Biri

BOLOGNA

Bologna seyahat rotalarında adı öncelikli olarak pek geçmeyen bir şehirdir. Yıllar önce bir başka vesileyle sokaklarında bir iki saat yürümüşlüğüm vardı ve bir daha gitmeyeceğimi de düşünmüştüm. Ancak gidip birkaç gün çevresiyle beraber daha derinlemesine görünce, Avrupa’da bir şehirde birkaç gün geçirmek isteyen ortalama bir gezgine en başta önereceğim şehirlerden biri oldu. Belki üniversitelerin açık olduğu zaman görmek lazım; sokaklar ve haftasonları trafiğe kapatılan bazı caddeler gençlerle ve yerel halkla ve de az sayıda turistle cıvıl cıvıl. Şehirde illa şu anıtı, şu müzeyi, şu kiliseyi göreceksiniz diye bir zorlama hissedilmiyor ama neye baksanız eski ama güzel. Tabii ki eski şehri kapsayan, surlar içinde olduğu ifade edilen bölgeden bahsediyorum.

Genel bilgi olarak, bu kente “Kırmızı, bilge ve şişman” lakaplarının verilmiş olduğunu söyleyeyim. Kırmızı hem şehre gerçekten hakim olan renk tonundan ve aynı zamanda solcu karakterinden; bilge; çok eski yıllardan beri üniversite şehri olmasından, şişman ise beğenilen mutfağından geliyor.

Bu şehirle ilgili olarak ilk aklımdan geçen şu oldu: Benim sevdiğim yerlerde hep bir deniz, göl, nehir vardır ama bu şehirden geçen bir nehir bile yok. Sonrasında ise şunları not etmek isterim:

  • Hemen bütün kaldırımların üstü revaklarla (kemerler; portico) örtülü. Bu kadar yaygın kemer bildiğim kadarı ile başka hiçbir yerde yok. Şehri yağmur yağarken neredeyse şemsiye açmadan dolaşmak mümkün. Amacının binalara ilave oda eklemek olduğunu söyledi bindiğimiz taksinin şoförü. Yeni deprem yönetmeliğinden önce apartmanlarda zemin kattan daha geniş ‘çıkma katlar’ olurdu; benzer bir uygulama ama şehre güzellik ve fark getirmiş. Kaldırımların üzerine bu şekilde oda ve katlar oturtulabiliyor diye düşünebiliriz.
  • Sokaklar ve caddeler – özellikle hava güzelse – neredeyse sabaha kadar insanlarla dolu.
  • Şehirdeki en hoş uygulama ‘aperitivo’. Akşam saat 6’dan itibaren barlar, pastahaneler ve kafelerde tezgahların üzerine çeşitli sandviç ve kanepeler, börekler konuyor ve içki satın alan bunlardan da istediği kadar yiyebiliyor.
  • Çevrede trenle gidilecek güzel yerler var. Parma, Modena ve Ferrara en yakında. Bunlar arasında kısa süreli bir ziyaret için Ferrara bence özellikle güzel kalesi nedeniyle en uygunu. Ancak hızlı trenle Floransa’ya daha bile çabuk; yarım saatte ulaşılabiliyor. Floransa’ya hızlı trenle değil, normal trenle de bir buçuk saat gibi bir sürede gitmek mümkün. Venedik, Garda Gölü, Milano da 2 saatlik mesafede. Tren bileti alırken saatler ve tren şirketleri arasında seçim yapmak gerekiyor, çünkü fiyatlar çok değişken.
  • Şehirde her ne kadar yemekler öne çıkarılıyorsa da, asıl güzel olan dondurmalar.
  • Taksiler oldukça pahalı, metro yok. Otobüslere bindikten sonra da ödeme yapılabiliyor ancak bozuk para bulundurmak gerekiyor, hatta otobüs içindeki makineler gözlemlediğim kadarı ile para üstü vermiyor. Yürüyerek gezmek en doğrusu ve en güzeli.

Bunları yazdıktan sonra, eklediğim şemadan yola çıkarak Bologna’daki tecrübelerimizi yazayım:


Bologna’ya İstanbul’dan hem THY hem Pegasus uçuyor. Havaalanında indikten sonra taksi ile şehir merkezi yaklaşık 20 dakika ve 25 euro. Aerobus shuttle’ı ise yaklaşık 20 dakikada bir kalkıyor, kişi başı 6 euro. Bileti otobüse binmeden makineden almak gerekiyor. Ancak durduğu yerler az sayıda. Merkezde Mille caddesinde durarak en son da tren garına gidiyor. Dönüş için de tren garından binmek lazım.

Anlatacaklarımı tren istasyonunu referans vererek anlatacağım:

Şemada, şehrin en görülecek yerini ‘Şehrin kalbi’ diye işaretledim. Tren istasyonundan yukarı çıkan Via Independenza (Independenza caddesi) ile yürüyerek 10 bilemediniz 15 dakikada ulaşılabiliyor. Burada şehrin en büyük meydanı ve buluşma yeri Maggiore meydanı (Piazza Maggiore), içinde Neptün heykeli bulunan komşusu Neptün meydanı ve bu meydanı çevreleyen çeşitli binalar var.

Bu binaları detaylı olarak her turist rehberinden öğrenmek mümkün. Kısaca kişisel tecrübelerimi yazarsam:

Sala Borsa kütüphane; içinde güzel bir kafe var ama burayı asıl ilginç kılan yerdeki cam zeminin altındaki eski Bologna kalıntıları. Binanın içi de güzel. En azından bir girilip çıkılabilir.

Bir diğer ilginç mekan Podesta sarayı. Daha doğrusu buradaki basit bir eğlence: girişteki duvarların bir köşesine dönüp fısıldarsanız – ya da alçak sesle konuşursanız diyelim – çapraz karşı köşedeki arkadaşınız duvara dönük durduğunda sizi net bir şekilde duyabiliyor. Bu giriş katedralin hafif çapraz karşısına denk geliyor.

Karşıdaki katedral, San Petronio, Bologna’nın en büyüğü. İçine girmek ve gezmek gerekir.

Bu meydanda ayrıca iki kafe ve sesleri birbirine karışan bol miktarda sokak müzisyeni var.

Ayrı ayrı yazmıyorum ama bu meydan ile şehrin belki de en önemli simgesi iki kuleler arasında (şemada mavi kalemle işaretli 1 ve 2 arasında) ve de Via Independenza’ya paralel Via Drapperie ve Via Oberdan üzerinde çok fazla lokanta, kafe ve şarküteri var. Buraya biraz yuvarlak hesap ‘quadrilatero’ adı veriliyor. Uğradıklarım veya okuduklarımdan aklımda kalanlar: Simone, Tambourini (Her ikisi de şarküteri; ancak önündeki masalarda yemek yemek de mümkün; peynir tabağı, kuru et tabağı vs.) Terzi (Kahve) Mezzo (çeşitli meze, meyva, sebze satılan, yemek de yenilebilen bir çarşı), balıkçılar vs.

Şehrin kalbinden sonra mutlaka görülmesi gereken yeri iki kuleler. Bunlardan biri 100 m’ye yakın ve bacaklarınız kuvvetliyse bilet alıp en üstüne çıkmak mümkün. Diğeri ise bunun yarısı kadar ama özelliği de bayağı eğri olması. Buna çıkılamıyor. Bu kulelerin isimleri de var: Asinelli ve Garisenda.

Bundan sonra şemadaki kırmızı rakamlara referans vereceğim. Kulelerden (9), Via Santo Stefano üzerinde ilerlerseniz – gününe göre bir açık hava antika pazarına rastlama şansına da sahip olarak  – Santo Stefano kilise kompleksine varırsınız (10). Bu meydanda şimdi 4 tanesi kalan 7 kilise varmış.

Bu yoldan devam ederseniz, bazı Bolognalıların en favori dondurmacısı Cremeria San Stefano’dan dondurma yiyebilirsiniz (13) Yaklaşık 7-8 dakika yürümek gerekiyor.

Geri dönerken bir ara yol bulup Strada Maggiore’ye (Maggiore sokağı) geçip oradan dönün. Bu sokak da iki kulelerin olduğu meydana çıkıyor ve yol üzerinde en eski tahta revakları (14) görmek mümkün.

Maggiore meydanından katedralin sol tarafındaki yoldan katedralin arkasına doğru devam ederseniz köşede adını hatırlamadığım ama oturup bir çay içip yorgunluk attığımız oldukça güzel bir kafe var. Bu vesile ile hemen her kafe, bar ve lokantada wifi olduğunu söyleyeyim. Yeter ki parolayı sorun. Bu yol, kafenin olduğu noktada Via Farini tarafından kesiliyor. Via Farini, en lüks mağazaların olduğu cadde. Alışverişten ziyade, vitrinlere ve alışveriş yapan şık insanlara bakmak için…

Via Farini’den sola saptığınızda, çok az ileride Piazza Cavour var (Cavour meydanı) Bu meydan minik parkı ve çevreleyen çok güzel binaları ile ilgimizi çektiyse de, asıl Bologna’da en beğendiğimiz dondurmayı (Özellikle Bacio – fındıklı çikolatalı dondurma) yapan Cremeria Cavour (Funivia) (15) ile bizim sürekli uğrak yerimiz oldu.

Bu küçük meydanın arkasındaki binanın sağından devam ettiğinizde iç ve tavan dekorasyonunun çok güzel olduğu söylenen San Domenico (16) kilisesini gezebilirsiniz. Biz gittiğimizde kapalıydı.

Via Farini’den sağ tarafa doğru devam ettiğinizde ise önceleri önemsemediğim Via Carbonesi’ye gelirsiniz. Burada şehrin çok eski çikolatacısı Majani (17) var. İsviçre’de olsaydık çikolatacıya uğrardık deyip uğramadık ama havaalanından aldığım fındıklı çikolatası İsviçre çikolatalarından iyiydi; o nedenle bahsetmeden geçemiyorum.

Şehrin kalbi dediğim Maggiore meydanına paralel ve kulelerle biten ve de ana caddelerinden olan Via Rizzoli’den Via Ugo Bossi’ye geçerek devam ederseniz, solda en eski pastahanesi Gamberini (7) sağda ise neden her yerde adının neden geçtiğini anlamadığım minik ve kötü bir İstinye Park havasındaki Mercato delle Erbe var. Biz Gamberini’de fena olmayan bir pasta yedik, Erbe’yi ise dolaşıp, yenecek ve alacak bir şey bulamadan çıktık.

Kulelere giden yollardan Üniversite bölgesini ve Opera (tiyatro) binasını (18) içeren Via Zamboni, bu yolu kesen ve Güzel Sanatlar öğrencilerine rastlayacağınız ve üzerinde kadın pizza ustalarının çalıştığı bir pizzacının olduğunu okuduğum Via Bella Arti bizim yeterince keşfedemediğimiz yerler oldu. İlk gittiğimiz gece, daha tam nerede olduğumuzu anlayamamışken, Via Zamboni üzerinde muhtemelen opera binasının yakınında bir ‘Academie’ binasının içindeki küçük bahçenin olağanüstü güzel olduğunu söyleyen bir çiftle karşılaşmıştık. Burası bir müze ya da biletle gezilen bir bina değilmiş. “Kapıyı açıp bakın içeri girin ve iç bahçesine bakıp fazla oyalanmadan çıkın” demişlerdi. Benim için esrarlı bir bahçe olarak kaldı; arama fırsatı bulamadık. Keşfeden olursa duymak isterim.

Bologna’da eskiden çok fazla su kanalı da varmış. Bu kanallar şimdi yer altında kalmış. Ancak örneğini görmek mümkün. Biz Via Oberdan’ın Via Alessandrini’ye kavuştuğu kavşağın hemen yakınından bu kanallardan birini gördük. Ayrıca gene o bölgede Via Bertiera üzerinde bu kanallardan birini (4) bir pencereden görmek mümkünmüş ve çok kimse bu pencerenin fotoğrafını çekiyor; bunu da söylemek isterim.

Müzelerden bizim gördüğümüz Modern Sanatlar Müzesi (3) ve içindeki Morandi müzesi oldu. Her ikisini de keyif duyarak gezdik. Tren garından ‘Şehrin Kalbi’ne gitmek yerine, hemen sağa Via dei Mille’ye sapıp, karşınıza çıkan meydandan da Via Don Minzoni caddesine devam ederseniz 10 dakika içinde bu müzeye ulaşabilirsiniz.

Ayrıca bizim görmediğimiz Via Independenza’nın yukarı bölgesine çok yakın Orta Çağ müzesini (5) de ilginç bulanlar var.

İtalya yemek olarak çok methedilse de, buranın en bilinen yemeği Tagliatelle Ragu (Bolonez soslu kalın spagetti), Cotolette (Dana şnitzel, üzeri parmesan ve jambon), bal kabağı (zucca) dolgulu ravioli, mantı benzeri et sulu (brodo) ya da ricotto peynirli tortellini; bence bizim orta karar lokantalarımızda bulabileceklerinizden daha iyi değildi. Gene de kuvvetle tavsiye edildikleri için gittiğimiz ve bir hayli tarihi üç lokantasından bahsedeyim: Da Nello (6) – Via Independenza’nın sonundaki sokağın başında. Trattoria Gianni (11) (Şehrin Kalbi dediğim bölgede Via Clavature üzerinde saklanmış bir girintide) – Bella Napoli (8)- Biz öğle yemeği için biraz geç gittiğimiz için aksi bir garson kıza denk geldik ama ortamını ve pizzasını beğendik. Via Ugo Bossi’den devam ederek biraz aramak gerekiyor. Biz Modern Sanatlar müzesinden yukarı tırmandık, yokuş fazla olmasa da biraz yorucu oldu ama şehri daha iyi öğrenmiş olduk. Sonbaharda sokak satıcılarından kestane yemeyi de unutmayın, güzel yapıyorlar.

İyi lokanta tavsiye eden Tripadvisor başta birçok site var. Gene de, aklımda kalmış olanlardan iki isim daha vereceğim. Biri, okuduklarımdan pizza için tavsiye edilen ve Via Oberdan yanındaki bir meydandaki Nicole. Bir de Gianni’de tanıştığımız bir müşterinin tavsiyesi. Lokantadaki garsonların duymaması için kulağımıza eğilerek Osteria dei Grifoni’nin çok iyi olduğunu, yemeklerinin hem lezzetli, hem porsiyonlarının büyük hem de makul fiyatlı olduğunu söyledi. Kaydetmesem olmazdı. Şaraptan pek anlamıyorum ama bu beyefendi, ayrıca çok yüksek fiyatlı şarap yetiştiren bir bölgenin çok yakınındaki bir şarabın çok daha düşük fiyatlı ama benzer kalitede olduğunu söyledi. Rosso di Montalcino. İyi şarap arayan arkadaşlar için bu dolaylı tavsiyeyi de not edeyim. Şaraptan anladığını varsayarsak şunu da ekleyeyim: Yerel şarap olarak da Bissoni Girapoggio içiyordu.

Bologna’da bir akşam da en bilinen caz kulübüne gittik: Cantina Bentivoglia (1) Burada her akşam farklı bir grup çalıyor. Yemek yiyerek ya da içki içerek ya da sadece bir tatlı/meyva yiyerek bir masada oturarak müzik dinlemek mümkün. Müzik nedeniyle birkaç euroluk da bir ilave ücreti var. Rezervasyon yapmanızı öneririm. Karşısında da vizyondaki son filmleri oynatan bir de sinema var.

Bahsedeceğim dört yer daha kaldı:

  • Peynir veya Modena çıkışlı yıllandıkça değerlenen, DOP damgalı olursa daha da değerlenen acetico balsamico (balzamik sirke) almak için Independenza ve Mille caddelerinin kesiştiği yere yakın ilginç şapkalı bir hanımefendinin tezgahtarlığını yaptığı All’olio Salumeria’ya (2) uğrayabilirsiniz. Balzamik sirkeyi burada salatalarda bolca kullanmak yerine birkaç damla ekleme, hatta bunu gene birkaç damla olarak dondurma ve parmesan üzerine koyma alışkanlıkları var. Bu sirke yıllar geçtikçe tatlanıyormuş. En kalitelilerinin hele 30 yıl ve üstü ise, küçük bir şişesinin yüzlerce euro ettiği bile oluyor. 15 yıllık küçük bir şişe bile 50 euro. Ancak DOP damgalı olmayan biraz çakma olanlarını daha ucuza alabilirsiniz. Gerçek yeri yarım saat uzaktaki Modena. Parmesan ise adından belli; 1 saat mesafedeki Parma bölgesinin peyniri. Onda da DOP onayı fiyatı arttırıyor. 24 aylık en popüleri. 30 – 36 aylık özel üretimler de bulunuyor ve bence daha lezzetli.
  • Via dei Mille’nin bitip Via Irneira’nın başladığı yerde, geniş alanda çoğu günler farklı açık hava pazarları oluyor, bazıları daha bir panayır havasında. (Mavi 4)  Karşısında ise gezmeye zamanımız kalmayan güzel bir park var.
  • Eski şehir bölgesinden uzakta olsa da, görülmesini önereceğim bir de San Luca kilisesi (12) var. Eski şehrin Saragossa kapısının dışında – güzel bir kapıydı – ve şehrin kalbine de yürüyüş mesafesinden daha uzakta. Biz baştan anlaşarak taksi ile gittik. (Bir saat içinde gidip gelmek kaydı ile 30 euroya anlaştık, belki daha iyi pazarlık da yapılabilir). Kilise şehrin dışında bir tepenin üstünde ve sis yoksa yukarıdan Bologna’nın pek de güzel olmayan manzarasını görmek mümkün. Kilisenin en tepesine çıkarsanız ülke puanına katkıda bulunmuş olur (Hangi ülke vatandaşlarının tırmandığını kaydediyorlar) hem de 360 derece etrafı seyredebilirsiniz. Tırmanamazsanız aşağıdaki terastan gözüktüğü kadarı ile yetinmek gerekiyor. Asıl ilginç olan Saragossa kapısından başlayan ve kiliseye kadar 4 km kadar devam eden kemerler (revaklar). Yani kiliseye gelenler, yürüyebilecek kondisyonları varsa, tepeye böyle kemerlerle kapalı bir yoldan tırmanarak gelebiliyorlar. Son derece ilginç bulduk. Yanlış hatırlamıyorsam 20 numaralı otobüs revakların başındaki bir yere kadar geliyormuş. Zamanı ve enerjisi olan yapsa memnun kalır diye düşünüyorum.
  • Son olarak da nerede kaldığımızı yazayım. Hotel Almarossa, bazı odaları otel – kahvaltı şeklinde çalışan, bazı stüdyo daireleri ise günlük kiralanan ilginç bir yer. Via Irnerio üzerinde yer alıyor. Birçok yere yürümek için uygun bir lokasyonda, yeni restore edilmiş güzel bir binada. Biz son dakikada karar verdiğimiz için bir stüdyo dairede (oda salon mutfak banyo) biraz fazla para ödemek zorunda kaldık, ancak parası hariç, her şeyi ile çok da rahat ettik, memnun kaldık. Kahvaltımızı kendi alışverişimiz ile yaptık, yemek de yapmak mümkündü. Yeterince önceden uygun fiyat bulursanız tavsiye edebilirim. Onun da dışında tren istasyonu çevresi ile ‘Şehrin Kalbi’ arasında çok sayıda otel ve çok sayıda oda (air b&b) var. Bu civarda kalırsanız ve yürüyemeyecek kadar yorgunsanız 20 ve 28 no’lu otobüslerle Via Indepenza’nın Neptün heykeline en yakın noktasına kadar gidebilirsiniz.

Biz bir günü Ferrara’ya, bir günü Parma’ya ayırdık ve telaş etmeden Bologna’yı da geri kalan 4 günde gitgide daha fazla öğrenerek ve alışarak gezdik. Yürüyerek gezmek için çok uygun ve güzel bir şehir olduğunu düşündük. Ferrara’ya ise hendekle çevrili kalesi, Orta Çağ’dan kalan Volta yolunun bazı bölümleri, meydanı, Rönesans döneminden duvarları elmas motifli ve bazı sergilere ev sahipliği yapan Villa Diamanti nedeniyle en azından yarım gün ayırmaya değer. Yakınında Ferrari müzesi de var. Güvendiğimiz arkadaşlarımızdan Ferrrara’da Trattoria Da Noemi’nin (Via Ragno 31) çok şık ve iyi olduğunu duyduk. Ferrara’yı detaylı yazmıyorum ama aşağıya bizi etkileyen kalesinin gece ve gündüz resimleri ile Villa Diamanti’nin resimlerini ekliyor ve Ferrara’dan bu resimler ile yazımı bitiriyorum.



BOLOGNA: 1 Yorum

  1. Goksin says:

    Valla cok gittim Bolonyaya ama hic Boyle yasamadim.
    Kaleminiz sagolsun

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

  • 'Ne Anladım Ben Bu Hayattan' en son
    05.03.2012
    tarihinde güncellenmiştir.
  • Gün gün yazılar

    Aralık 2018
    Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
    « Eki    
     12
    3456789
    10111213141516
    17181920212223
    24252627282930
    31