title="Kayserberg" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed1-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>Öncelikle şunu söylemem lazım; Alsas köyleri öyle rengarenk ki, bir süre sonra güzelliğe fazlasıyla alışıyor ve sıradan bulabiliyorsunuz: O nedenle en fazla sakinliği seven, detaylardaki özeni fark edip keyif alan insanlara öneriyorum. Güneşli bir havada Alsas köylerini beğenmemeye pek olasılık tanımıyorum; tabii ki yanılıp da eğlence peşinde iken bu köylere uğramadıysanız. Yani örneğin Paris’e giderken yolunuzu şaşırmadıysanız(!)<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1748" title="Tepelerden bakış" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed2-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>Biz 4 gün köylerde, 4 gün Strausburg’da kaldık. Tabii ki, hele şu günlerdeki lira/euro paritesi ile pahalı bir yolculuk. Köylerdeki geziyi arabasız yapmak mümkün değil, Strausburg’da ise araba kullanmak söz konusu değii. Bu nedenle bizimkine benzer bir program izleyeceklerin kiraladıkları arabayı teslim edip, Strausburg’a trenle gitmeleri önerilir.</p>
<p>1.gün: Sabah uçağı ile Basel&#8217;e gittik ve araba kiraladık. Şimdi yazacaklarım çok gereksiz gelebilir ama bize o kadar çok zaman kaybettirdi ki, mutlaka uyarmak isterim. Basel havaalanının hem İsviçre hem Fransa çıkışı var. Araba kiralama şirketlerinin ‘com’ uzantılı sitelerine girdiğinizde Basel havaalanının sadece İsviçre tarafındaki ofislerinden rezervasyon yapabiliyorsunuz. Bu durumda İsviçre Frangı ile ödeme yapmanın muhtemel dezavantajı yanında, arabayı kiraladıktan sonra İsviçre-Fransa arasındaki sınırdan geçiyorsunuz. Şu sıralarda bu sınırdaki kontroller bile zaman kaybettirebilir ama asıl büyük sorun havaalanına arabayı iade için geri dönüşte yaşanabilir. Alsas’tan (Fransa’dan) dönüşte, bütün yol işaretleri havaalanının Fransa tarafına yönlendiriyor. İsviçre tarafını bulmak bilmece çözmekten farksız &#8211; daha doğrusu bilmece çözmekten çok daha zor. <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed20.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1769" title="Harita" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed20-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a>GPS cihazına da doğru adresi girmek mümkün değil. (Ya da, artık bu yazıyı okumuş olarak arabayı alırken hangi adresi gireceğinizi araba kiralama şirketinden öğrenebilirsiniz) Gene de bana göre çok daha doğrusu arabayı havaalanının Fransa tarafından almak, bu amaçla da internet rezervasyonu için şirketlerin ‘com.fr’ uzantılı sitesini kullanmak.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed3.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1749" title="Bağlar" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed3-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>Biz, dostlarımız Haluk ve Nazlı Şardağ’ın izinden giderek (Teşekkürler!) Basel’den A35 anayolunu kullanıp, A23 çıkışından çıkarak bir saatten az bir sürede Mittelwihr köyüne vardık. Bu köyde çok fazla görülecek bir şey yok, ancak çok merkezi. İki çok çalışkan ve zevk sahibi insanın işlettiği ‘Le GM Chambres S’hotes de charme en Alsace’da kalarak gezilerimizi buradan yaptık. GM’ye yerleştikten sonra ‘Alsas’ın İncisi’ olarak tanımlanan Riquewihr köyüne gittik. Burası masal kitaplarından çıkma bir köy. Park için bir yer bulup, parkomata da kalınacak saate göre 2 &#8211; 3 euro gibi bir bozuk para atmak gerekiyor; yani bozuk para olsun yanınızda. Küçük gezi trenine binip köye ve çevreye tepeden bakma şansımız oldu, çevre hakkında fikir sahibi olmak ve birkaç güzel resim çekmek için önerebilirim. Uçsuz bucaksız bir deniz içinde birbirlerinden bayağı ayrı küçük adaları seyretmek gibi bir şey Alsas’a tepeden bakmak. Deniz yerine şarap bağları ve mısır tarlaları ile dolu ova; adalar yerine sınırları belli köyler. Nasıl dışarı taşmamışlar hayret. Akşam da yemeği kaldığımız köy olan Mittelwihr’de ‘La Table de Mittelwihr’ adındaki lokantada yedik. Pahalıydı ama ortam ve yemekleri güzeldi.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed4.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1750" title="Eski evler" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed4-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>2.gün: Civar köyleri gezme günüydü. Kaldığımız Mittelwihr’in kuzeyinde bir daire çizerek bazı yerler görecektik. Bu gezimiz sırasında, ilk gün gezdiğimiz ve sanırım en meşhurları olan Riquewihr’i çok beğenmiş de olsak, diğer köylerde de ayrı güzellikler bulmanın mümkün olduğunu gördük. Mesafelerin hiç de uzak olmadığını, en fazla yarım saatte köyler arasında gidip gelinebileceğini de belirteyim. İlk önce Hunawihr’e gittik. Burada köyün hemen dışındaki bir tepede kale özelliğine de sahip çok güzel manzaralı bir kilise var. Kiliseyi görmek için değilse de, manzarayı görmek için gitmeye değer. Kilisenin mezarlığındaki mezar taşları da hem hüzünlü, hem estetik. Sonra aşağı indik. Çocuklu aileler için burada mini hayvanat bahçesi olduğundan bahsedeyim ama biz gitmedik, onun yerine daha önce hiç kelebek bahçesi görmediğimiz için ‘Kelebek Bahçesi’ne girdik ve tahminimden çok daha ilginç buldum. Etrafınızda binbir renkli kelebekler uçuşuyor. Benim aklımda, cansız kelebekler görürüz gibi bir düşünce olduğundan, etrafımızda uçan ve bazıları omzuma konan kelebeklerle iç içe olmak hoş bir sürpriz oldu.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed5.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1751" title="Petite Venice (Colmar)" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed5-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a> Hunawihr’den sonra programımızda Ribeauville vardı ama akşam yemeğe oraya gideriz düşüncesi ile pas geçtik; sanırım orası da gündüz gözü ile mutlaka zaman ayırmak gereken bir yer. Çevresinde üç tane de şato ya da kale var, ancak bu kalelere araba yolu yok, tırmanmayı da tavsiye etmediler. Ancak uzaklarda çevrenin sanırım en yüksek tepesinin üzerinde çok güzel bir şato var ve  güzel asfalt bir dağ yolu yanına kadar çıkıyor. Orayı hedef alarak giderken yol üzerinde Bergheim köyüne uğradık, arabayı dışında park edip hem içini gezdik, hem de çevresinden dolandık. Sonunda güzel bir dağ yolundan vardığımız şatonun adı ‘Chateau Du Haut Koenigsbourg’. Internette ‘Strasbourg şatosu’ diye arattığınız zaman da bu şato karşınıza çıkıyor. Bir hayli popüler. Park yeri bulmak bile bazı saatlerde ve bazı günlerde zor olabilir. Burada hem şatonun kendisi çok ilginç hem de bu kadar yukarıdan Alsas’a bakmak etkileyici. Seyir terası olan Cafe’de bir hayli zaman geçirdik; şatonun da bazı yerlerini gezdik. Bu şatonun da Alsas ziyaretinde görülmesi gereken yerlerden biri olduğunu not etmiş olayım. Saat 18.00’de bizi Alsas’ı seyretmekte olduğumuz Cafe’den attılar (!) ve biz bölgedeki en büyük kasabalardan olan ve Strasbourg’a da oldukça yakın Selestat’a uğradık. Burayı da gördükten sonra, bu kez köy yollarından değil, ana yol üzerinden kısa sürede pansiyonumuza döndük.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed6.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1752" title="Bağlar ve Köyler" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed6-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>3. gün: Bu sefer, kaldığımız Mittelwihr’in güneyinde bir daire çizme günüydü. Önce kısa bir süre Kientzheim’a uğradık. Ne yalan söyleyeyim, gördüğüm bütün köyleri, kasabaları hatırlıyorum ama bu köyden aklımda hiçbir resim yok! Sanırım içinden arabayla geçtik. Ya da, belki arkasından gördüğüm Kayserberg’i çok beğendiğim içindir. Gördüğümüz yerler arasında benim en çok beğendiğim köy Kayserberg oldu. Belki içinden bir dere geçtiğinden; belki daha ferah oluşundan, belki üzerindeki kale nedeniyle, belki de ziyaretimiz sırasında hava çok güzel olduğundan(!). Burada görülecek birkaç nokta var; İmparator Konstantin’in çeşmesi gibi ama zaten köye girip dolaştığınızda her birini görüyorsunuz. Burada La Cheminee adındaki lokantada Alsas’ın meşhur ‘Tarte Flambee’sini yedik ve çok beğendik. Ancak bu köyde tarte flambee’yi sanırım her yer iddia ile yapıyor, internetten bakıp daha iyi not almış bir yeri de seçebilirsiniz. (Tarte flambee, peynirli, sucuklu pide gibi bir şey; ancak et seçimi konusunda hassasiyeti olanlar iyi araştırsınlar)<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed7.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1753" title="Hohneck" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed7-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Buradan sonra birkaç güzel resim çektiğimiz ancak Kayserberg’e göre zayıf kalan Turckheim’e uğrayarak Eguisheim’a gittik. Bu köy de herhalde Alsas’ın kare ası içinde yer alır, bazıları birinciliği de buna verebilir. Köyü dışından da turlamak lazım; daracık sokaklardan veya aralıklardan geçerken çok eski ve çok ilginç evleri görmek mümkün, daha doğrusu yeni ev yok desek yeridir. 500 yıllık evlerin bu kadar güzel korunduğunu görmek şaşırtıcı. Alsas gezisi yapan biri için Riqueville, Kayserberg, Eguisheim köyleri ve de Koenigsbourg şatosu olmazsa olmaz noktalar. Eguisheim’den sonra methini çok duyduğumuz, çok da merak ettiğimiz Colmar’a gittik. Colmar çok daha büyük bir yer. Şehrin/kasabanın içine girdikten sonra merkeze en yakın ‘RAPP’ adı verilen kapalı parka arabamızı bıraktık. Bu parkın sadece gece 21.00’e kadar açık olduğunu görmek şaşırtıcı oldu. Böylece şehri ziyaret zamanımız kısıtlandı. Açıkçası Colmar’dan pek bir şey anlamadım. Mini trenle bir şehir turu yaptık. Çok güzel binalar var. Ancak bütün geziyi tamamladıktan sonra şunu söyleyebilirim; benim için Colmar ne Alsas’ın köyleri, ne de sonradan gittiğimiz Strasbourg şehri kadar etkileyici.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed8.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1754" title="Gerardmer" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed8-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a> Belki uzun süre kalınsa ve müzelerini gezebilsek (Zamanımız yoktu ama en meşhur müzesi ve dışından çok güzel bir binaya sahip Unterlinden zaten restorasyondaydı. Diğer bir müze Bartholdi müzesi. Amerika Özgürlük Anıtını tasarlayan Bartholdi Colmar’ın önemli bir siması) kanaatimiz değişebilirdi. Çok duyduğum ‘Petite Venice’ harika resim veren bir yer olmakla birlikte, çok küçük bir alan kapladığı için hayal kırıklığı yarattı. Özellikle de Strasbourg’un ‘Petite France’ını gördükten sonra bu izlenim daha da pekişti. Colmar’da en meşhur Pastahane ‘Gilg’ imiş, oradan bir pasta alarak şehrin merkezini yürüyerek dolaştık. Park yeri kapanmadan az önce de döndük. Park yerinde, bir çok başka yer gibi muhatap bulmak mümkün değildi; makine ile karşı karşıyasınız; artık çat pat bazı kelimelerini sökmeye başladığınız Fransızca ile ne kadar çözebilirseniz. Birçok benzin istasyonunda da böyle. İnsan kendini bazen bayağı ‘yetersiz’ hissedebiliyor; özellikle de arabanızı sabaha kadar parktan alamama ve gece kalmak için Colmar’da bir yer bulmak zorunda kalmak endişesi yaşarken (!). Ödemeleri bozuk para ve çoğu zaman da sadece kredi kartı ile yapmak mümkün; aklınızda bulunsun.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed9.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1755" title="Strasbourg" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed9-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>4. gün: GM pansiyonundaki ev sahiplerimiz Maurice ve Edith’in dağların eteğindeki bir diğer pansiyonunu (Le-Chat-Rouge B&amp;B / Kırmızı Kedi Pansiyonu) görmek üzere Orbey’e gittik ve bir süre misafirleri olduk. Bu iki insanın satın aldıkları evleri kendi zevklerine göre, kendi mimari tasarımları ile ve de inanması güç ama sadece ve sadece kendi elleri ile &#8211; ne yapımında ne servisinde başka hiçbir insanı dahil etmeksizin &#8211; nasıl adeta yoktan var ettiklerine ne yalan söyleyeyim hayranlık ve gıpta ile şahit olduk. Binaları kendileri yaptığı gibi, bütün temizliği, servisi, kahvaltıyı vs de sadece kendileri yapıyorlar. Buradan yola devam ederek bu kez dağlara çıktık. Lac Blanc’ın yanından geçerken durup baktık ama İsviçre göllerinden sonra çok yavan geldi. Yola devam ederek Hohneck denen seyir tepesine geldik, burada 360 derece çevreyi görmek mümkün. Hava rüzgarlı ve hafif yağmurluydu; güneşli bir havada buraya uğramaya değer. Ayrıca burada bir de Cafe var ve  kahve içerek yola devam edebilirsiniz. Hohneck’ten sonra, aslında Alsas’ın dışında olduğu için programımızda olmayan Gerardmer kasabasına gittik. Bu kasabanın güzel bir gölü var. Gidiş nedenimiz, benim gölleri çok sevmem ve bu kasabayı bazılarının çok methetmesi, bazılarının da ‘Gitmeye değmez’ diyerek çelişkili bilgi vermesiydi. Göl kenarı güzeldi ama orası için o kadar yol yapılmaz.  <a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed10.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1756" title="Strasbourg" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed10-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a>Özellikle benim gibi çok güzel göller görmüş biri için. Zamanımız azdı, merkezi görmedik &#8211; ki güzel olduğunu söyleyenler oldu -  ve bir kayak kasabası olan ve kışın mutlaka ayrı bir cazibesi olan Gerardmer görmüş olduğumuz için memnun kaldığımız ama bir daha Alsas’a gitsek dağları kendisi için bir daha aşmayacağımız bir yer olarak hafızamıza yerleşti. Dönüşte Munster köyüne uğradık. Bu köy peynirleriyle, özellikle de ağır bir tadı olan yumuşak ‘Munster’ peyniri ile ünlü. Bu köyden geçerken ‘La Maison du Fromage’ isimli bir peynir merkezine uğradık. İçinde güzel bir lokanta, peynir satış mağazası ve peynir müzesi var. Zamanımız olmadığı için müzeyi gezemedik, peynirin nasıl yapıldığını göremedik ama mağazasından tadarak birkaç çeşit peynir aldık, hepsini beğendik. Munster’in hemen dışındaki Gunsbach’daki bu ‘Peynir Evi’ne uğramanızı öneririm. Akşam de tekrar Riquewihr’de dolaştık. Böylece Alsas’ın batısındaki dağları da kapsayan daire çizerek hedefimizi ertesi gün gideceğimiz Strasbourg’a çevirdik.</p>
<p>5. &#8211; 8. gün: (Strasbourg) &#8211; Strasbourg aslında kaldığımız Mittelwihr’den arabayla devam etsek 1 saat bile değildi. Ancak Strasbourg’da arabayı hiç kullanmayacağımız için doğal olarak kira ve otopark parası ödemek istemedik, önce Basel’e döndük ve arabayı teslim ettik. Arabayı İsviçre tarafında geri teslim etmemiz gerektiği için yolu bulmakta çok zahmet çektiğimizi ve sınırdan geçmek için adeta sağ elimizle sol kulağımızı göstermek zorunda kaldığımızı söyleyerek bir daha uyarayım. Artık o havaalanı civarını bizden iyi bilen kimse yok (!). Arabayı sonunda teslim edebildikten sonra bu kez yaya olarak havaalanının Fransa tarafından çıkarak &#8211; Dikkat: Fransa tarafından! &#8211; havaalanının hemen önündeki otobüs durağına geldik ve kişi başı 2.5 euro ödeyerek yaklaşık 5 dakikalık bir yolculukla St Louis (Amerika’daki St Louis değil <img src='https://kemaltumerkan.com/wp/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> ) tren istasyonuna vardık. Basel garına kadar gitmeye gerek yok, özellikle belirteyim.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed13.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1759" title="Strasbourg Gece" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed13-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>Bilet ofisinde kimse yoktu, bileti kredi kartı ile ve biraz yardımla makineden aldık. Strasbourg’a 1 saatten biraz fazla süren bir yolculukla vardık. Kompartmanda neredeyse sadece biz vardık. Diğer ayları bilmem ama bu bölge eylül ayında bayağı tenhaydı, hiç kalabalıktan bunaldığımız, müzede sıra beklediğimiz, trende/tramvayda ayakta kaldığımız, lokantada rezervasyon yaptıramadığımız olmadı; bu bölgeyi dostlarıma bu nedenle de tavsiye ediyorum.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed21.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1770" title="Koenigsbourg Şatosu" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed21-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>Strasbourg’da en merkezi bir yer olan Katedral meydanının yanıbaşında Hotel Rohan’da kaldık. Bu bölgede kalınmasını öneririm. Hem görülecek yerlerin başında gelen katedral, hem de 11 müzeden 5’i bu bölgede; her yere de ulaşım kolay. Otellerin fiatları günden güne değişebiliyor, eğer bütçenize göre uygun fiat bulursanız Rohan çok ideal bir yerde. Bu bölgede çok sayıda daha ucuz/daha pahalı otel var. Yani kalmak için bu çevreden şaşmayın bence. Strasbourg’a gelip ‘gar’da indikten sonra, o civarda bir otel ayırdıysanız otelinize varmak için turizm bürosundan bir harita alıp katedral bölgesine doğru yürünebilir. Zaten “Bütün yollar Roma’ya çıkar” misali, bütün yollar katedrale çıkıyor; sorun en kısa yolu bulmakta&#8230;Ancak arada pek de fark yok; yeter ki hedef Katedral olsun.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed26.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1778" title="Katedral Işık Gösterisi" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed26-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>Eğer yürümek istemiyorsanız taksi ile gelebilirsiniz. Taksiler otele kadar gelebiliyorlar. Tramvayla gelelim derseniz 2 kat aşağı inin, makineden bilet alıp (1.70 euro) diğer bir makinede onaylatın. Ters yöne dönmedikçe bu bileti bir saat içinde olmak kaydı ile inip binerek de kullanabilrsiniz. A ve D hattındaki tramvaylar buradan geçiyor ve katedralin oldukça yakınına geliyorlar; aman &#8211; yanılmak çok mümkün &#8211; doğru istikamete gidenini seçin! Tramvay yer altından metro gibi başlıyor ama hemen yeryüzüne çıkıyor.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed23.jpg"><img class="size-medium wp-image-1773 alignright" title="Hunawihr Tepesi" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed23-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>Otelinize ulaştıktan sonra bir daha hemen hemen hiç &#8211; Belki Orangerie parkında biraz hava almak isterseniz hariç &#8211; vasıta kullanmayacaksınız. Strasbourg’un ‘eski şehir’ bölgesi, Ren nehrinin küçük bir kolu olan Ill nehrinin &#8211; Nehir demek caizse &#8211; üzerinde bir ada. Küçük Prens’in çizdiği boğa yılanı resmine benziyor, nehir adeta ikiye ayrılarak adayı kollarına almış! Ada dışına çoğu yaya yolu olan köprülerle çıkılıyor. Bu adanın içinde trafik yok denecek kadar az. Her yere yürüyerek gitmek mümkün. Hayranlık uyandırıcı kısmı, yayalara ait bölgenin son derece büyük oluşu. Neredeyse hiçbir şehri bu kadar ‘bacaklarıma’ ait hissetmedim.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed15.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1761" title="Dev Şarap Fıçısı" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed15-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>Şehirdeki turistik yerlerden fazla söz edecek değilim, herhangi bir rehber kitapta fazlasını bulabilirsiniz. Kişisel olarak bizi etkileyen birkaç yerden ve yönünden bahsedeyim: Öncelikle bu eski şehrin (Nehir içindeki adanın) iki olmazsa olmaz cazibe merkezi var, bize göre de bu ünvanı hak ediyorlar. Birincisi 1015 yılında yapımına başlanmış ve yapımı yüzyıllar süren Katedrali, ikincisi de ‘Petite France’ denen ve nehrin genişleme yaptığı ve de kapalı (Vauban) köprüsünü içeren eski güzel evleri de görebileceğiniz bölgesi. Bunun dışında her sokak Cafeleriyle, vitrinleriyle, eski evleriyle görmeye, dolaşmaya, oturup bir kahve içmeye değer. 4 gün kalmak Strasbourg için çok fazla gözükebilir, belki öyledir de; belki 10 yıl önce olsa bizim için de öyle olurdu ama biz şehri tanımayı, sokaklarında gezmeyi, ‘Cafe’lerinde oturmayı sevdik. Şansımıza hava da güzeldi çoğunlukla. Böyle gezilerde hava durumu o kadar önemli ki anlatamam. Siz tamamen yağmurlu bir havada gitseniz belki bana bambaşka bir şehri anlatırsınız. Havanın bir güzelliği de yağmur yağdığı zaman bir iki saat sonra güneş açmasının muhtemel oluşuydu &#8211; tabii ki tersi de mümkün! Eşim, ‘Tatil köyünde olsak &#8211; denize girmek haricinde &#8211; ne yapacaksak onu yapalım” dedi, öyle yaptık ve asla sıkılmadık. Ancak bu bizden farklı arayışta olanlar sıkılmaz demek değil!</p>
<p>Dikkat etmişsinizdir, Katedral’in yapım başlangıcının 1000. yılı idi; bu nedenle gece çok güzel ışık gösterileri vardı, ancak her yıl eylül ayında daha dar kapsamlı olarak zaten yapılıyormuş. Bundan sonra da bu yıl nasıl yaptılarsa &#8211; yani daha güzel olarak &#8211; öyle yapmaya devam edeceklerini tahmin ederim.</p>
<p>Katedral meydanı ve Petite France bölgesi’ni öncelikle akılda tutarak, bahse değer başka birkaç konuda birkaç not: (Bu notlarda bize son gün rehberlik yapan Ekin Doğrusöz’ün katkısı çok büyük, kendisine de buradan teşekkür edeyim)<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1745" title="Eguisheim" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>*Alsace tarzı lokantalara Winstub deniyor. Alsace yemekleri arasında Schnecke (Hamurlu kıyma rulosu dilimleri), Choucroute (Ekşili lahana üzerinde 3 farklı et), Baeckoef (Kuyu kebabı tarzı uzun uzun pişirilen 3 etli güveç), Tarte Flambee (Peynirli, sucuklu pide benzeri) en meşhurları. Dikkat: Et seçiminde hassas olanlar dikkatli olmalı. Özellikle chocroute et konusunda en rahat ve meraklı olanlar için bile pek yenesi değil. Ancak,  choucroute’u ekşili lahana üzerine üç et yerine üç cins balıkla yapan yerler var, bunlar arasında Katedral meydanında 1400’lü yıllardan kalma harika bir binada servis veren Kammerzell biraz fazla turistik kaçsa da, merdivenleri Papa, Reagan, Bayan Putin gibi meşhurların resmi ile dolu olsa da, binanın güzelliği ve özellikle bu yemeği için tavsiye edilebilir. Onun dışında bu tarz yerler arasında Chez Yvonne de öneriliyor.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed16.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1762" title="Abajur Vitrini Strasbourg" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed16-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>*Biz pek bir şey anlamadıksa da, dondurma yemek için gene meydanın hemen yanındaki Amorino çok popülerdi.</p>
<p>*Çok sayıda çok güzel pastahane var. Eşim daha sade tatlıları sevdiği için bir çeşit ‘donat/doughnut’ olan ‘beignet’i severek yedi. Bizim denediğimiz pastahanelerden Christian ve Litzler-Vogel gayet iyiydi. Böyle birkaç günlük tatillerde çikolatalı ve kestaneli tatlılardan kaçamıyorum <img src='https://kemaltumerkan.com/wp/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Denemediğimiz, ancak Ekin’in çok ilginç deneyimsel tatlıları var dediği Thierry Mulhaupt’u da sizler için not edeyim.</p>
<p>* Şehrin halen kullanılan hastahanesinin en az 500 yıllık şarap mahzenini gezmeyi ise şarap içmeyenlere bile tavsiye ederim. Çok güzel fıçılar var; 1472 yılından kalma bir şarap da demir parmaklıklar arasında saklanıyor. 26080 litrelik bir fıçı vardı, boyutu etkileyici. Bölgenin beyaz şarapları daha ünlü. Şekersiz (dry) şaraplar olarak Pinot Blanc ve Riesling öneriliyor. Aslında hep geri planda kalmış olan kırmızı şarapları (Pinot Noir) de son zamanlarda popüler olmaya başlamış. Çok hafif bir şarap ve gitgide daha fazla beğeniliyormuş. (Fazla anlamadığım için burada bırakayım)<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed17.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1763" title="Petite France Bölgesi, Strasbourg" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed17-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>* Gene şarap için dostumuz Ekin’in bir önerisini de aktarayım. Doğal şartlarda saklanılan (Kükürtle sabitlenmeyen) şarap satan bir dükkan: Au Fil du Win Libre (Jean Walch Caviste). Böyle şarapların mideyi hiç rahatsız etmediği söyleniyor. Buradan elle ve uzun süren bir emekle yapılan tereyağ da almak mümkün, bu tereyağını çok beğendik.</p>
<p>* Alsas pidesi &#8211; lahmacunu &#8211; pizzası diyebileceğimiz Tarte Flambee için ise Ekin La Bourse lokantasını (Burada bazı günler ancak 14.30‘dan sonra yemek mümkün) ve A L’ancienne Douane’yi önerdi. Saatimiz uymadığı için ikincisini denedik, hem pidesini, hem bina ve terasını beğendik.</p>
<p>* Ekin, yemeğe özel merakı olan ve parası da olanlar <img src='https://kemaltumerkan.com/wp/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  için Michelin yıldızlı 1741 lokantasını önerdi. Ancak bu lokantadan 1 ay önceden yer ayırtmak gerekiyormuş, ilgilenenlerin dikkatine&#8230; (Hiçbir açıdan bize uymaz <img src='https://kemaltumerkan.com/wp/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> )</p>
<p>* Biz gidemedik ama Strasbourg&#8217;a gelmişken çok uzağa gitmeden farklı bir geziyle devam etmek isterseniz, çevredeki kasaba ve şehirlerden, Almanya tarafındaki Baden Baden, Freiburg (Daha önce görmüş ve sevmiştik), Mummelsee, biraz daha uzak olsa da Stein an Rhein, Badenweiler, Heidelberg ve Ren nehrinin en dar yeri olan ve bir gemi gezisi yapılabilecek Lorelie aklınızda olsun.<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed18.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1764" title="Katkısız Şarap Satan Dükkan" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed18-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>* İkisi de benim ilgi alanım dışında olan iki özel yerden de bahsedeyim: Biri çok çeşitli biranın satıldığı Academie de la Biere birahanesi (Petite France Yakınında) ve bu bölgenin meşhur zencefilli çöreğini en iyi yaptığı söylenen Mireille Oyster. O da Petite France yakınlarında.</p>
<p>* En beğendiğimiz lokanta ise Haluk ve Nazlı’nın özellikle tavsiye ettiği Winstub S’kaechele oldu. Burayı sadece hafta içi çalıştıran Daniel ve Karine’in bütün bir lokantayı büyük bir enerji ile çekip çevirmelerine hayran kaldık. Yemekleri Daniel yapıyor. Yemeğini pişirmesinden servisine, temizliğinden lojistiğine iki kişinin hem de güleryüzle, nispeten makul bir fiata ve gerçekten lezzetli yemeklerle insanları ağırlamalarını takdir etmemek mümkün değil. Küçük bir lokanta, gitmek isterseniz mutlaka rezervasyon yaptırın. Tercihan da bir gün önceden…<a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed22.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1771" title="Eguisheim" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed22-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a></p>
<p>* Müzeler arasında da Palais Rohan öncelikli. Katedral meydanının hemen yanı. İçinde 3 ayrı müze var; zamanınız kısıtlı ise seçiminizi önceden yaparak gidin.</p>
<p>* Şehrin en büyük parkı L’orangerie. Biz yağmurlu havada gördük, güneşli bir havada güzel bir yürüyüş için uygun. Ancak bu kente özel bir park diyemem; herhangi bir Avrupa kentinde görebileceğiniz güzel bir park. Avrupa Parlementosu, Konseyi, Avrupa Birliği binaları da bu bölgede. Şehri iyi tanımak için ‘Botoroma’ ile mümkün olduğunca başlarda nehir turu yapmak iyi olur. Bu tur, AB binalarını da tanıtıyor. İnsan şehri her yönüyle kafasında yerleştirebiliyor. Ne yalan söyleyeyim, tekne çok yavaş hareket ediyor ve insanın uykusu da geliyor ama biraz da ödev gibi de olsa, yapılması gerekli bir tur.</p>
<p>* Strasbourg&#8217;dan gene trenle ayrıldık. Dönüşte gene St Louis istasyonunda inerek Basel havaalanına gidecek olan otobüsü bekledik. Fransa&#8217;da trenlerin gecikme yapabileceğini ve otobüs için bir süre beklenebileceğini de son bir not olarak ekleyeyim; yani havaalanına varış için biraz zaman payı bırakmak gerekiyor.</p>
<p><a href="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed24.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1774" title="Kayserberg" src="https://kemaltumerkan.com/wp/wp-content/uploads/2015/09/unnamed24.jpg" alt="" width="440" height="586" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://kemaltumerkan.com/?feed=rss2&#038;p=1739</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
